Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TC KUZEY’İ KAYBEDER Mİ? (TÜRKİYE’NİN DE YARDIMI İLE KAYBETSİN DİYE UĞRAŞILIYOR!)

Türkiye, “hayra alamet değil” dediğimizce çok kritik dönemler geçirmekte. Suriye’deki savaşın soluğunu ense kökünde hissediyor. İçte terör dur durak bilmiyor. Artı AKP’nin siyasi partiler ilişkileri de netameli durumlarda…
Kısaca sorunlarından başını kaldıracak, sıkıntılarından “bize” bakacak  ne durumu var ne vakti!   Dolayısıyle  müzakereler silsilesinde ve de sorunları nedeniyle Kuzey’le yeterince ilgilenemediği ortadadır!  Nitekim  son aylardaki “su sorununa” çözüm getirememesi ispatı olmakta. Ve olay  hem canımızı sıkmakta  hem de bir buçuk milyarlık bir büyük projenin “yönetim” tartışması nedeniyle “iki paralık” olması üzüntü yaratmaktadır! 
VE HATIRIMIZA GELİYOR:  Türkiye nedense dış ülkelerdeki  azınlıkları ile hep şaibeli ilişkiler yaratıyor.. Nitekim geçmişte zaman zaman  yazdıktı. Bulgaristan’daki Türk siyasi partileri ile arası mayfoşidir! Batı Trakya’daki Türklerle de aynen Kıbrıs’ta olduğu gibi sürgit çekişmeleri vardır. Bazan  Azerbaycan’ı bile gücendirmektedir, falan…
Bu da gitgide Türkiye’yi “Anavatan” bellemiş dışındaki azınlıkları ile ilişkilerinde kopmalara sürüklemektedir!   Son zamanlarda KKTC de olan da budur.  Hem söylemleri hem de aktiviteleri etkin genç kesimler, Türkiye’yi resmen Kuzey Kıbrıs’tan elini çekmeye davet ediyorlar! Ve eylemsel  propagandalar haline gelmiş tepkiler yoğunlaşırken mesela su olayı, inşaatları süren cami yapımları, ezanın sesi, TC kökenlilerin davranışları gibi olaylar sorun haline getirilerek TC’ye yönelik “kötüleme kampanyalarına” dönüştürülüyorlar!
NEDEN?  Neden Türkiye kendini KKTC’de 40 yıl sonra bile hâlâ kabul ettiremedi!  Neden Bulgaristan’da Batı Trakya’da,  Türk azınlıkları için istenen anlamda “Anavatan” olamadı!   
Gerilere gidip “şu veya bu sorundan, veya siyasi partiler ilişkilerinden, yahut değişen koşullara politik değişimlerle katılamamaktan, KKTC’ye kaydırılan nüfusun niteliksiz oluşundan…” Falan demiyeceğiz! Eğer geçmişe bakıp günah çıkarma aşamasına gelinir de  Allah’ın huzuruna çıkarılırsak gideceğimiz o “bildik yeri” değiştiremeyiz bu konuda o kadar günahkârız!
ANCAK: Müzakereler süreci  “Türkiye ile TC ilişkilerinin tartışılmasıyla” değil,  “nasıl bir çözüme gidiyoruz” sorusuna verilecek cevapların arayışları ile geçmeliydi.. Buraya kadar gelmişken bir eski korkumuzdan bir daha söz edelim:
2004’de Türkiye AB üye olacağı hayali ile Annan planına evet dedirttiydi! Ve bu uğurda “Kuzey’deki vesayeti ile askeri gücünü bile feda edecek bir plana fit gittiydi!”
Bugün Türkiye için o dönem geride kalmıştır.  Ancak kozlar ve ulusal çıkarlarla bölge çok değişmiştir ve Türkiye bu değişimin içinde “muzaffer bir komutan”  değil, “saldırıya uğradığı”  için koruganlarından başını bile uzatamayan bir yalnız ülkedir! Herkesler gibi “Kıbrıs’ta çözüm isteriz”  demekten başka da öyle elle tutulur bir politikası yoktur! Çavuşoğlu ile Volkan Vural ikilisi ne kadar götürürse o kadar!
