Meclis Başkanı Sibel Siber sağlığın, bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan bir bütün olduğunu dile getirmiş. Doğrudur… Ruh sağlığı genel sağlığın bir parçasıdır. Sayın Siber bir tıp doktoru. Eminim o da genel bir değerlendirme yapıyordur. Ama gözlemlerimize dayanarak biz de uyarmış olalım…
Kıbrıs Türkü, geçmişe göre ciddi şekilde fakirleşmiştir, işsizlik sorunu yaşamaktadır, kendini geliştirme olanağı bulamamaktadır, kapana kısılmışlık duygusuyla zaten büyük bir stres içindedir. 1974 sonrasında geleceğini ilk kez bu kadar karanlık görmektedir. Elindeki para günden güne erimekte, pul olmaktadır. Belki de toplum hayatında ilk kez bu kadar borçlanmıştır. Çocuklarının geleceği için ilk kez bu kadar endişelidir…
Ya gençler… Büyük bir çoğunluğu kendilerinden önceki nesillere göre daha iyi eğitim almış, dünyayı tanımış, ellerinde diplomalarıyla ne olacaklarını düşünmekte olan gençler… Onların yaşadıkları endişe, hayal kırıklığı, kaygı ve stres… Son yapılan seçimlerle Meclis’e giren genç milletvekillerinin de aynı endişeleri paylaştıklarından ve olup bitenlerden rahatsız olduklarından eminim. Bir çoğu zaten bunları sosyal medyada paylaşıyorlar…
Geçmişte “Gençlerimiz göç ediyor” diye feryat edilirdi hatırlarsınız. Bence son on yıl, beyin göçünün en yoğun yaşandığı bir dönem oldu. Gençlerin elinde şimdi, eskiden olmayan önemli bir avantaj var. O da AB pasaportu… Özellikle de yurt dışında okuyanlar artık dönmüyorlar. Ülkelerinde gelecek görmüyorlar, herhangi bir şeyin iyileşeceğine inanmıyorlar. Ne içte, ne de Kıbrıs konusunda bir umut var… Giden, gittiği yerde kalıyor…
Tüm bunların üstüne bu toplum, her Allah’ın günü bir de siyasi kavgaları seyretmektedir. Kendi geleceğini iyileştirme adına oy verdiği insanların birbirleriyle çekişmesini izlemek zorunda kalan insanların ruh sağlığı bozulmuştur. Uzmanlar, “Ekonomik kriz dönemlerinde ruh sağlığı bozuklukları ve intiharlar daha çok artmaktadır. Düşük ekonomik şartlardaki toplumlarda aile içi sorunlar işsizlik ve suç işleme eğilimi daha fazla görülür” diyorlar ve başka bir şey daha söylüyorlar “Siyasetçilerin yaptığı asabi konuşmalar, toplumun ruh sağlığını bozuyor”… Bu bilimsel bir tespit. Bence uyuşturucu kullanımının, trafik kazalarının, boşanmaların artması hep yaşadığımız toplumsal stresin sonucudur. Sadece adaletsizlikler bile yeteri kadar stres sebebi değil midir..?
Gerginlik dolu bir ortamda herhangi bir sistem değişikliğinin, herhangi bir reformun, herhangi bir ilerlemenin gerçekleştirilmesi mümkün müdür? Tabii ki değildir…
Halk da biliyor ki, çoktandır, hep birlikte ulaşacağımız, ulaşmak için çalışacağımız ortak bir hedef yok… Ortalıktaki kavgaların sebebi, toplumun değil, belli kesimlerin çıkarı… İşte güvensizliğin kaynağı da bu zaten. Kimsenin birbirine güvenmediği, birinin diğerinin ayağını kaydırmak için fırsat kolladığı bir ortamdan iyilik, güzellik ya da umut çıkabilir mi? İyi niyetle çalışmak isteyenler bile bu ortamda enerjisini kaybeder, inancını kaybeder. Ne yazık ki, şu an olan da budur…
Başbakanlık yaptığı kısa dönem içinde çok fazla bir icraatı olmasa bile, en azından psikolojik olarak halkı rahatlatan Meclis Başkanı Sayın Sibel Siber de bizim gördüklerimizi görüyorsa, bu teşhisi hükümetin önüne koymalıdır…
Daha iyi yaşam koşulları sağlayamıyorlarsa bile, en azından tansiyonu düşürmenin yolunu aramalılar.
