Oturdular 10 maddelik bir “çok gizli” talimat yaptılar…
Önce kaleme aldılar…
Sonra bilgisayarın başına geçerek, “gizli belge” süsü verdiler…
Tam 10 madde…
Neler neler yok ki içinde…
Şeytanın aklına gelmez ama… 40 yıldır iktidarda kalmak adına popülizmi şiar edinen, kamu kaynaklarını dağıtarak rant sağlayanların aklına gelir…
İnandırıcı olması için belgenin…
İçine bol bol vaat atıldı…
Delegelere söz verin…
Müdür ve müsteşarları tehdit edin…
Kamuda geçici çalışan ama İrsen Küçük’e başkanlığı için destek vermeyenleri kamudan atın…
Gazeteleri devlete olan vergi borçları ile tehdit edin…
Kamu bankalarını İrsen Küçük’e destek verenler için kredilere açın…
Örgüt başkanlarının tümüne vaat verin…
İrsen Küçük için çalışmayan müdür ve müsteşarları görevden alın…
Altına bir de “imza çaktılar…”
Hangi gazeteye gönderdiler?
Tabii ki Afrika…
Şener Levent önce “İşte belge” diye yayımladı…
Sonra “sahte olduğu ve kullanıldığı” ortaya çıkınca, “Büyük bir sahteciliği ortaya çıkardık” diye havasını attı.
Sonra yargı süreci başladı…
“Bir şey olmaz, yargılanmazlar” derken…
“Başbakan’ın imzasını sahteleyenler” şimdi kodeste 4 ay hapis yatacak…
Peki, tüm bu gelişmeler yaşanırken, imzası sahtelenen ve “baskı kurmak için talimat yayınladı” denilerek kamuoyunun önüne atılan dönemin Başbakanı İrsen Küçük ne düşünüyor?

“Adaletin tecellisi için…”
İrsen Küçük, 15 dakika süren görüşmemiz boyunca hiç isim zikretmedi.
Ama bir şeyi açıkça ortaya koyuyor.
O da, “Emirkanı ve Mustafa Tokay’dan ziyade esas azmettirenler ceza görmeli. Adalet o zaman yerini bulacak…”
Israrla sordum, “Size göre azmettirenler kim Sayın İrsen Küçük?”
Cevabı net:
“Kim yada kimler olduğunu herkes biliyor. Mustafa Tokay’ın ifade için polise alındığı sırada söyledikleri var, bana bilgiyi polis verdi. Ötesinde Emir Emirkanı, elimi öpmek için geldiğinde bana birçok şey anlattı. Bunların hepsi biliniyor. Zaten siyaseten benim rakibim Mustafa Tokay mı? Emir Emirkanı mı? İkisi de değil. İkisi de yasal olarak Cumhurbaşkanlığınca Kamu Hizmeti Komisyonu’na atanan kişiler. Zaten vahim olan da bu. Adalet dağıtılması gereken bir makam olan Kamu Hizmeti Komisyonu, bu işler için kullanıldı…”
“Üzülerek izledim…”
İrsen Küçük, Mustafa Tokay’ı çok iyi tanıyor.
Yıllarca “müsteşar” olarak devletin tepesinde çalışan Tokay’ı sık sık gören, konuşan isimlerden biri de İrsen Küçük oldu…
“Tokay’ı mahkeme koridorlarında görünce neler hissettiniz?” sorusunu sordum…
“Çok üzüldüm” diyen Küçük, bunu söylerken de tereddüt etmedi.
“Neden üzüldünüz” sorusunun yanıtı da şöyle oldu:
“Üzüldüm, çünkü bu işi Tokay’ın tek başına planlamadığını biliyorum. Arkasında bir güç var ve o gücü de gizledi.
Yıllarca devlete en üst makamda, Başbakan ve Cumhurbaşkanı Müsteşarı olarak hizmet etti ve emekli oldu. Şimdi düştüğü duruma bakın… Değer miydi? Değdi mi?”
“Ben affetsem ne olacak… Adalet affetmedi”
Biliyorsunuz…
Küçük, Emirkanı’yı Başbakanlıkta kabul etti ve elini öptürdü.
Öptürdüğü için de çok eleştirildi…
Ben de eleştirdim.
Bunu neden yaptığını sordum:
“Benimle görüşmek istediğini söyledi. Çok zor durumdaydı. Maaşının, emeklilik haklarının elinden gitmesini engellememi istedi. Ben de kendisine, ancak kişi olarak kendisini affedebileceğimi ancak yargının yerine geçmeyeceğimi söyledim.
Yargının vereceği kararı bekleyeceğimi söyledim. Nitekim şimdi dört ay hapis yatacak… Adaletin verdiği bir karar var…”
Emirkanı neler anlattı, neden kullanmadı?
Merak ettiğim bir şey daha vardı, sordum…
“Elinizi öpmeye geldiği zaman, Emirkanı size perde gerisini anlatmadı mı?”
Küçük, net bir cümleyle cevapladı:
“Her şeyi anlattı…”
Peki, sizin de aklınıza gelmiştir…
Ben de o soruyu sordum:
“Peki Emirkanı’nın anlattıklarını bir ifade şeklinde Savcılık yada Başbakanlık Denetleme Kurulu’na neden vermediniz? Neden bunları kullanmadınız?
Küçük’ün cevabı ise şöyle:
“Emirkanı, çaresizlik içerisinde bana geldi. Sıkıştığı bir andı. Orada anlattıklarını zaten tahmin ediyordum. Ancak, siyaseten bana yapılanı yapmayı uygun bulmadım. Maaşının korunmasını isteyen birinin söylediklerini siyaseten kullanmak bana yakışmazdı.
Bana isim de verdi. O dönem de beni ‘Yazılı olarak Başbakanlık Denetleme Kurulu’na ifade vermesini sağla’ diyenler de oldu.
Ama gizli olan ne vardı bu olayda? Herkesi neyin, neden yapıldığını çok iyi biliyordu. İmzaların sahtelenmesi siyasi bir olay. Bunu mahkeme de teslim ediyor. E Emirkanı ve Tokay benim siyaseten rakibim mi? Değil. Bu nedenle, Emirkanı yada Tokay’ı siyasete malzeme yapmak istemedim.”
“Vicdanları rahat mı?”
Küçük, bu olaya, partisi UBP’yi alet etmediğini ve bu dönemde de UBP’den bir şey yapmasını beklemediğini söyledi.
Sadece, “perde gerisinde onlar var” dedikleri için birkaç cümle kurdu:
“Kamunun en üst noktasında görev yapan Mustafa Tokay, polislerin arasından geçti, mahkeme koridorlarında günlerce bekledi. Neden? İmza sahteleme nedeniyle. Ne için? UBP kurultayına müdahale için. Sorarım, Tokay’ı kullananlar, o cezaevinde yatarken, kendiler evde nasıl rahat yatacak? Vicdanlarına nasıl hesap verecekler?..”
Olan Tokay ve Emirkanı’ya oldu
İrsen Küçük ile konuştuklarımız bunlar…
Özetle, “içi esas suçlular dışarıda olduğu” için rahat değil.
Tokay ve Emirkanı’nın sadece “maşa” olduğunu düşünüyor.
“Buna değdi mi?” diye sorarken, esas suçluların “evde nasıl rahat yatacağını” sorguluyor.
İsimler belli, olay belli.
Neyin, neden yapıldığı belli.
Şimdi herkes susacak…
“Eski günlerin hatırına…” Emirkanı ve Tokay yatacak, çıkacak…
Olan Emirkanı ve Tokay’a olacak…
O dönem kavga edenler, şimdi ya Cumhurbaşkanı, ya bakan, ya emekli…
Tokay ve Emirkanı’nın da, “Biz bu haltı neden yedik” diye düşünmek için 120 günü var…
Bol bol düşünürler artık…
/////////////////////////////////////////////
Hükümet uzatmaları oynuyor
CTP-DP hükümeti uzatmaları oynuyor.
Ortada “güven” kalmadı.
Hasan Taçoy’u dinledim dün… CTP’den bahsederken, öyle ifadeler kullanıyor ki?
CTP milletvekili olsam, aynı çatı altında nefes almam…
Kutlay Erk’in açıklamaları da halen hafızalardadır…
11 kişi “hükümet” etmek için çabalayadursun, CTP ve DP merkezleri bu hükümeti bozmak için kolları sıvadı bile…
Peki, tek gerekçe, “LAÜ ve Kalkınma Bankası’ndaki yönetim kurulu başkanı seçememe” gerilimi mi?
Değil elbette…
366 istihdam konusunda DP’nin UBP’lileri son derece rahatsız. Bunu engellemek için gece gündüz çalışıyorlar.
Taçoy diyor ki: “CTP ilk etapta 88 kişiyi durdurdu, şimdi CTP’lileri alacak…”
Buna da inanıyor…
Birbirini sevmeyen, güvenmeyen bir vekil topluluğu, ülkeye hizmet etmeye çalışıyor.
Yerel seçimler de işin tuzu biberi oldu…
Velhasıl…
Bir ucube ki sormayın gitsin…
İki başkan oturtacak, gerekirse yeni bir hükümet programı yapacak…
Yada CTP ana muhalefet, Özgürgün Başbakan olacak…
//////////////////
“Havadis’i okula sokmayın”
Müdürlüğü iptal edilen 20 kişi, “aralarında para toplayarak” bir de gazete ilanı vermişler…
Gazete ilanı verilen gazeteler arasında Havadis yok…
Neden?
Çünkü Havadis, 2.5 yıldır, bu alanda adaletin tecellisi için mücadele veriyor…
Yazılar yazıyor…
Konuyu gündemde tutuyor…
Bu dönemde, “Havadis bu okula girmeyecek” diyen müdürler gördük biz…
Bu nedenle, “Havadis’i yok sayarak” bir mücadele veriyorlar…
“Herkese lo lo lo bize de lo lo lo” diye bir laf var…
Hani bunu da demek istemiyorum ama…
Süreci “iyi bildiğimi” düşünüyorum…
Tehdit ederek, okul aile birliklerini kullanarak, masum öğrenci anne-babalarını kullanarak bir yere varılamaz…
Paralı gazete ilanları ile hiç…
Adalet tecelli etti.
Şimdi “sınav” zamanı…
Kamu vicdanı ancak böyle rahatlayacak…
Sonucunu da merakla bekliyorum… Daha şimdiden…
