KISACA: Türkiye gitgide Kuzey Kıbrıs’tan kopuyor çünkü kopartıyorlar! Hatta  bazı Milletvekillerimiz “Selahattin Demirtaş ve Çipras ile kolkola girmişler feyisbuklarda falan gözüküyorlar!   Bir yandan da Türkiye’yi dışlayıcı propagandalarını sürdürüyorlar…
Korkuyoruz: Çünkü Türkiye Kıbrıs’ın Kuzey’ini kaybediyor!
     **********
ÇARPIK YAPILAŞMALAR: (SADECE KARPAS MI)
1974 sonrası Kuzey Kıbrıs’ı  çok hoyratça çok  insafsızca harcadık! Ve ispat ettik ki biz kurduğumuz devletin yurttaşı olmaya layık değiliz! Hâlâ bu yargıyı değiştirecek bir değişimin “devleti” olamadık. Zaten bu halimizle de “devlet” olduğumuz söylenemez. İşte içinde boğulduğumuz pisliğimiz, işte çarpık yapılaşmamız, işte belediyelerimiz, işte TC’den akan suyumuz… Ve işte harcıalem sahillerimiz!
1974’ün hemen ardından bu sorunlar gündemi zorlamamış, çözümleri için ağıtlar yakılmamış, “olmaz, böyle de olmaz ki”  yakınmaları ayyuka çıkmamış, rant ekonomisi dendiğinde Kuzey topraklarının nasıl haraç mezat gittiğinin gerçekleri yaşanmamış, dolayısıyle  “kû vadis” diye sormamış olsaydık… Bugün yaşananlara “bazı bazı olur böyle şeyler” kulpunu takarak amenna derdik!
OYSA KIRK YILDIR OLUYOR: Mesela Kuzey sahilleri kırk yıldır yağmalanıyor! Tutanın elinde kalıyor. Mağusa’da yaşarken iyi biliyoruz. O sahiller anayasaya, yasalara karşın Karpas’kadar  nasıl harcandılar!  Nasıl tutanın elinde kaldılar! Bugün artık Mağusa’nın turistik oteller yapacağı tek sahili yoktur! Limanından Salamis harabelerine kadar haraç mezat satılan sahil arsalarında özel mülkler vardır! Hatta bazıları sahile sıfır noktasında, “burası özel mülktür girilmez” yazılı tabelalar bile çaktılar! !
Her gelen iktidar, peşkeş çektiğince gitti o sahiller! “Giden gitti derken bari  kalanı kurtaralım” diyoruz. Ve geliyoruz dünkü Havadis gazetesinde   Karpas’taki o güzelim sahile kondurulmuş bungolavların  yıkımına ilişkin habere.
ALTIN SAHİLE YAPILANLAR! Orayı bilenler iyi bilir. Bir doğa harikasıdır. İnsan o kumuna basmağa kıyamaz, yüksek sesle konuşursa ola ki hasar verir korkusuyla konuşamaz!
Böylesi bir sahile  Karpas belediyesinin de göz yumması ile bazı kişiler gitmişler bungolavlar kurmuşlar! Sorun yargıya taşınmış, yapanlar hapse mehkûm edilirken bungolavların  da yıkılması  kararı alınmış.  Yani hem anayasaya, hem imar iskân kurallarına uygun bir karar…
Fakat:  Bu suçlulardan birisi haykırıyordu:  “Madem buraya bungolav yapmak suçtu neden şimdiye kadar müdahale edilmedi?”
İŞTE SORUN: Hadi bakalım bu haykırışa cevap verin! Ve şuna da cevap verin: “Bu ülkede kanunlar karşısında suç olan bu tip çarpık ve sahillerin gaspını içeren  yapılar neden 40 yıldır olagelirken, insanların plaj olarak kullanacağı tek sahil şeridi kalmazken, göz göre kıyılar “özel” tarafından kapatılırken…   Neden ses çıkarmayanlar, hesap sormayanlar, yargıyı devreye sokmayanlar  şimdi sadece “bazı suçluları” mahkemelerde mahkûm ettiriyorlar? Ya ötekiler ve daha ötesi? Ya Girne’ye olanlar? 
KISACA: Bir daha tekrarlayalım.“Devlet kurduk ama layık olamadık! Vatan yarattık ama sahip çıkamadık! Buna karşın elde kalanları kurtaralım diyoruz!