Kıbrıs Türk halkı çok çileli meşakkatli bir tarihi süreçten geldi bugünlere. Ben, en az 60- 70 milyon insanın öldüğü sanılan 60 ülkenin katıldığı 2. Dünya savaşının bitiminden hemen sonrasında o felaket dolu yıllarının devam eden artçı depremlerinin tanığıyım. Ki Almanya hâlâ yenilgiyi kabul etmiyor zaman zaman İngiliz Kolonisi”olduğu için savaş uçaklarıyla Mağusa limanını bombalıyordu..
Çok kısaca adada açlık fukaralık vardı. Dolayısıyla işsizlik. İnsanlar sefalet içinde yaşıyorlardı.
O büyük felaket yıllarından 1974’lere, 1974’lerden 2022’lere geldik.. Kolay gelmedik ama.. Bu kez de Rum kilise papazlarının ateşini yaktıkları “Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını” öngören “Magali İdea” (büyük ideal) dedikleri saldırganlıklarıyla karşı karşıya kaldık. Ne köylerimiz kaldı yıkılıp yakılmadık ne seyahat özgürlüğümüz! Rum milisleri EOKA’cılar resmen Türk avına çıktılardı. Başlarında çılgın fakat Rumlar için tapılası büyük lider esamesinde Makarios vardı. “Bu adada diyordu Anadolu’daki Türklerin uzantısı olan tek bir Türk bile kalmadan çekip Türkiye’ye geri gitmelerine kadar EOKA görevini yaptı sayılmayacaktır!”
***
ALLAHA ŞÜKÜRLER OLSUN: 2. Dünya savaşı sonrası bu adada büyük mücadeleler verdik. 1974’e gelene kadar kendi ulusal kimliğimizin özgür ve egemen sahibi olamadık. EOKA, Rum milis güçleri tarafından kıyım kıyım kıyıldık.. Köylerimizden göç etmek zorunda kaldık.. Ve ilk kez 1974 Barış Harekâtı ile bu adada özgür ve egemen bir Türk devleti olduk. ***
ŞİMDİ BU TOPRAKLARDA TUTUNMAK ZORUNDAYIZ: Kazanımlarımızı korumak zorundayız. Onca felaket dolu yılları aşıp “vatan yaptığımız” Kuzey topraklarımızda kök salmalı, yeşerip boy atmalıyız.. 2. Dünya savaşını, Rum’un saldırılarını defedip bugünlere gelirken bir Pandemiye yenik düşmemeliyiz.. Adada barışı, siyasi çözümü sağlamak uğruna Rum’un tüm adayı Yunanistan’a bağlayacağı siyasi tezgâhlarının aptalca mekanizmaları haline gelmemeliyiz… Yani onca dereleri dağları bayırları aşıp bugünlere özgür ve egemen bir Devlet olarak gelirken bir karış suda boğulmayalım diyorum..
Çünkü neredeyse “yavaştan yavaştan dürüyüp filizlenmeye başlayan bazı düşüncelerin sahipleri, “Türkiye dışarı Rum içeri” diyerek ada halklarının yeniden birleşmesinden yani “Zürih Londra Anlaşmalar” ahkâmındaki “Kıbrıs Cumhuriyetine” dönüşten söz ediyorlar! Doğrusu hiç anlayamıyorum!
*** PAHALILIK- PANDEMİ – TRAFİK FELAKETLERİ DEVAM EDERKEN: Geçen haftaya şöyle bir dönüp baktığımda KKTC’nin pür-i melaline yani “pejmürde hallerine bir kez daha üzüldüm.. Çünkü bir günlük şiddetli yağmurlar bile seller oldu aktı, dereler taştı zarar verdi ama Kanlı Dere dediğimizin bir kolu bile olsun Köprücük köyündeki gölete ulaşamadı! Onca su ya denizlere aktı ya ovalarda kayboldu heba olup gitti. Yani anlıyoruz ki KKTC de hâlâ yağan yağmurlardan faydalanacağımız bir “alt yapı, bir sistem ve yeterli önlemler” alınmamış! Böyle de oldu mu yağan yağmurlar ya felaket yaratmakta yada kaybolup gitmekte! Yani artık Allah’ın takdirine kalmış
***
PEKİ AMA: Trafik kazalarının sürekli artması da mı Allah’ın takdiri? Sayın “yetkili” fakat “sorumsuz” devlet adamlarını bir kez daha uyarayım. Artık kentlerde ve sayenizde bu ülkede araba kullanmak ancak Allah’ın takdirleriyle mümkündür.
Ne Lefkoşa’da ne Mağusa’da ne Girne’de.. Artık araba kullanmanız bir yerden bir yere kazasız balasız bir başka yere gitmeniz mümkün değildir. ÇÜNKÜ sayın beyler, sayın efendiler “yıllar itibarıyla arabalar, nüfus ve dıştan gelen öğrenciler çoğalır, dolayısıyla kentler ötesi yöreler yeni yollara, yeni trafik düzenlemelerine, yeniden organize edilecek toplu taşımacılığa ihtiyaç duyarken” de feryat ediyorduk ama sizler kös dinliyordunuz! *** NİTEKİM artık Kentleri bir daha trafik kazaları belasından kurtaramayacağınız evler, apartmanlar, sitelerle tıka basa doldurdunuz ki bırakın trafiğe akış sağlamayı, yaya yürümek bile arabaların çarpma olasılıkları nedeniyle kelle koltukta sayılması gereken kahramanlık olmakta!
VE farkındasınız: Artık kazalar sürücü dikkatsizlikleri nedeniyle ölümcüllüğü artarak devam ediyor.
KISACA memleketi trafik kazalarına davetiye çıkartan, insanların ölümüne neden olan “çarkı feleğin” infazına terk ettiniz! Kazasız belasız kelle koltukta nereye kadar gidile bilinirse tevekkülünde!
***
VE PANDEMİ: Okullarda yüz yüze eğitimin belki de başlaması gerekirdi ve başladı.. Fakat görüldü ki aslında bir “deneme” olması gereken bu karar sadece okullarda değil, dolayısıyla çevrelerinde de “pandemi” vakalarının artmasını getirmiş.
Düşünün ki “maske, mesafe” derken “topluluk olarak en büyük yoğunluğu taşıyan okulların öğrenci ve öğretmenleri zaten alınan yüz yüce eğitim kararıyla “tedbirsiz” bırakıldılar! Bu durumda:
YARI YIL tatilini erkene çekerek bir soluk aldıktan sonra artık okullarda Yüz yüze mi yoksa on line eğitim mi yapılacak karar vermek gerekir.. ***
SINAVA GELİNCE: olağan süreçlerden geçilmiyor! Aksine ve tüm dünyada olağanüstülük yaşanıyor.. Dolayısıyla doğru dürüst verilemeyen eğitim öğrenimin hangi sınavı olabilir. Zaten doğru dürüst eğitim de olmadı.. Bir süre öğrencileri bir ara tatille rahat bırakın nefes alsınlar!
































