Köşe Yazarları

Tatlı Kapitalizmin Tepesindeki Kiraz Düşüyor


Geçtiğimiz günlerde New York Valisinin sözleri Twitter’a düştüğünde sesli güldüm. Zavallı adam 7cent değerindeki maskelerin 7 $’dan satılıyor oluşundan muzdarip. Basın mensuplarına dert yanarken eklemiş “biz almasak diğer ülkelere satıyorlar”demiş. Good Morning Sir! Dünyamıza hoş geldin. Biz on yıllardır o bahsettiğin derdin altında ezim ezim ezilen “gelişmekte olan ülke” insanları olarak duruma aşinayız da, siz kendi topraklarınızda yükselen vahşi kapitalizmle böyle minik bir imtihanda bile koy verirseniz, oynayamayız bu oyunu söyleyeyim…

Fatih Terim ile Tom Hanks’i Aynı Gemiye Koyan Zalim Kader!

Sizi bilmem ama benim küresel çapta ilk krizim, haliyle biraz heyecanlıyım. Buradan yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerken eklemek isterim: İyi olan kazansın… da pek iyi göremiyorum gidişatı. Virüsün kendisinden de beter çünkü yaşadığımız çağın ağırlığı.  Azar azar bastığında hayat, kaldırabilmek konusunda daha başarılıyım da böyle toptan çıldırdığında her şey, dışımdan çaktıramam çok bariz nedenlerle lakin; en delirmiş  ben gibi hissediyorum içimde. Üstelik bu kez ve belki de ilk kez eşitiz herkesle. Bireysel anlamda çok güvenlikli evlerin, aşırı zengin hayatların bu virüsü savmadığı konusunda hemfikiriz sanırım artık. Ancak içimizde susturamadığımız sesler var hala. Küçük ve kapalı bir toplum olmamızdan kaynaklanan, olaylara değil kahramanlarına odaklanma laneti, iş pandemi olduğunda bile yakamızdan tutup silkeliyor bizi. Şu lanet “kimmiş” “kimlerdenmiş” hali, içimize kaçan zehir hafiyelerle birleşince, tadından yenmiyor yine muhabbetlerimiz. Hasta olanı sosyal medya üzerinden bir dövmediğimiz kalması yanında, adı haberci olan pek çok virüs, corona’dan çok daha fazla zarar veriyor bu topluma yaptıklarıyla. Etik tüm değerlerin aşılması için tek bir kişinin parmakla gösterilmesi yetiyor, gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Ve tüm bunlar olup biterken, o çorabın her birimizin ayağında olduğu gerçeği, bir kez daha gözden kaçıyor.

Evde Kal, Taş Ye!

Doğal olarak hepimiz, sürecin başından beri evde kalın çağrıları yapıyoruz. Lakin devreye kolluk kuvvetleri girmeden bunun ciddiyeti anlaşılabildi mi emin değilim. Hatta bugün bile emin değilim çünkü ilk günden 42 tutuklama gayet iyi bir gösterge aslında neyi ne kadar anlayıp uyguladığımıza… Ben bu yazıyı yazarken, hükümetin ekonomik önlemlerle ilgili açıklaması bekleniyor. Her sektörün mağdur olduğu bu krizde, siyasi erkin kısıtlı kaynaklarından nasıl bir merhem yaratabileceği üzerine tahminler yürütülüyor. Çalışma hayatı durmuş, büyük bir kesim memurlar evlerine çekilmiş olsa da, maaş güvencesi olmayan özel sektör çalışanlarının ne zaman biteceği belli olmayan bu krize dair kaygıları giderek derinleşiyor. Herkesin dilinde “hadi bu ay atlattık, sonrası ne olacak” söylemi ile aslında patronlar da farklı bir yerde durmuyor. Ama konu sağlık olsa da, her kriz döneminde olduğu gibi yine dar gelirli etkileniyor en fazla. Evine günlük yevmiye ile ekmek götüren, düzenli geliri olmayan insanlara “evde kal” dediğimizde, bunu nasıl başarabileceğini de söylememiz gerekiyor. Tıpkı 65 yaş üstü için başlatılan uygulamalar gibi, dar gelirliler için de sosyal yardımların yaygınlaştırılması gerekiyor. Çünkü hayat sadece büyük şehirlerde akmıyor ve sürecin ne kadar süreceğini kimse bilmiyor…

Dünya Yeniden Eskisi Gibi Olabilir Mi?

Bu sorunun cevabının “hayır” olmasını yürekten dilerdim. Ancak biliyorum ki her şey normale döndükten bir süre sonra, hayat daha da vahşileşerek devam edecek. Bir felaket senaryosu sahneye konmuş da herkes performansını göstermişcesine gardını alacak biri diğerine. Kriz anından kimin nasıl tepki verdiği, hangi ülkenin süreci nasıl atlattığından hareketle, sorgulama kısmı yine pas geçilerek sonuca gidilecek. Kestirmeden çıkarımlarda bulunup eski alışkanlıklara dönme hedefiyle, kalan arazlar da görmezden gelinecek.

Tüketim alışkanlıklarımızdan yarattığımız çevre felaketlerine, yeme alışkanlıklarımızdan vahşi kapitalizmin ağır çarklarına hiç  fatura kesilmeden, yeniden eskisi gibi olmamız talep edilecek. Bizlere ise kaldırmadan kafalarımızı, loopta hayatlarımızın tadını çıkarmak düşecek. Anck kayıp çok büyük olduğundan, zararın karşılanması için sistem daha da vahşileşecek, hem dünyayı hem emekçileri daha da ezecek.

      Halkın Coşkun Akan Seli Hangi Yöne Gider?

 Konumuz pandemi kuşkusuz ama her kriz döneminde olduğu gibi yine en çok dezavantajlı grupları; dar gelirliyi vuruyor olup bitenler. Daha düne kadar konuştuğumuz İdlib ile ilgili gelişmeler ve savaşların sonucu hayatlarını geride bırakıp yollara düşen göçmenlerdi. Şimdi hepimiz bir hastalık histerisiyle boğuşurken, o göçmenlerin hala çamurlu arazilerdeki çadırlarda, kıçıkırık teknelerde yaşama tutunmaya çalıştığını unutacak kadar kör olmasın gözlerimiz. Unutursak da hatırlatıyor hayat zaten, hem de hiç beklemediğimiz bir anda, korkunç ironik espri anlayışıyla… İngiltere’den gelen öğrencilerimiz için en iyi şartların yaratılması konusunda kavga ederken mesela bizler; içindeki 175 göçmen ile yan yatan tekne haberi geliyor bir anda. O tekneden indirilen bebek için, göç yolunda annesinin kucağında savrulduğu bu ada yarısında geçirdiği günler, belki de; bundan sonraki yaşamı içindeki en istikrarlı süreç olacak. Ancak mevcut şartlarda onları ülkemizde uzun süre ağırlamamız mümkün olmadığından, o bebeklerin elinde hatıra; bir kaç saat içinde muhteşem bir dayanışma örneğiyle toplanan yardımlarla gelen bir oyuncak kalacak…

Kimi düşünürler tüm bunlar geçtikten sonra, dünyanın daha özgürlükçü bir yer olacağını söylese de, ben bizleri daha totaliter bir geleceğin beklediğine inanıyorum. Bu salgın tecrübesi atlatıldığında, birbirine daha az güvenen insanlar ve daha az güvenen ülkeler olacağına inanıyorum. Sınırların ortadan kalktığı değil, daha da derinleştiği bir geleceğin bizi beklediğini düşünüyorum. Umarım ben yanılırım… Yazının başında bahsettiğim, mevcut durumdan yakınan New York Valisi’nin açıklamasını okuduğum gün, iki ayrı video seyrettim. Biri, İtalya’ya yardıma giden Küba’lı doktorlara, diğeri de her gün yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine ve ağır izolasyon psikolojisine, balkonlardan hep birlikte söyledikleri şarkılarla direnen İtalyanlar’a aitti.

İnsan dediğin muazzam bir varlık vesselam, umudumuzu en derinden emen de; direnme isteği uyandıran da onun elinden…



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı