Bizim bu Rum komşuyu anlamakta inanın zorlanıyorum.
Tam da, yüzdük yüzdük sonuna geldik derken, yine kıvırmaya, bahaneler bulmaya başladılar.
Neymiş efendim Sayın Anastasidis Ulusal Konseyine danışacakmış da ona göre karar verecekmiş. Halbuki Mont Pelerin’de neredeyse tüm parti temsilcileri var, daha kime neyi soracak.
Ya da soracaklarının ne diyeceğini bilmiyor mu? Biz bile biliyoruz. AKEL’in dışındakilerin tümü federasyonun görüşülmesine bile karşı…
Özellikle de son gün, liderlerin görüşmeleri bitirmeyerek devam etmesi, adada heyecan yaratmış, “galiba birşeyler oluyor” havası estirmişti. Beklenen, iki liderin 5’li zirve için tarih belirlediklerini açıklamalarıydı. Türk tarafının masaya çözümü zorlayacak yeni açılımlar sürmesi ile gözler Anastasiadis’e çevrilmişti. Ama olmadı. Umutların yeşerdiği zirve, umutsuzluğa dönüştü bir anda…
Belli ki yeni açılımlar ve bazı başlıklardaki ilerlemeler, Anastasiadis’i zora sokmuş, Güney’de kilise ve aşırı milliyetçi gruplardan yükselen sesler bayağı tedirgin etmişti.
Aynı kuşkuları taşıyan Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay, “İşte bu yüzden Sayın Anastiades’in erteleme/ara verme talebinin başka nedenleri olabileceği daha güçlü bir ihtimal gibi görünüyor. Bu da Sayın Anastasiades’in şimdi ikinci Cenevre görüşmesine gitmezden önce bir yandan Rum basınının diğer yandansa Rum Ulusal Konseyi’ndeki çözüm karşıtı unsurların seslerini yükseltmelerini sağlamak ve bu gerekçeye dayanarak da Kıbrıs Türk tarafından taviz koparmayı denemek. Hatta Cenevre’ye gitmek için ilave güvenceler almaya çalışmak ve ‘bunlar olmazsa biz katılamayız’ demek. Önümüzdeki bir haftalık dönem zarfında Kıbrıs Rum liderliğinin bizden birtakım tavizler koparmak için ikinci Cenevre zirvesi öncesinde ayak sürüyeceğini düşünüyorum. Günün sonunda katılacak olsa dahi bir takım güvenceleri ve konuların özüne dair kendi görüşlerine yaklaşan esneklikleri görmek isteyecektir. Kıbrıs Türk tarafını bekleyen önemli tehlikelerden birisi de budur zaten…” diyordu… Biz de bu görüşe katılıyoruz.
2004 referandumunun üzerinden tam 12 yıl geçti. Bugün, Annan Planına “evet” demeyip “hayır” dedikleri için, acaba pişmanlık yaşıyorlar mı? Eğer Annan Planını kabul etselerdi bugün, o çok korktukları ve gitmesini istedikleri Türk askeri sembolik bir sayı ile adada kalacak, 100 bin civarında Rum, Güzelyurt dahil, Türklerin yaşadığı birçok yerleşim biriminde yaşıyor olacaklardı…
Acaba gerçekten dertleri bu mudur? Yoksa her ne koşulda olursa olsun ortaklığı mı istemezler? Yani asker, toprak, garantiler bahane midir?
Oysa, adada bir anlaşma olmaması halinde kaybeden sadece Türkler değil, kendileri de olacaktır. Bu ayak sürümeleri, kendilerini naza çekmeleri de bir yere kadar. Bu adada iki toplumun yaşadığını ve sayısal olarak azınlık olsak da, en az kendileri kadar, hak ve hukuka sahip olduğumuz gerçeğini kabul etmedikleri sürece, sonuç alınması mümkün değil. Maalesef DİSİ ve AKEL liderlikleri dışında, görünürde bunu kabul eden de yok…
Bu gerçekten son şans… Ya kalıcı bir çözümü bizim kadar onlar da zorlayacaklar ya da ortak bir gelecek ihtimali tümüyle ortadan kalakacak…
İlk raund için yine de olumsuz konuşmak istemiyorum. İlk yarı sonucu ne olursa olsun, henüz maç bitmiş değil. 90 dakika sonununda tabelada yazan skor önemli. Bir haftalık devre arasında taraflar yeni hamlelerini yapıp 20 Kasım’da yeniden sahaya çıkacak.
Ancak unutulmamalıdır ki, kimsenin bir elli yıl daha masalarda dirsek çürütmeye, boşuna kürek çekmeye niyeti yok.
2004’de düştükleri hataya yeniden düşerler mi bilemem ama, görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması halinde, başka formüllerin devreye girebileceğini, Kuzey’de bazı yeni kararların alınabileceğini ve adanın yarısını sonsuza dek kaybetme ihtimalini de hesaba katmalılar…
Unutmasınlar ki, Kuzey’de de şahinlerin eli armut toplamıyor…
YERİN KULAĞI VAR
AKINCI DA YAPMALI:
Rum Meclisi, Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri ele almak için 18 Kasım’da özel bir oturum gerçekleştiriyor. Sanırım Cumhurbaşkanı Akıncı da, zirve ve sonrası konusunda Meclisi bilgilendirecek, ki doğru olan bu. Orada yaşananları ilk ağızdan duymak, partilerin görüşünü almak, 20 Kasım öncesi iyi olur. Çünkü şimdiden dedikodular, asparagas haberler yayılmaya başladı bile… Şu anda en çok ihtiyacımız olan şey, spekülasyon…
HERKES SUÇA ORTAK:
Tufan Erhürman, manifestosunu açıklarken, ‘CTP’nin kimi kadroları, özellikle iktidarda olduğumuz dönemlerde, savunduğumuz sol değerlerle bağdaştırılması kolay olmayan bazı kararların ve uygulamaların altına imza atmıştır’dedi. Bunlara dair benim aklıma gelen örneklerden biri de, statükonun önemli bir parçası olan “korumacılığın” devam etmesidir. Popülizm, partizanlık üstüne kurulmuş olan korumacılık. Şu anda hayvancıları, sık sık da çiftçileri sokağa döken, ekonomik akla uymayan, verimsiz, mantıksız korumacılık… Plansız programsız üretim teşvikleri… Evet bu politikayı UBP yaratmış olabilir. Ama gelmiş geçmiş hiç bir CTP yönetimi de buna “Dur’ diyecek cesareti bulmadı. Toplum, zerre kadar destek vermediği bu plansız üretim-harcama sistemini ortadan kaldıracak, cesur insanlar bekliyor…
NOSTALJİ GİBİYDİ:
Mehmet Ali Talat’ın Kurultay konuşmasında çözüm sürecine geçmişte verdikleri destekle ilgili söyledikleri dikkatimi çekti. CTP üst yönetimi ve tabanının yaptıklarını anlattı uzun uzun. Nostalji yapar gibiydi… Ben de gayrı ihtiyari, şöyle düşündüm; şu anda da benzer bir süreç devam ediyor. Ama sokaklar boş… Siyasi destek tamam da, bugün en çok ihtiyaç duyulan sokak desteği neden yok..?
BAŞKA BİR EMRİNİZ:
Günlerdir Lefkoşa’da kaos yaratan Hayvancılar Birliği Başkanı Mustafa Naimoğulları, üreticilerin inek sütünde 1300 litre olan destek kotasının 2 tona çıkarılması, akaryakıt zammı konusunda açılım yapılması, arpanın Nisan ayı sonuna kadar 65 kuruş kalması ve 15 kilo olan hayvan başı arpa yardımının 30 kiloya çıkarılması yönündeki taleplerin yerine getirilmesi halinde eylemi kaldıracaklarını açıklamış…Keşke bir ay boyunca her gece meyhanede hükümetin ödeyeceği, bir de masa kurulmasını şart koşsaydı…
BİRTÜRLÜ BECEREMEDİLER:
Yine Gökçekuş, yine suçlama. KTÖS ve DAÜ-SEN, YÖDAK Başkanı Hüseyin Gökçekuş’u, 1-2 Aralık’ta gerçekleşecek “Yüksek Öğrenimde Global Eğilimler ve Kıbrıs” temalı uluslararası konferansa yönelik “internet üzerinden yalan haber yayınlayarak konferansı sabote etmeye çalışmakla” suçladı. Herkes şikayetçi, herkes rahatsız ama, Gökçekuş’u oturduğu makamdan alacak formül bulunamıyor. Hakkında onlarca iddia bulunan Gökçekuş’un, kendi rızasıyla gitmeye ise hiç niyeti yok…
PARA YOKSA, SU DA YOK:
Esentepe Belediyesi önce tankerle su satışını yasakladı, ardından da sitelere şebeke bağlantısı yapılması ve sayaç takılması için konut başına 5 bin 248 TL talep etti. Vatandaş ya susuz kalacak, ya da belediyenin talep ettiği parayı ödeyecek. Hani bizde bir laf var, “gurvada kıstırdı” diye, işte Belediyenin yaptığı tam da bu hesap…
ZİRVEDEKİLER
Mete Tümerkan: “Şimdi gözler 20 Kasım’a kadar Anastasiades’in üzerinde olacak. Rum Lider ya Cenevre’ye dönüp son oyunda yerini alacak ve müzakereler hızla ortaya bir siyasi çözüm anlaşması çıkaracak. Ya da taktiksel yaklaşımlarla süreci çıkmaza sürüklemek isteyenlerin yolunda sürüklenip gidecektir. Bekleyip göreceğiz…”.
DİPTEKİLER
Söylediğiyle, Yaptığı Birbirini Tutmayan Hükümet: Serdar Denktaş, bütçenin Komite’de görüşülmesi sırasında, “ülkedeki yapısal sorunlarla yüzleşmekten korkmamak gerektiğini” vurguladı. Güzel! İşte fırsat, yüzleşsinler o zaman… İşe üretimdeki plansızlığı, hovardalığı ortadan kaldırarak başlayabilirlerdi. Nerede… Bakanlıklar önündeki traktörlü eylemler, bundan öncekiler gibi, onları da sindirdi, olmayan paraları vaad olarak dağıtmaya başladılar. Hatta öyle ki, verdikleri de hayvancıları tatmin etmedi de, oturup daha fazlasını istemeye yüz buldular…

Bunu bizzat kendim Girne’de çektim. Üstelik de bu haliyle sürat yapıyordu arkadaş ve trafik ışıklarında kaza yaptı…
































