Köşe Yazarları

DERS ALACAK MIYIZ?


Bu cinnet elbet geçecek. Ama geriye nasıl bir dünya kalacak? Acaba yaşadıklarımız, ülkeler arası ilişkilerde ya da ülkelerimizde yeni bir düzen talebi oluşturacak mı?

Yani demek istediğim, yanlışı, eksiği, duyarsızlığı, yetersizliği, beceriyi, beceriksizliği hepsini gördük. Kimi yerde tedavide ayırım yapıldı, kimi yerde “sadece benim ülkem” dendi, insan hakları başta olmak üzere, uluslararası örgütlenmeler ve kurallar alt üst oldu…

Oysa ortaya çıkan en birinci gerçek, tüm dünyanın birbirine ihtiyacı olduğu… Çin’in bulduğu ilaç, Küba’nın geliştirdiği tedavi şekli, Almanya’da bulunan aşı, daha niceleri…

Virüs daha Çin’in dışına çıkmadan hemen önce, vahşi savaşlar sürüyordu. Dünya bir kez daha parsel parsel bölünüyordu. Bizler bile burnumuzun dibinde bir savaş endişesi yaşamaktaydık.

Ne oldu? Kimse şimdi bunlardan bahsetmiyor. Mikroskobik bir canlı, her şeyi, herkesi darmadağın etmeye yetti.

Sonrası için çok iyimser değilim…

Örneğin, ABD’nin AB’yle hiç görüşmeden sınır kapılarını kapatması, arkasından da Almanya’da bulunan aşının tüm haklarını almak için Alman hükümetiyle pazarlığa girdiğini gördükten sonra.

Ne ABD dünyayı yönetme sevdasından geri adım atar ne Rusya, ne Çin…  Ne de yeni model soğuk savaştan vaz geçilir.

Bir kere böyle bir anlayış değişikliğini önce tüm dünyada insanların talep etmesi gerekir. Ancak ben böyle bir değişikliğe gidilebileceğine ihtimal vermem. Bunlar büyük meseleler. Arkasında para var, güç var.

Bize, şu küçücük ülkeye gelince… Tam tersini düşünürüm. İyimser olmak istiyorum. Bir uyanış, bir farkındalık fırsatı oldu diye düşünüyorum.

Bizim de bu süreçte iyi yaptıklarımız oldu, yanlış yaptıklarımız oldu. Eksiklerimizi, bozuk taraflarımızı, ihmallerimizi gördük. Bir alarm durumunda önce kendimize yeterli olmamız gerektiğini bir kez daha idrak ettik.

Başta yıllar yılı kötü yönetildiğimizi. Bunun sonucu olarak ekonomimizin ne kadar kırılgan, kamu mali yapısının nasıl da zayıf olduğunu…

Sağlık sistemimizde, sağlık çalışanları dışında her şeyin dünya standartlarının çok altında olduğunu…

Yönetenlerin sağduyu yerine paniklediklerini… Güven veremediklerini, aksine kaosu ve paniği arttırdıklarını. Organizasyon, planlama, kriz yönetme sorunumuz olduğunu…

Dahası hepimizin hayatı tehdit altındayken bile siyaset denilen illetin kafalardan çıkmadığını…

Biz küçük bir toplumuz. Bugüne kadar bunun kötü yanlarından etkilendik. Yönetenleri, kişisel çıkarlarımıza göre belirledik. Kimse “ben değil” demesin. Sağda da solda da. ‘Kim bana daha yakın, kim işimi görür’ ona baktık.

Bundan sonra yapacağımız seçimlerde bu saplantılardan vaz geçebilecek miyiz? Toplumsal çıkarlarımızı kim daha iyi korur diye bakacak mıyız mesela? Yönetsel beceriye, soğukkanlılık, sağduyu, devlet ciddiyetine… Toplumsal çıkarı, şahsi ya da partisel çıkarlarının önüne koyacak olanlara… Devlet tecrübesine, uzmanlıklara değer verip, var olan kapasiteyi daha da yükseltme çabasında olanlara… Dar kalıplar içinde sürekli kamplaşma, düşmanlık yaratanları ayırt edebilecek miyiz? Kendi ellerimizle bunlara son verebilecek miyiz?

Ya da mesela, bugünden sonra bazı “tabulara” dokunma cesareti gösteren çıkacak mı?

Devleti bir daha bugünkü gibi aciz, zayıf, çaresiz bırakmama adına hem yapısal hem ekonomik, hem de sosyal açıdan radikal adımlar atabileceklere şans verecek miyiz?

Ülkeyi yıllar yılı sömürenlerin, vergi yüzsüzlerinin, karşılıksız teşviklere, desteklere boğulanların neler yaptıklarını yine bu dönemde acıyla tecrübe ettik. Bunlara ‘dur’ diyecek olanlara öncelik verip, teslim olanları siyasetin dışına atabilecek miyiz?  Ya da bu dediklerimi açık açık savunanlar çıkabilecek mi içimizden?

Şu kriz aslında ne yapmamız gerektiğini öyle bir ortaya çıkarttı ki. Önce siyaseti temizlememiz, geleneksel olandan kurtulmamız gerekiyor. İstesek yapabiliriz, hiç zor değil.

Daha çok konuşacağız bunları. Konuşmalıyız da… Ancak bu sayede ortak bir inanca varabileceğiz…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

BİZ BİZE KALDIK:

İlk vakanın rastlandığı Alman turist kafilesini de yolladık hayırlısıyla. Yurt dışından gelenleri de yerleştirdik. Başka bahanemiz kalmadı, artık biz bizeyiz. Bundan sonra ne yaparsak kendimize. Aslında yapacağımız tek şey var. Kendimiz için, sevdiklerimiz için ve en önemlisi ülke için, evde oturmak. Bu kadar zor mu?

 

ÇALIŞMA BAKANLIĞI NE YAPAR?:

Dün duayen sendikacı Hasan Sarıca yasa maddeleriyle hatırlattı. Toplu işten durdurmanın kuralları var. Ama diğer tarafta yasaları çiğneyerek işçilerini toplu halde, ödeneksiz işten çıkaranlar. Çalışma Bakanlığı’ndan ses yok. Güçleri yetmiyor anlaşılan. Bu arada bir şeyi daha görmek zorundayız. Çalışma hayatımızın en büyük zafiyeti, özelde sendikal örgütlenmenin olmaması. Şimdi ah, vah etmek için çok geç…

 

ÇOK ŞEY ANLATAN BİR İHALE:

Maliye Bakanı Amcaoğlu, solunum cihazı ihalesinde akrabasına ait firmanın hiçbir menfaati olmayacağını falan açıklarken, o alım Başbakan tarafından iptal edilmişti.  Şimdi yeniden ihale yapılmış, malzemeyi 4 firma getirecekmiş. Demek ki aceleye gerek yokmuş. Bu olay bile tek başına çok şey anlatıyor…

 

BU BİR KAPIDIR, GEÇMEK İSTEYENE:

AB’nin 5 milyon euro’luk tıbbi ekipman ve malzeme desteği birilerinin canını fena sıkmış. Küçümsemek, aşağılamak adına söylenmedik söz kalmadı. Az da değil, Türkiye’nin verdiği maddi katkının yarısı kadar. Durup bir de bunu güneye verilen yardımla karşılaştırdılar, sanki kendileri de AB üyesiymiş gibi. Rasyonel bakış açısı şu olmalıydı; bizdeki vaka sayıları dünya istatistiklerine bile girmezken, AB bir şekilde destek vermiştir. Açılan bir kapıdır. Tabii geçmek isteyene… Kapalı kalma tercihinin nelere mal olduğunu önümüzdeki dönemde daha çok tartışırız umarım…

 

TESTİ BOŞ VER, KENDİNİ KORU:

Türkiye’de özel klinikler isteyenlere corona virüs testi yapmaya başladı. Vatandaşlar kuyruklara girmiş, görüntüler var. Hem karantinada kalması gerekirken, kaçmak için fırsat arıyor, ‘sokağa çıkma’ dendiği halde çoğu dinlemiyor, sonra da “bana test yap”… Bizim böyle bir olanağımız yok ama bakın şimdi bu haberden sonra birçok kişi bizde de bunu talep edecek…

 

BİRAZ DİKKAT:

Evlerinde oturmak zorunda kalan bizlerin tek bilgi alma kaynağı gazeteler ve televizyonlardır. İnsanlar son gelişmeleri gazete ve televizyonlardan öğreniyor. Bu günlerde bu iki sektörün en önemli görevleri insanlara doğru haber vermek ve onları aydınlatmak olmalıdır. Ancak görüyoruz ki birileri bırakın bunları vatandaşı paniğe sürükleyecek, ekonomiyi allak bullak edecek, kaos ortamı yaratacak sözler sarf ediyor. Yapmayın be arkadaşlar, insanların morale ihtiyaç duyduğu bu günlerde biraz dikkat lütfen…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Alman Turistler: Bunca süredir karantinadalar, birçoğu hastalık kaptı, tek bir şikayetlerini duydunuz mu? Bizim rehberler duyurmasa, yaşadıkları koşullardan haberimiz bile olmayacaktı. Sokağa çıkamayanlar, sanki yasak sadece KKTC’de geçerliymiş gibi durmadan düşman arıyor. Çoğu da Alman turistleri suçluyor. Oysa o insanlar bizi uyandırdı. Yoksa biz ne bu tedbirleri alır ne de bu kadar korunurduk. Aksine teşekkür etmeliyiz onlara…

 

DİPTEKİLER

Akaryakıt Fiyatları: Dünyada petrol fiyatlarının düşmesinden sonra Türkiye’de akaryakıtta 5. kez büyük indirime gidildi. Fiyatlar ilk kez KKTC’nin altına düştü, daha da düşüyor. KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ise gelişmeleri görmezden gelmeyi tercih ediyor. Kriz döneminde birinci öncelik hayatı ucuzlatmak değil midir? En azından Serdar Denktaş’ın dediğini yapsalar. Denktaş, “Kıb-Tek’in depolarını doldurun, bari elektriksiz kalmayalım” önerisi yapıyor…

 

 



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı