Önce ve gene vurgulayım: “Kıbrıs’ın iki yakasında Türk ve Rum halkları var iken ve çözümsüzlük sürgit gerçeğiyle sorun olmaya devam ederken; laf ola beri gele benim de söylediğimce “başın sonu” yoktur! Aksine “bittiği yerde başlar!”
Bu nedenle geçen hafta siyaset dünyamıza flaş haber olarak düşmüş “7-11 Kasım Cenevre toplantıları” başarısızlıkla sonuçlansa da (ki sonuçlanmaması için dıştan büyük dayatmalar olacaktır) kısa bir aradan sonra kaldığı yerden devam eder..
NİÇİN? Çünkü geçen hafta sonunda yer alan Rum medyasındaki haberler eğer doğruysa (ki büyük oranda doğrudur. Çünkü 3. Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun da yaptığı yazılı açıklamasından anladığımızca kendi müzakerecilik döneminde Anastasiadis’in önüne koyduğu toprak ve harita bugünkü istekleriyle örtüşüyor.)
Gerçekte bu harita zaman zaman Rum medyasında ayazlatılıyor. Hatırımda kaldığına göre Lefkoşa Mağusa anayolunun sınır olarak kabul ediliyor. Lefke yakınlarından Kuzey’e uzanıyor ve Güzelyurt’u Güney’e bırakırken, Kalkanlı yakınlarından Körfeze kadar uzanıyor. Haritaya çok şaşmıyoruz. Nitekim Rum medyası Türk ve Rum tarafının toprak konusundaki isteklerini şu şekilde listeledi:
RUM İSTEKLERİ: (1) Mal mülk, mülkiyet ve toprak düzenlemelerinden bağımsız olarak geri dönüş hakkı! (2) Omorfo ve dini, ekolojik, tarihi öneme sahip toprakların iadesi. (3) Kıyı şeridi yüzdesi oranının toprak yüzdesiyle orantılı olması. Her Kurucu Devletin toprağı, nüfusu ve bölgelerinin mülkiyet hakkını yansıtması ve ve birincil kaynakların dağılımında iyi bir denge sağlanması. (4) Rum tarafı ayrıca topraklarına komşu toprakların da dikkate alınmasını istemekte.
TÜRK İSTEKLERİ: (1)Toprak düzenlemelerinden etkileneceklerin en aza indirilmesi ve iki bölgelilik güvence altına alınırken özel bölgeler, kantonlar ve ceplerin istisnai olması! (Demek ki kantonlar da olacak, özel bölgeler de cepler de!) (2)Güzelyurt’un ve gibilerinin toprak düzenlemesi kapsamına alınmaması. (3) Kimlik ve toprak bütünlüğünün korunması.(4)Mevcut kıyı şeritlerinde minumum değişiklik yapılması.
KISACA: Taraflar bu isteklerinden ödün vermezlerse Cenevre toplantısı bozguna uğrar! Bazı konularda verirlerse müzakereler devam eder. Birbirlerinin önerilerini kabul ederlerse referanduma gidilir ama Türk’ten evet çıkmaz!
ŞAŞARKEN ÜZÜLDÜĞÜMÜZ KKTC’NİN HALLERİ!
Geçen hafta gün günden artan ölümcül trafik kazaları haberlerine bakıp “ne olacak bunun sonu” diye korkuyla hayıflanırken, artan voyvodalarla birlikte artan illegal olayları da kuşku ile seyreyledik. Büyük kısmı denizlerle çevrili Kuzey’in gitgide nasıl uyuşturucu mekânı haline geldiğine de şaşkın bakarken söylendik. “Devlet olmak kolay değil!”
Nitekim olamadığımızın bir yeni ispatını da “emirnamelerle” çaktık! “Niçin yasalaştırdıydık, neden bozuyoruz” sorularında! Oysa “neden şaştığımıza şaşmalıydık çünkü bu ülkede “Değirmenlik’ten baktınız mı neredeyse Girne’yi göreceğinizce taşları uğruna Beşparmak dağlarını yerle yeksan ederlerken bile şaşmıyorduk! Ayaklarımızın bastığı her yeri pisliklere boğduğumuza şaşmadığımız gibi!
ÇÜNKÜ: Bu ülke ayni zamanda 1 milyar TL’lik kredilerini ödemeyenlerin 9 ayda 46 milyon euroluk lüks araba satın aldığı ülkedir de!
Dolayısıyle “emirnameleri kaldıracağım” diyen Başbakan yardımcısına çok şaşmadık. Rantiyeciliğin planlı programlı imar iskân olaylarının önüne geçtiği, arabesk yapışlaşmanın çağdaş yapılaşmayı dışlayıp geliştiği ülkede emirnamelerin kaldırılmasına neden şaşalım ki? Ha bir devrelerde “Türk’ün topraklarını neden emirnamelerle atıl duruma sokuyorsunuz” diye soru sual edecek olduktu da betercince şaştıktı çünkü Rum’un topraklarını ranta açanlar Türk’ün topraklarını da olası bir çözümde Rum’a tazminat diye vermek için saklamayı amaçladılardı!”
FAKAT HAZIRLANMALIYIZ: İster “çözüme” ister “çözümsüzlüğe!” Bu nedenle Yönetime yönelik tüm hezeyanlarımıza karşın TC ile sürdürülen işbirliğine dayalı yeni projelere atılan ikili imzaları çok önemsiyoruz. Geçen haftanın önemli olayıydı: “TC ile KKTC PTT”leri arasında e-devlet projesine ilişkin işbirliği protokolü imzalandı.” Neden önemsiyoruz. Ta Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olduğu yıllara dayanır “bilişim devleti” olacağımız vaatleri. Olamadık! İnsanların akıllı telefonlarla oynadığı, internette sosyal medya yarattığı, bilgilerin “bilişim” teknolojine çoktan geçtiği hatta bazı ülkelerde “kitapların” yerini artık “bilgisayarların” aldığı gerçeklerde KKTC’nin 14 üniversitesine karşılık bu kadar ilkel ve hantal bir devlet yapılanmasını kamburunda taşımasına doğrusu bu kez şaşamıyoruz çünkü üzülüyoruz..
Bu nedenle geçen hafta da “Reformlara büyük ihtiyacımız vardır” demeye devam ettik. Fakat bir yandan da hâlâ yeni ders yılına başlayan okulların sorunlarını çözemediğimizi hatırlayıp hayıflandık. Ve “Kurumlar” dedik! Çalışmıyor, gitgide devletin kamburu oluyorlar! Kurtulmak dileğimiz olmalı!
KISACA TAKILDIĞIM: (DİNİ SORUN YAPMAYIN VE YDP)
KKTC’de son günlerde geçmişte de görülen iki olay yeniden tekrarladı. “Din sorunu” bir, “Yeni Doğuş Partisi”ni hatırlatan “Yeniden Doğuş partisi” iki. Her iki olaya ileride yeniden döneceğiz ama hatırlatalım. Geçen hafta ansızın Pir Sultan Abdal Derneği 2009 yılında “seçmeli” hale getirilen okulların din dersinin Anayasanın 23. Maddesine aykırı olmasına karşın “zorunlu” hale getirilmesine karşı çıktı ve sorunu Ombudsmana taşıdı. Dernek haklı.. Zaten TC’den kaynaklı sürtüşmeye hazır bir “din tartışması” var iken; vicdan ve din özgürlüğüyle oynamak “onca sorunlarımız yetmezmiş gibi önemli bir sorunu daha kamburumuza yıkmak olur! Eğer karar yanlışa toslayan işgüzarlık değilse Anayasa’ya dönülmesinde fayda vardır.
YDP’e gelince: İnşallah TC’li-Kıbrıslı sorununa dönüşecek bir yapılanma değil…
































