Not: İlgilenmeyen okumasın, canı sıkılıp, yarıda kesecek.
Ve de olması gerekendir. Birkaç yıl önce komşu şarküteri işletmecisi arkadaş Sterling’in Türk lirasına karşı değerinin ne seyir alabileceği hakkındaki görüşlerimi sorduğunda, zamanını bilmem ama bir stg. Türkiye’de 3-3.5 TL KKTC’de ise 4 TL olması gerektiğini söylemiş ve ilave etmiştim, Türkiye’deki TL ile KKTC’deki TL arasında fark olmayacağına göre sen bunu 3.5 olarak al demiştim. Oldu. Veya yanaştı. Yalnız ben politik gelişmeleri, harp gibi fecaatleri ve bunun neticesi paranın güvenli sahillere sığınmasını ve bunun neticesi altın ve doların aşırı değer kazanma olasılığını bilemeyeceğim için cevabım salt ekonomik değerlere “fundamentals” dayandırılmıştı. Neden çok sürmez TL değer yitirecek demiştim? Şimdi size basitçe izah etmeye çalışayım. Yalnız TL de değil birçok gelişmekte olan ülke para birimlerinde de durum aşağı- yukarı aynidir. Daha kolay algılanabilmesi için Kıbrıs Türkü’nün aşina olduğu stg.-TL para birimleri arasındaki kur oynamalarını izah edip, bunu diğer “hard currency”ler ile, yani diğer döviz sayılan paralar ile paralel gittiğinin de bilinmesini başından söyleyeyim.
TL’nin sabit kur döneminde devalüasyonlardan neler çektiğimizi, bazılarımızın bundan zengin, bazılarımızın bundan fakirleştiğini, ekonominin ne denli yara aldığını, yaşınız müsaitse, gördünüz, hatırlarsınız İdealde kurun ne olması gerektiğini biz iktisatçılar paranın alım gücü paritesine göre hesaplarız. Bu da ya geniş pariteden, ya da dar pariteden gidilerek belirlenir. Bence yalnız uluslar arası ticari olanağı olan (tradeables) emtia ve hizmeti kale alan dar paritenin daha sağlıklı bir netice verdiğine inananlardanım. Kıyaslayacağım ülkelerde uluslar arası ticareti mümkün bir sepet mal ve hizmet alınız ve o iki sepet mal ve hizmetin aynı değere alımını sağlayacak iki ülke arasındaki kurun ne olması gerektiğini bulunuz. Diyelim ki 5-10 yıl önce bu 1 stg.=2.5 TL çıktı. Eğer gerçekte 1 Stg. =2 TL ise bundan TL stg. karşı aşırı değerlidir anlamı çıkar. Tersi ise TL’nin değeri düşüktür demektir. Bu hesaplama paranın sahibi büyük kütle için geçerlidir. Yine diyelim ki başlangıçta kur 1 stg.=2.5 TL idi, yani sağlıklı ve ideal idi. Ondan sonra her yıl TL ülkesinde enflasyon ortalama %7, stg. ülkesinde %2.5 oldu. Dalgalı kurda serbest piyasa her yıl TL’nin yavaş yavaş stg. karşısında %4.5 değer kaybetmesini sağlayacaktı. Meğer ki fert başı üretim artışı Türkiye’de İngiltere’den %4.5 daha fazla olsun. Ya İngiltere’de yatırım, teknoloji, eğitim, sağlıkta ilerleme daha hızlı olursa problem daha da büyük olur ve bu gidişat devam ettiği müddetçe o kur sürdürülemez. Piyasa ekonomisi hakim dalgalı kurun uygulandığı sürece niye TL’nin gereğinden fazla değerli olduğu, neden bu devam etti ve birikti, ve de ABD’de Merkez Bankası’nda başlayan bir mali beklenti bile iğne oldu, gelişmekte olan ülkelerin balonunu ta uzaktan patlattı? Şaşarsınız değil mi? Şaşmayın! Suni, esasa dayanmayan sağlıksız bir şişme değeri en ufak bir iğne bile patlatır. Bize olan budur. Dünyaya bir mali kriz geldi. Resesyon, birçok ekonominin küçülmesi, işsizlik ortalığı aldı götürdü. Küçülmeyi önlemek, tekrar kalkınmayı sağlamak uğruna azalan (leverage) parayı uluslar arası para fonları, devletler (ayda 85 milyar dolarla başta ABD) çoğaltmak, kredi olanaklarını sağlayıp, işsizliği azaltmak için piyasaya sürdüler. Bundan evvelki para bolluğundan da Türkiye faydalandı veya daha doğrusu hükümeti faydalandı ve ülkeye görece yüksek reel faizle sıcak para çekti. Birkaç faydası yanında bu riskleri ve sağlıksız bir pariteyi gündeme getirdi. Sıcak para, el yakan paradır, Sıcak paranın fazla bir katkısı yok, geldiği gibi en ufak bir panikle kaçar. Gelişmekte olan ülkelerin sıcak parayı sevmelerinin nedeni, ülkelerin bankalarına, borsasına nakit girer, sağlıklı olan yerel halkın tasarrufları ötesinde bankaların kredi verme olanağı (yalnız yatırımlara olsa ne ise) artar, borsa vasıtası ile yatırımlar çoğalır, borsa fiyatları suni şişer, ancak bu olay ekonominin canlanması ve gelişmesi ile tüketim ve ithalat alışkanlığı yükselir, enflasyonla mücadele, değerli bir para sayesinde kolayından bir müddet mücadele edilir, yani sıcak para oy kazandırır. Diğer taraftan ihracat zorlanır, potansiyelinin altına düşer, ticaret açığı kontrol edilmeyecek kadar büyür ve en nihayet panik ve paranın ülkeden çıkışı mahana arar. Ve şimdiki manzara. Yani ekonominin “fundamental”ı işlemeye başlar. ABD MB piyasaya para sürmeyi azaltacağı duyulunca (taper), veya Türkiye’de Gezi parkı olaylarının yayılma beklentisi, Suriye olayları gelişme beklentisi, sıcak para endişelenip geldiği gibi gitmeye, TL’yi satıp döviz alıp yurt dışına kaçmaya başlar, TL’nin değeri düşer, dövizin yükselir. Bu olay, yani çalkantı daima maalesef ekonomik gerçeklerinin gerektirdiğinin fevkinde olur. “Overshooting” dediğimiz olay olur. Bunu önlemek ve geçişi yumuşak kılmak ancak etkili miktarda Türkiye MB’nin piyasaya döviz sürmesi, veya yatırımlara ve işsizliğe ters etkisi olan reel faizleri yükseltmekle olur. Sağlıklı tutum MB paritenin gerçeklerine göre kurun azar azar değişmesine olanak vermesi, enflasyonun kontrolünü kolayından değil de bütçe disiplini ve üretkenliği artırarak çözmek ve paranızın uzun vadede artık istikrarlı bir para olarak algılanmasını sağlamaktır. Bana kalsa aşırı sıcak para çekmemek için faizleri düşürür ve bu yetmezse sıcak parayı vergilendiririm. Uzun vadeli düşünüş bunu gerektirir. Çin ise parasını aşırı değerlendirmeyi bir tarafa bırakın, aşırı ucuz yaparak, ihracatı artırarak, üretime önem vererek diğer gelişmekte olan ülkelerin uğradığı sallantıya uğramadı.
Gelelim KKTC’ye. Biz de TL’yi kullanırız ya, en azından Türkiye bütçe disiplinini ve orası ile fiyatları yani enflasyonu dengede tutmayı, ambargoların getirdiği pahalılığı o alanda sübvansiyonla gidermeyi, bünyemize uygun mali politikalarla pahalılığı körüklemeyi değil, adil gelir dağılımını sağlamayı, TC’den gelen yardımların yalnız katma değer sağlayan yatırımlara, teknolojiyi geliştirmeye, üretkenliği artıran kaliteli eğitim ve sağlık hizmetlerine harcamaya (cari bütçeye, lüks tüketime, kutlama, gösteriş, külliye, cami inşaatına değil) kesinlikle özen göstermemiz gerekmektedir. Laik bir ülkede dini ihtiyaçları gerektiren yatırımları o hizmete talep olanlar sağlar, devlet değil.
Biz burada öyle bir duruma düştük ki Türkiye ile bağlantı kurduğumuz vanalardan akıntıyı süratlendirdik, süratle Türkiye yaşam kalitesinin seviyesine düştük. TC’de bugünlerde fert başı üretim bizden daha süratle artığına göre, bir müddet gerisine düşme riskimiz büyüktür. Ne bağırırız, ne şikayet ederiz? Olacak bu idi. Şimdiye dek parasını TL’de tutanlar, yüksek reel faizden, TL’nin aşırı değerlenmesinden faydalandılar, oh ne güzel değil mi? Düşük faizle döviz borcu yapanlar, şimdi ne şikayet ederler? Borçlanırken bu riski kendilerine eğer izah etmemişse borçlandıkları bankaya serzenişte bulunsunlar. Bilmezler mi ki ucuz etin yahnisi bahalı olur. Onların mağduriyeti TL’de faizlerin inanılmayacak derecede yüksek oluşudur.
Bu yazı basitçe ekonomi ikinci sınıf talebelerine hitap eder mahiyetindedir. Bedavadan; züğürt, yaşlı, demode olmuş eski bir hoca tarafından yazılmıştır. Üniversitelerde hoca olmuş, benim bile onlardan öğreneceğim pırıl, pırıl gençlerimiz ne yapar ama?
































