Biçare Ömer Kalyoncu, yaşanan onca krize rağmen Ankara’nın soğuk tavırlarına maruz kalmış, nihayetinde maaşları ödeyemeyen hükümetin başbakanı olarak tarihe geçmesine vesile olunmuştu.
Ya Talat’ın düşürüldüğü duruma ne denmeliydi?
Haftalarca ve aylarca Erdoğan ile görüşmek için bekletilmişti.
Her kafadan bir ses çıkmasına ve eline kalem alanların orjinal komplo teorileri kurmasına rağmen bu durum uzun süre devam etmişti.
Ta ki Erdoğan lütfedip de bir saatçik ayırana kadar.
Yeni hükümete yıldırım hızıyla randevu verildi.
Bu hız çeşitli imalara neden oldu.
Mehmet Ali Talat bile bundan şüphe sezdi.
Peki şüphelendi de ne oldu?
Ankara’dan gelen “şimdi müsait değiliz” haberiyle bu işlerin aslında “karagözün perdesine” dönüştürüldüğü tescillenmiş oldu.
Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilişki düzeyi böylesi irtifa kayıplarına dönüştürüldü.
***
Şimdi sırada Ankara’daki bürokrasi oligarşisinin büyük bir hevesle uygulatmaya çalıştığı ekonomik paket vardır.
Gerçi Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş “bürokratlar benim muhatabım değildir” şeklinde bir tavır ortaya koydu ama gün gibi aşikardır ki ellerine düşecek ve diz çökmek zorunda kalacaktır.
Çünkü sayılı günleri vardır.
Maaşları ödemek için borçlandığı parayı 45 günde yerine koymak zorundadır ve bunun için de paketi imzalayıp Ankara’dan nakit para alması gerekir.
Yoksa geçmişte zaten “istenmeyen adam” olan Serdar Denktaş’ın kimse gözünün yaşına bakacak değildir.
***
Konunun başına dönecek olursak.
Randevu verilip verilmemesi aslında bir durumdur ama sonuç değildir.
Maaşlar için para gönderilip gönderilmemesi de öyle.
Ortada duran açık sonuç şudur;
TC- KKTC ilişkileri çoktan berhava oldu.
Ve bu sonuçtur ki iki tarafı da birbirinden uzaklaştırıyor.
Hem de tehlikeli ve zarar verici bir şekilde…
































