KıbrısManşet

Tarihi mektup







Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Cenevre öncesi endişelerini dile getiren Meclis Başkanı Sibel Siber’e, kapsamlı bir mektupla cevap verdi. Mektup, müzakerelerde gelinen aşamayı gözler önüne seriyor

SADECE FEDERAL SEVİYEDE: Ağırlıklı ve çapraz oylama, sadece federal seviyedeki Başkanlık seçimlerinde geçerli olacak, kurucu devletlerin kendi seçimlerinde hiçbir şekilde herhangi bir oranda ağırlıklı oy kullanılması söz konusu olmayacak. “Yüzde 40 blok Rum oyu” iddiası geçerli değil

YEREL SEÇİMLERDE: Yasal ikametgah sahibi kişiler ancak yerel seçimlerde (muhtarlık, belediye) oy kullanabilecek, bu bağlamdaki siyasi hakkı kullanma bakımından %20’yi geçemeyecek. Yerel seçimler haricindeki kurucu devlet yürütme ve yasama seçimleri iç vatandaşlık temelinde olacaktır

AYRI AYRI VETO HAKKI: 1960 Anayasası’nda, Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın sadece dışişleri, savunma ve güvenlik alanlarındaki Bakanlar Kurulu kararlarını veto etme hakkı bulunmaktaydı. Yeni  yapıda, bu üç alanda karar alınabilmesi için Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın birlikte onayı gerekecek

OLUMLU GÖRÜŞ ALINACAK: Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, tüm Bakanlar Kurulu kararlarının Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın birlikte imzalanarak yürürlüğe girmesini savunduğundan, kararlarda mutlaka Kıbrıslı Türk Başkan veya Başkan Yardımcısı’nın olumlu görüşü alınmış olacak

 




 




İade kapsamı belirlendi

 

GENİŞ UZLAŞI: İade kapsamında olan mülklerle ilgili büyük oranda anlaşma sağlandı. İşte o maddeler

  • 1963 veya 1974’te dini mekan olarak kullanılan mülkler
  • Boşaltılacak askeri bölgeler
  • Tahsis edilmemiş mülkler
  • Yeni orman alanları
  • ‘Duygusal bağ’ kategorisine göre iade edilebilecek evler (Bu konuda henüz uzlaşma yoktur)

 

 


Türk tarafı ne önerdi?

 

Kıbrıs Türk tarafı ise, etkilenmiş mülkün bugünkü durumuna bakarak şu öneriyi masaya koydu:

  • En çok 100 dönüm olacak şekilde;
  • Bölünmesi durumunda sulanabilir arazilerin en az 2 dönüm;
  • Diğer arazilerin ise 5 dönümden az olmayacak şekilde;
  • Tarıma elverişli olmayan ve geliştirilmemiş diğer mülklerde ise, mevcut kullanıcının 3 dönümden çok arazisi alması durumunda en fazla ⅓ mülkünü iade etmesi kaydıyla;
  • Eski mülk sahibine etkilenmiş mülkünün büyüklük veya değerinin ⅓’ünü iade etmeyi önermektedir.

 

 


Hangi mülkler iade kapsamında?

 

DÖRT MADDEDE UZLAŞI: İade kapsamında olan mülkler belirlendi

  1. 1963 veya 1974’te dini mekan olarak kullanılan mülkler
  2. Boşaltılacak askeri bölgeler
  3. Tahsis edilmemiş mülkler
  4. Yeni orman alanları
  5. ‘Duygusal bağ’ kategorisine göre iade edilebilecek evler (Bu konuda henüz uzlaşma yoktur)

 

 


 

Uzlaşılan noktalar

 

ÖNEMLİ İLERLEMELER: Liderler bir yönetim ve güç paylaşımı başlığında ciddi ilerlemeler sağladı

  • Bakanlar Kurulu 7 Rum 4 Türk’ten oluşacak
  • Senato, Yüksek Mahkeme, Kamu Hizmeti Komisyonu’nda sayısal eşitlik olacak
  • Vatandaşlık ve Muhaceret Kurulu’nda sayısal eşitlik olacak
  • Yarı-yargısal federal düzenleyici kurullarda sayısal eşitlik olacak;
  • Federal kamu hizmetinde her seviyede her kurucu devletten en az ⅓ oranında katılım olacak

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Meclis Başkanı Sibel Siber’in endişelerini içeren ve kamuoyuna yansıyan görüşlerine kapsamlı bir cevap yazdı.

Akıncı’nın cevabı, bir çok alanda müzakerelerin geldiği aşamayı da gözler önüne seriyor. Havadis, mektubun içeriğini okurlarıyla paylaşıyor.

İşte o mektubun tam metni:

  1. Çözüm anlaşması ile oluşturulacak yeni düzenin iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyon olacağı, iki toplumun siyasi eşitliğine saygı duyulacağı gibi temel prensiplerin Federal Anayasa’nın temel maddeleri arasında yer alması konusunda mutabakat bulunmaktadır. Temel maddeler değiştirilemeyecektir.

Yeni düzenin korunmasıyla ilgili olarak, ayrıca, Garanti Antlaşması’nın yeni düzene uyarlanması tarafımızca önerilmektedir.

Ayrıca, bu gibi temel hükümlerin BM Güvenlik Konseyi tarafından not edilmesi önerilmekte, ve Güvenlik Konseyi’nin yeni düzenin tek taraflı değiştirilmesinin yasaklandığı, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlik ve ayırt edici kimliği olduğu ve iki kurucu devletin eşit statüde olduğunu kabul eden bir karar alması talep edilmektedir.

AB’nin de yeni düzene ilişkin bu özellikleri kayda geçirmesini teminen 10. Protokolün 4. maddesin altında kabul edilecek Uyum Senedi’nin (Act of Adaptation) yanı sıra, aynı anda onaylama süreci başlatılacak ve birincil hukuk olacak yeni Ek Protokolde de bu özelliklerin yer alması planlanmaktadır.

Şunu da eklemekte yarar var ki, Kıbrıs Türk tarafı Kuzey’deki mülkiyet çoğunluğunu elinde tutmak amacıyla, etkilenmiş mülkiyet rejiminde iade edilebilecek taşınmaz mallara bir tavan getirme talebini sürdürmekte (hem belediye/köy hem de global bazda iadeye haiz mülklerin ⅓ tavanla sınırlı kalması), ayrıca, mülk alımı ile ilgili olarak taraflar arasında her kurucu devletin kendi iç düzenlemesini kendisinin yapacağı konusunda mutabakat bulunmaktadır.

Avrupa Birliği hukukunda sermayenin serbest dolaşımı özgürlüğü kapsamında serbest olan mülk satın alımlarının Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nce düzenlenebilmesi için Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin yetkilendirilmesinin bir derogasyon olarak yer alması tarafımızca talep edilmektedir. Böylece, Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin yapacağı düzenleme Avrupa Adalet Divanı tarafından iptal edilemeyecek bir yasal güvenceye sahip olacaktır. Rum tarafı ise bu hakkın bir derogasyonla değil, bir koruyucu ilke (safeguardclause) ile de elde edilebileceğini, bu düzenlemede belli bir büyüklüğe kadar olan bir mülk satışının izne tabi olmaması gerektiğini, daha büyük mülklerle ilgili olarak ise kurucu devletlerin kendi iç vatandaşlığına sahip olmayan kişilere mülk satışını izne tabi olmasına karşı olmadıklarını, AAD’nın bu önlemi gözden geçirebileceğini, ancak iptal etmeyeceğini değerlendirdiklerini söylemektedir. Bu konudaki müzakereler devam etmektedir.

Kıbrıs Rum Kurucu Devleti’nden Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’ne gelecek olan nüfusla ilgili düzenlemelerde, yasal ikametgahını daimi olarak Güney’den Kuzey’e  taşımayı kabul edip Güney’deki ilgili tüm haklarından vazgeçecek kişilere her şehir, kasaba veya köyde %20’den fazla kişi olmaması kaydıyla yasal ikamet verilmesi sağlanarak; ayrıca, iç vatandaşlığına kabul kriterlerle düzenlenerek sarih nüfus çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerde kalması planlanmaktadır. Bu gibi düzenlemelerin AB hukuku ile düzenlenmediği değerlendirilmektedir.

 

 

 

  1. 1960 Anayasası’nda, Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın sadece dışişleri, savunma ve güvenlik alanlarındaki Bakanlar Kurulu kararlarını veto etme hakkı bulunmaktaydı. Yeni federal yapıda, bu üç alanda karar alınabilmesi için Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın birlikte onayının olması gerekecektir. Ayrıca ortak karar aranan bu konular dışındaki diğer Bakanlar Kurulu kararlarının Başkan ve Başkan Yardımcısı tarafından gerekli bulunması halinde iptal edilerek yerine başka karar alma yetkileri olması öngörülmektedir. Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, 1960 Anayasası’nda olduğu gibi, Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın Bakanlar Kurulu’nun herhangi bir konudaki kararını ayrı ayrı geri gönderme hakkına sahip olmaları ve tüm kararları birlikte imzalayarak yürürlüğe koymaları gerektiğini ortaya koymaktadır.

