Köşe Yazarları

TELEFON KONUŞMASINI HOPARLÖRDEN YAYINLAYIP “YATIŞTIRACAKMIŞ”…






Üniversitelerin uzaktan eğitime geçişlerini geri döndürecek tek şey sağlık şartlarının buna müsait olmasıdır”…

Böyle diyor DAÜ-Sen…

 

Öyle Türkiye Sağlık Bakanı’nı seçim malzemesi yapmakla, seçim gezilerinde “ben 30 bin öğrenciyi getireceğim” diye yüksek perdeden, kontrolsüz nutuk sallamakla olmuyor bu işler…

 

Madem 30 bin öğrenciyi getirecek sihirli güce sahipsin, önce kendi üniversitelerini yüz yüze öğretime ikna etsene derler adama…

 

Nitekim sendika bunu da söylüyor; “Sayın Başbakan, sizin üniversitelere talimat verecek yetkiniz yoktur. Eğer olduğunu sanıyorsanız buyurun Yakın Doğu Üniversitesi’ne veya Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne talimat vermeye çalışın”.

 

Nitekim sonuçta devletin kendi üniversitesi DAÜ de online eğitim kararı alıyor.

 

Ama Başbakan biliyor ki, bu öğrenciler gelmezse, bütçe mafiş kurban. Piyasa darmadağın. Olanı da kaybedecek, son kalan tek umudu da yitirecek.

 

Başbakan’ın derdi öğrencilerin eğitim alması falan değil aslında. Üniversitelerin “sektör” özelliğini düşünüyor.

 

Eğitimi düşünse, kendi memleketindeki öğrencilerin eğitim kayıplarını düşünürdü. “Var mı bu memlekette yaygın bulaş” diye haykırıyor ama kendi okullarını açamıyor. Neden acaba?

 

İşte hayatın gerçeği…

 

Sen alman gereken tedbirleri ‘aman ona şirin görüneyim, aman bunu rahatsız etmeyim’ diye almazsın, memleket tam temizlenmişken, virüs doldurursun, sonra çık, hala şu kadar öğrenci getireceğim diye at tut…

 

İnsanlar şöyle bir bakıyor rakamlara. Kapılar açıldığı anda berbat olmuş. Yeniden olmayacağını kim garanti eder?

 

Demek ki, bu memlekette düzgün bir planlama, düzgün bir denetim mekanizması yoktur. Buna bir de sağlık sisteminin felaketini ekleyin…

 

En önemlisi, “online eğitim”in düşüncesi bile geçmişse bir kere, öğrenciyi başka türlüsüne ikna edemezsiniz.

 

Göreceksiniz, onlar bizden çok daha güçlü lobiler oluşturup, eğitimin yüz yüze olmaması için baskı bulunacaklar.

 

Türkiye Sağlık Bakanı’yla yaptığı telefon konuşmasını, mahalle hoparlöründen yayınlatan bir Başbakan’ın yönettiği ülkeye güvenmezler, güvenemezler. Haksızlar mı?

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

BİZ VARIZ DİYEBİLMEK:

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Doğu Akdeniz konusunda KKTC’nin de katılacağı bir konferans önerisi kabul edilir veya edilmez, ancak sonuçta Kıbrıs Türkü’nün önünde bir fırsattır.  Seçimlerin ardından, böyle bir masa kurma adına, öyle atıp tutmadan, hamasetle değil, gerçek anlamda diplomasi tecrübesiyle akılcı bir çabanın içine girebilmek için bir fırsat. Bütün enerjimizi buna vermeliyiz. Fransa sömürgeci planlarıyla yalnızlaştı. Belarus yaptırımlarına karşı çıkıp, Türkiye şartı öne süren Rumlar AB’de suçlandı. Bu noktadan sonra söylenecekler çok farklı olmalı. Hep birlikte diplomasi kapısını zorlamalı, biz varız demeliyiz…

 

BEN UTANDIM:

Ne yapsa olmuyor. Toplumun ona olan inancını da güvenini de kaybetti. Keşke sadece bunlar olsa ama, belli ki sandıktan sonra daha kaybedecek çok şeyi var. Kusura bakmasın ama, Türkiye’den bir bakanı telefona bağlayarak destek arayacak duruma düşmüşse eğer, o da sonunu görüyor artık. Onu bilmem ama ben, bu ülkenin bir ferdi olarak utandım, yerin dibine girdim. Düşünün bir de cumhurbaşkanı olsa daha neler yapacak…

 

BOŞUNA UMUTLANMIŞIM:  

Sendikalar, sivil toplum örgütleri ve muhalefet partilerinin birlikte hareket etmesi halinde, hükümetin doğru yola çekileceğine, belki bir kriz hükümeti kurulabileceğine inanmıştım. Bir kez daha yanıldım. Örgütlenme özürlü bir toplumuz, başka bir şey değil. Her alanda sorunlar diz boyu, siyasi irade seçimden başka bir şey düşünmediğinden yanlış kararlar almaya devam ediyor. Ama biz birlikte bunu haykıramıyoruz. Baksanıza sendikalara, her gün üç beş kişilik eylemlerle sadece kendi çalışanlarının yani memurun derdiyle meşguller. Rotasyon olsun, daha az çalışsınlar, şu bu. Millet işsiz, işyerleri kapanıyor, sterlin 10 lira olmuş, dertlerine bak.

 

SÖZÜNÜN ERİ BİLE DEĞİL:

Yayınladığı anketlerle tepki çeken Gezici, “başka anket yayınlamayacağım” dedikten sonra 2 tane daha yayınladı. Yakında Tatar bu işi ilk turda aldı götürdü diye bir anket daha yayınlarsa kimse şaşırmayacak. Çelişkilerle dolu anket sonuçları belki birilerini mutlu etmeye yeter ancak, kendi sözünde bile durmayan bir şirketin yayınladığı sonuçlara kim inanır?

 

  1. MAAŞ NE ALAKA?:

Yıl sonuna 3 aydan fazla zaman var ama Maliye Bakanı çıkmış 13. maaş müjdesi veriyor. Hani bu açıklamayı Aralık, bilemedin Kasım ayında yapsa anlayacağım ama, 97 gün önce nereden çıktı bu açıklama. Sonra aklıma geldi onların takvimi 11 Ekim’i gösteriyor, yani 16 gün sonrasını. Hani sandığa giderken aklınızda olsun adamlar size 13. maaşı vereceklerini müjdeliyorlar… Ben de bir emekliyim ama, bu açıklamaları duyunca özel sektör çalışanlarından utanıyorum.

 

RETÇİLER BİRBİRİNDEN BESLENİYOR:

Başta Türkiye reel politikası diyalog, müzakere, çözüm diyor, bizim buralarda yalakalar bunu “iki devletli bir çözüm” diye anlıyor. Boş, içi doldurulamayacak bir hayal. Hele de bu konjonktürde. Dalga geçer gibi. Sanki de Rum tarafı bu açıklamaları dikkate alsın, daha çok çözüm aleyhtarlığı yapsın istiyorlar. O zaman diyecekler ki; “Bak anlaşma istemezler”… Nasıl da birbirlerinden besleniyorlar görüyor musunuz.








Başa dön tuşu