Ünlü düşünür Emile Zola diyor ki; “Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir”…
Adalet olmadığından, saadet de yok…
OKUR UYARIYOR
Sayın Mehmet Moreket;
Yıllardır siyasetteki gelişmeleri yakinen takip eden birisi olarak birçok siyasetçiyi tanıma fırsatım oldu. Birçok kişinin yetersizliğini ve içinin boş olduğunu gördüm. Haziran ayında yapılacak yerel seçimler için bazı kişiler ön plana çıkmaya başladı. Belirli bir süredir televizyonda ve basında takip etmeye başladığım genç ve dinamik bir mühendis olan Nüshet İlktuğ ilgimi çekti. Televizyon programlarının birinde anlattıklarını dinlerken ülkemizde de böyle insanların arttığını görmek beni çok sevindirdi. “Değişimin arkasında koşan değil değişimi yöneten bir belediye oluşturmak zorundayız” ifadesi, belediyeciliğin ne olması gerektiğini anlatan en net kısa ve güzel bir ifade olsa gerek. Diğer taraftan bugün Birleşmiş Milletler kampı olarak kullanılan bölgenin Mağusa’ya kazandırılması da doğru bir düşünce. Bunu ortaya sürerken dayandığı temel ise insan odaklı bir yaklaşım. Umarım UBP yetkilileri kendi içlerindeki Nüshet İlktuğ gibi gençleri görür. Eğer UBP değişimi ve kurumsallaşmayı yapacaksa sahip olduğu bu dinamikleri devreye sokmalıdır. Vizyonunu, böyle konusuna hakim bilgili gençleri öne çıkararak belirlemelidir. Nüshet kardeşim! Bizler sana güveniyoruz. Senin de, mensubu olduğun partinin de yolu açık olsun…
(E.V. – Mağusa)
YERİN KULAĞI VAR:
BLÖFE KARŞILIK REST:
Dört aylık hükümet döneminde DPUG kanadının yarattığı krizler saymakla bitmiyor. İşin acı tarafı da, hükümetin büyük ortağı CTP’nin, DP-UG’nin bu blöflerini görememesidir. İstediklerinde “ortak”, istemediklerinde “muhalefet” gibi davranan DP-UG’nin, “olmazsa olmaz” olmadığını birilerinin hatırlatması gerekir. Örneğin UBP ile görüşüyormuş gibi yapın bakalım, bundan sonra böyle sorun çıkarabilirler mi..?
BU NASIL İŞ:
Biz Serbest Bölge’ye yapılan bir istihdamı yazmıştık, baktık her gün yeni haberler geliyor. Sunat Atun, yurt dışı temsilciliklere dıştan atamalar yapıldığını söylüyor, Toprak Ürünleri Kurumu’nda da birilerinin işe alındığı iddia ediliyor. Bir yandan “geçicileri durduralım” tartışması yapılırken, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Bu halk siyasilerin oturduğu koltuktan bakınca çok mu ahmak görünüyor acaba? Herhalde öyle ki, bizi durmadan ahmak yerine koyuyorlar…
İLGİNÇ:
UG’cilerin kendi tabanlarını DP’ye transfer etme çabalarının sürdüğü iddia ediliyor. Olay yaklaşan DP kurultayını akla getiriyor. Malum son tüzük kurultayında, kurultayda oy kullanmak için gereken süre de ortadan kaldırıldı. Bu arada UBP’den istifalar da yaşanıyor. Aralarında kurultay delegeleri de var. Gerçekten ilginç.
ÖNLERİNİ NİYE KAPATSINLAR:
Anayasa değişikliği konusunda ayak direten iki UG milletvekili gündem oldu. Aslında sadece bu iki vekil değil, bu değişikliğe sıcak bakmayanlar, tüm UG’liler. Anayasada vekil transferleri ile ilgili yapılacak değişikliğe karşı çıkan söz konusu iki vekil, haklı olarak önlerinin kapanmasını istemiyorlar. Yarın öbür gün iyi bir teklif gelir, DP içerisinde huzursuzluk yaşayabilirler, belli mi olur. İşi garantiye almak istemeleri, kendilerince haklı bir neden olabilir…
SANKİ ZORLA VERDİK:
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, “Zor bir dönemde hükümeti devraldık… Geçen 3 aylık dönemde hiç istemesek de, gereklilikten dolayı bazı kararlara imza attık” demiş. İyi de hükümete girmek için yapmadığı manevra kalmayan Sayın Denktaş’a sormak gerek, başına silah mı dayandı hükümete girmesi için…
GÜNDEM İÇTÜZÜK: Meclis Başkanı Sibel Siber, Meclis İçtüzüğü ile ilgili değişiklik önerilerini hazırladı. Anayasa, Seçim ve Halkoylaması Yasalarını görüşen komite, bu çalışmalarına 15 gün ara verip, Meclis İçtüzüğü’ndeki değişikliği hazırlayacak. Siber’in önerisinde, aralarında “Meclis’in tatil süresi, komite üyelerinin devam zorunluluğu, genel kurulda toplantı yeter sayısının ne olduğu, milletvekillerinin söz almadan konuşamayacağı, milletvekili ve görevlilerin kılık kıyafeti, Cumhurbaşkanı’nca geri gönderilen yasalar, Cumhurbaşkanı’nın ne zaman vatan hainliğiyle suçlanabileceği ve genel kurulda suçlamanın nasıl görüşüleceği” gibi maddelerin de bulunduğu tam 186 konuda yeni düzenleme yer alıyor.
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: “UBP yönetimi, kendini de inkar ederek, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun koltuğunun altına girmeyi marifet saydı. Kurultay istihdamlarını meşrulaştırmak için, kurultaylarında eleştirdikleri Eroğlu’nun arkasına saklandılar. Bilsinler ki, kurultay döneminde olanları Eroğlu deftere yazdı. Onun indinde, bu yalakalıklar da, onları kurtaramayacaktır…”
DİPTEKİLER
Ertan Ersan: Cumhurbaşkanlığı süresince makamını ağlama duvarı yapan Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği, bu kez de Rauf Denktaş’ın mezarını ağlama duvarı yapmış. Mezarın başında, işe alınmayan şehit çocuklarından, anıt mezarın yapılmamasından şikayet etmiş. 63’ten bu yana 50, 74’ten 37 sene geçmiş. İstismarın bu kadarına da pes doğrusu…
































