Köşe Yazarları

TASAVVUR ETTİĞİMİZ “BUGÜN” DEĞİLDİ!


1974 öncesinde bir “ulusal direniş ve seferberlik toplumu” olduğumuzu söylemek doğruydu.

Örneğin TMT’nin  bu “mücadele sürecinde”  hem toplumun dağılmasını önlemek hem de parçalattırılmasına izin vermemek yönünden büyük işlevi olduydu.

Ancak sonuçta kendini gizlemek zorunluluğunda “yeraltında” kaldığından halktan kopuk oluşunun dezavantajını önleyemedi! Sonuçta  halka dayanmayan hiçbir “ulusal hareket”  ancak korku salar! TM de bu akibetten kendini kurtaramadı.

Dolayısıyla “Kıbrıs Türk halkının ulusal kurtuluşuyla özgürlük ve  egemenliğinin direniş örgütü” olamadı!   Buna karşın hem Rum’un EOKA hareketiyle toplum katlarına sızmasını önledi hem de toplum katlarında “aykırılıkla muzırlık yaparken zarar veren “şahısların,” toplumu düşman kamplara ayırmasının önüne geçti!  Yani görevini yaptı..

SONRASI dönemler  Kıbrıs Cumhuriyetinin oluşumuydu.. Daha sonrası 1963 Kanlı Noel’le başlayan   “Karanlık Günlerimizdi.”  Yediden yetmişe, eski TM’cilerle birlikte oluşan “Mücahitler” dönemidir ki ilk kez Türk halkı, adına “Ulusal Mücadele” diyeceğimiz bir harekette tümden ete kemiğe büründü..

OLAY çok önemliydi. Başlangıcı  “ya taksim ya ölüm”dü. Siyasi anlamı adayı ikiye bölüp iki ayrı Devlet oluşturmaktı.”

FAKAT bu tasavvur edilen siyasi çözümü  biz değil, her zaman ne halt ettiğini bilmeyen Rum tarafı sayesinde 1974 harekâtıyla kendiliğinden gerçekleştirdik..

FAKAT aradan 45 yıl geçmesine karşın “tasavvur ettiğimiz iki bölgeli, iki toplumlu, iki Devletli çözümü sağlayacak birlikteliği gerçekleştiremedik!   Sonunda “Türkiyeliler ve Kıbrıslılar” olarak bölündük ki işte bugünün KKTC’si budur!

YETİŞEN gençler geçmişin mücadelelerini bilmiyorlar! Geçmişi bilmeyenler geleceği kuramazlar. Kursalar bile yanlış kurarlar!

Bugün “gelecekler” yönünden bizi bekleyen büyük tehlike budur…

VE geldik işte o tehlikeye!

Maalesef “bölündük! Parçalandık hatta birbirlerimizin resmen düşmanı olduk. Tutun ki Türk Türk’e karşı!

…BUNLARI geçen hafta sonu Başbakan Ersin Tatar’ı CNN’deki röportajında izlerken düşündümdü. Yıllar sonra ilk kez ve açık seçik “biz Türkiyesiz olamayız” diyen bir Başbakan.

Fakat karşısında Müzakereleri sürdürüp götürürken “Guterres Çerçevesinde” bir çözümü gözleyen Sn. Cumhurbaşkanı..

Yani 45 yıl sonra bir kez daha değişecek coğrafi bölgeler!..

Bir kez daha yer değiştirirken göç etmek zorunda kalacak Türkler ve Rumlar..

Ve bir kez daha Türklerle Rumların birlikte oluşturacakları bir federe devlet..

“Ne kadar mükemmel çözüm” diyebiliyor muyuz?                                                                                                        ****

“BAŞARMAMAK ÜZERİNE” BAŞARILI OLDUK!

Dün Havadis gazetesindeki  “iki mesaj” hani insana habersiz iğneyi sokarsınız  da “hah” diye yerinden fırlar, öyle bir irkilme yarattıydı bende..

Birisi Sn. Akıncı’nın demeciydi.  Havadis gazetesi Manşetten verdiydi. Diyordu ki Sn. Akıncı “Ürettiğiniz bir toprağı çok akılcı ve rasyonel şekilde planlamak mümkündür. Ama işin içine akılcılık değil Rant ekonomisi girdiği zaman üretim yapılabilecek arazi de kalmaz. Bu çok tehlikeli bir gidiştir…”

DİĞERİ yine Havadis Gazetesinde özellikle araştırmalarıyla sorunları her daim  tam göbekten vurup deşerken pis kokuları da ortalara seren  gazeteci refikim Cenk Diler’di.   “İmar Planıyla” ilgili yorumunda diyordu ki  “Plan 338 bin kişilik artı nüfusa göre hazırlandı!.. Sağlığı, Eğitimi, ulaşımı, sosyal yaşamı, kültürümüzü, düşünün.. Ekonomiyi, rantı, nemayı, kirliliği değil!.            Ve devam ediyordu: “Bu bölgeler Kuzey’deki Yaşam alanımızın yüzde 14’ü imiş. Bu kadarcık bir alana artı 338 bin nüfus planlanmış!”

DOĞRUSU bilmiyordum! Ki Diler buna “yaşam alanımızın yüzde 14’üne artı 330 bin kişi planlamak ihanetlerin en büyüğüdür” diyordu..

…GENE geldik ayni serzenişe: Devlet kurduk ama olamadık!” Ki “vatan toprak demektir.” Bölgemizde elan uğruna savaşlar sürüyor!

Oysa biz 45 yıldır bırakın üzerinde yaşadığımız toprağa siyasi yönden sahip çıkmayı; ekilip biçilmesine, yeşerip ürün vermesine bile sahiplik koyamadık. Fakat ayni toprakları üzerlerinde kim bilir hangi alavere dalavere kısaca “yolsuzluklar” sonucu “rant ekonomisinin” emrine amade kıldık! Sonuçta “bari elde kalanları kurtaralım” diyoruz, yapılan planlara umut bağlıyoruz ama   işte olanlar. “Ol alem devam ediyor” yada ettiriliyor!

  1. AKINCI’ya dönecek olursam, “Üretebilen toprak bir meta değildir” diyor..

Ve bir başka gerçeği hatırlatıyor bana.

“O üretilen toprakların üzerine sadece ranta dayalı beton yapılar dikmedik! Aralarında soluk alınabilecek  bir karışlık “yeşil alan” bırakmadık!.

Günü geldiğinde okullu olacak çocuklarımıza kreş ve okul için… Hastalara hastane için…  Yaşlı insanlara bakımevleri için… Bir karışlık bile toprak ayırmadık!  Ki artık Lefkoşa’da, Mağusa’da, Girne’de çocuklarımızın  oyun oynayabilecekleri boş alanlar da  yoktur!

Kaldı ki “kırsal alanlar da ekilip biçilmiyor! Oysa oralarda gençlere arsalar verildiydi, konutlarını yaptılardı.. Belki o topraklar  yeşertilir umudunda!

…Hayallerimiz çok fena yıkılıyor. Oysa yıllar yılı kendimizi dünyanın odağı sandıktı! Vah benim köse sakalım!

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı