İlkokullarda çocuklara savaşların genellikle “toprak paylaşımları ile kavgalarından” çıktığı anlatılır. Örnekler verilirken de her savaşın bir “saldıranı” bir de kendini “koruyanı” olduğu söylenir. Ve eklenir: Her savaşın bir galibi bir de mağlûbu vardır…” Çocuklar yine de insanların neden savaştıklarını, niçin birbirlerini öldürdüklerini anlamazlar.. Çünkü henüz “vatan millet mefhumlarını” anlayıp kafalarında somutlaştıracakları akıl yaşında değillerdir… Yetiştikçe anlarlar: Bir karış toprağın bile insan için mülkiyet, aidiyet, üretim yönünden ne kadar önemli olduğunu… Bir yudum suyun bile ne büyük bereket, yaşam demek olduğunu… Mülkün temelinin adalet demek olduğunu da anlarlar… Ki o “mülk” devlettir. Devleti olmayan insanlar ya aşirettir ya kabile! YA BÜYÜKLER NE ANLIYORLAR? Mesela zannediyorlar ki Kıbrıs’taki siyasi sorun Türkiye’nin Kuzey’i işgal etmesinden dolayıdır! Oysa yarım asırdır yazılıp söyleniyor. “Uğruna savaşılan topraklardır” söz konusu olan. Nitekim bu adadaki siyasi sorun “toprak paylaşımı” üzerine oturuyorsa, ötesi de “mülkiyet ve egemenlik” hakkı kavgasıdır! Çok kısaca “her şeye karşın barış” diyenler bin defa düşünmelidirler! Çünkü Rum liderliği ve halkı yarım asırdır ne “her şeye karşın barış” ne de “Türkler’le adayı paylaşalım” demiştir! Nitekim “meğalo idea” da Rum’un tarihi sloganıdır ona bağlı olarak “enosis” de! Gerçekleştirmek için Eoka’yı kuran da Rum’dur Türk’ün üzerine saldırtan da! Bu adayı Helenizmin malı olarak gören de Rum halkıdır… AKILLAR BAŞLARA: “Her şeye karşın barış” isteyenler gözlerini açıp görsünler, kulaklarını dikip işitsinler: Daha geçen gün Anastasiadis’le birlikte yürüyüş yapan Omorfo’lular Omorfo’nun iadesini istediler! Verecek misiniz? Çünkü Girneliler de Girne’yi, Karpazlılar Karpas’ı isteyecekler! Ki ne diyor Anastasidis: “Çözüm AB’nin İnsan Hakları dahilinde olacak. Dört özgürlük hakkı hakkımızdır!” Siz, “her şeye karşın barış” diyenler.. “Dünya hukukunun parçası olacağız” diyenler.. Kuzey’i vermek pahasına mı istiyorsunuz o barışı? Sonra elinizde ne kalacak ki “hukukunuz olsun?” Bin defa daha düşünün: “Her şeye karşın barış” olmaz!
**********
KOALİSYON HÜKÜMETİ. (NEDEN YÜRÜMÜYOR?)
Öteden beri Koalisyon hükümetlerini “tek parti iktidarlarından” daha çok tutarım. Nedenini de şöyle açıklarım. Tek parti iktidarları “sultacı olurlar!” “Ben yaparım olur” dayatmalarında baskıcı olurlar! İktidarlarını sürdürmek için “partizanca” tasarruflarda bulunurlar! Hazine ile ekonomi ile oynarlar! Parti çıkarlarını devlet çıkarlarının önüne koyarlar! Vesaire… Yukarıda yazdıklarıma yabancı değilsiniz. UBP somut örneğidir! Yıllarca “ben yaparım” olur” dedi. Belki olanları oldu da ötesi nanay oldu! Koalisyon hükümetleri ise birbirlerini denetleyen, muhalefet partilerinin muhalefetlerine bile gerek duymadan kendi içlerinde kendi muhalefetleri yapan, en azından “ben yaparım olur” yerine “altına imzalarını attıkları hükümet programını uygulamak zorunluğunda icraatlara ciddiyet getiren bir siyasi yönetim ortaklığıdır. Nitekim yıllarca neden UBP ile CTP koalisyon hükümetinde buluşamasınlar dediydim. Sonuçta oldu fakat yürümüyor! Çünkü:
TEMELDEKİ SORUNLAR: Geç de olsa şimdi anlıyorum: Evet koalisyon hükümetleri birbirlerini murakabe ederek doğru düzgün icraatların başarılarına imza atarlar ama “ideolojilerinden fedakârlık yaparak.” Ki UBP-CTP Koalisyonu bu açmazından önce “ülkesel ve dünyasal sorunlar nedeniyle de sık boğaz olmaktadır. Şöyle ki: Bir yanda müzakereler.. Müzakerelerle ilgili derin görüş ayrılıkları! Öte yanda koalisyon hükümeti için büyük talihsizlik olması gerekir yaşanılan döviz vurgunu! Beride olanca kurumların iflası sorunları! Ve tabi su kavgası. Ki bu kavga amacını aştı, Türkiye-KKTC odaklı tatsız bir siyasi soruna dönüştü! Koalisyonu zora sokan diğer nedenlere gelince:
YENİ JENERASYON FAKTÖRÜ: Belli ki artık CTP kendi sularında yetişen jenerasyonuna egemen olamıyor. “Eskiler-yeniler” olayı kapanmadı sürüyor! Ve artık alttan gelen bir yeni CTP’li kuşak mesela “her şeye karşın barış çözüm” diyebiliyor UBP’nin fena halde canını sıkıyor! TALAT FAKTÖRÜ: Özellikle son zamanlarda Talat bir parti başkanı gibi değil, bazen bir Başbakan bazen da Cumhurbaşkanı gibi “görüşümdür” diyerek fakat CTP’yi de bağlayarak açıklamalar yapıyor, hükümet ortağının “radikal Sağ parti ve TC’ye Anavatan diyen” bir misyonu olduğunu dikkatte almadan koalisyon hükümetini dinamitliyor!
SENDİKALAR BİRLİKLER FAKTÖRÜ. Ömer Kalyoncu hükümeti olumsuz koşullarda göreve geldi diyoruz. Doğrudur. Ancak bir diğer doğru da Koalisyon Hükümetinin Sendika ve STÖ’i karşısında yenik düşmesidir! Yorgancıoğlu hükümetinden kalan sorun devam ediyor! Artık tüm sektörler sendikalar “önce grev eylem yapıyorlar” sonra hak arıyorlar!
SU SORUNU: Olmaması gerekirdi dedik. Fakat “CTP kanadından bazı sivri uçlar ve tabi dışındaki güçler resmen popülizm yapıyorlar kendilerini yönetmekten aciz belediyelere suyu peşkeş çekerlerken, üzerinden TC aleyhtarlığı sürdürüyorlar!
KOALİSYON HÜKÜMETİ: Nereye kadar gider, nerede neye toslar ve biter bilmiyoruz. Fakat temennimiz dağılması değildir.
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (KURUMLAR KENDİ KANUNLARINI KENDİLERİ Mİ YAPIYORLAR?)
Bu memlekette kompüterle “yani elektronik aygıtlara aşina, yahut kullanan kaç kişi vardır biliniyor mu?
Velev ki memleketteki 160 bin Kıb-Tek abonesinden 90 bin 362’si “elektronik fatura uygulamasından” yararlanıyor. Demek ki bu elektronik sisteme yatkın insanların sayısı ve gönüllüsü bu kadarmış.
Tutun ki bu sayıyı artırmak söz konusu. Bunun yöntemi elektronik faturaya indirim yaparken, kullanmayanı cezalandırmak mıdır? Var mı böyle bir yasa? O zaman Bakanlar Kurulu çıkar “tümden elektronik fatura sistemine geçilecek düzenlemenin kararını alır.” Kıb-Tek’i de bir kısım abonesini elektronik sisteme geçmediği için indirimden muaf tutup cezalandırmak gibi haksız ve kanunsuz bir uygulamadan kurtarır!
