 

  1. Kuvvetler ayrılığı olan bir Başkanlık sisteminde, yürütme erkinin yasama erkinin üst organının bir kararını veto etme yetkisi bulunması öngörülemez. Bununla birlikte, kuvvetler ayrılığının bir başka gereksinimi, yönetim erkleri üzerinde ‘denetim ve denge’ mekanizmalarının kurulmasıdır. Buradan hareketle, Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın federal Parlamento’nun alacağı bir kararı tekrardan değerlendirilmek üzere geri gönderme veya Yüksek Mahkeme’ye gönderme yetkisi bulunacaktır.

 

  1. Ghali Fikirler Dizisi’nden bu yana yerleşik bir BM parametresi olan ‘siyasi eşitlik’, BM Genel Sekreteri tarafından S/21183 (1990) sayılı raporunda şu şekilde tanımlanmıştır:

 

Thepoliticalequality of thetwocommunities in andthebi-communalnature of thefederationneedto be acknowledged. Whilepoliticalequalitydoes not meanequalnumericalparticipation in all federal governmentbranchesandadministration, it should be reflectedinteralia in variousways: in therequirementthatthe federal constitution of theState of Cyprus be approvedoramendedwiththeconcurrence of bothcommunities; in theeffectiveparticipation of bothcommunities in allorgansanddecisions of the federal Government; in safeguardstoensurethatthe federal Governmentwill not be empoweredtoadoptanymeasuresagainsttheinterests of onecommunity; in theequalityandidenticalpowersandfunctions of thetwofederatedStates.

 

İki toplumlu federal bir yapıda, siyasi eşitliğin tüm federal kurumlarda sayısal eşitlik anlamına gelmediği, ancak federal hükümetin tüm kurum ve kararlarında her iki toplumun da etkin katılımının aranması gerektiği belirtilmektedir. Bu bağlamda, sürdürülmekte olan müzakereler çerçevesinde, Kıbrıs Türk tarafı, ilkesel olarak, önemli kurumlarda (Senato; federal Anayasa Mahkemesi; Kamu Hizmeti Komisyonu; Rekabet ve İletişim dahil olmak üzere yarı-yargısal federal kurullar) sayısal eşitlik gözetirken, bunların dışındaki kurumlarda etkin katılımın sağlanmasını savunagelmiştir.

 

Annan Planı’na da bakıldığında, Federal Yürütme dahil olmak üzere, etkin katılımın ‘’her toplum veya kurucu devletten gelen en az 1 üyenin olumlu oyunun aranması’’ olarak düzenlendiği görülmektedir. Mont Pelerin’de gerçekleştirilen ilk tur görüşmelerde, Rum tarafının Bakanlar Kurulu’nun oluşumunda 7:4 oranını kabul etmesiyle, Federal Yürütme’nin oluşumunda ve her toplumdan gelen en az 1 üyenin olumlu oyunu içerecek şekilde karar alınmasında uzlaşıya varılabilmiştir. Varılan bu mutabakat, 1960 (7:3) ve Annan Planı (4:2) düzenlemelerinden daha ileridedir. Bakanlar Kurulu’nun Kıbrıslı Türk üyeleri, Kıbrıslı Türk Başkanlık makamı üyesi tarafından atanıp görevden alınabileceği için bu üyelerin Kıbrıslı Türk Başkan veya Başkan Yardımcısı’nın denetiminde karar alması gerekecektir. Kıbrıs Türk tarafı ayrıca, tüm Bakanlar Kurulu kararlarının Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın birlikte imzalanarak yürürlüğe girmesini savunduğundan, kararlarda mutlaka Kıbrıslı Türk Başkan veya Başkan Yardımcısı’nın olumlu görüşü alınmış olacaktır. Kısacası, pratikte aynı sonucu doğuracak bir şekilde ‘veto’ yerine ‘onay’ mekanizması öngörülmüştür.

 

  1. Çözüm anlaşması ile oluşturulacak yeni düzenin iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyon olacağı, iki toplumun siyasi eşitliğine saygı duyulacağı gibi temel prensiplerin Federal Anayasa’nın temel maddeleri arasında yer alması konusunda mutabakat bulunmaktadır. Temel maddeler değiştirilemeyecektir.

Yeni düzenin korunmasıyla ilgili olarak, ayrıca, Garanti Antlaşması’nın yeni düzene uyarlanması tarafımızca önerilmektedir.

Ayrıca, bu gibi temel hükümlerin BM Güvenlik Konseyi tarafından not edilmesi önerilmekte, ve Güvenlik Konseyi’nin yeni düzenin tek taraflı değiştirilmesinin yasaklandığı, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitlik ve ayırt edici kimliği olduğu ve iki kurucu devletin eşit statüde olduğunu kabul eden bir karar alması talep edilmektedir.

AB’nin de yeni düzene ilişkin bu özellikleri kayda geçirmesini teminen 10. Protokolün 4. maddesin altında kabul edilecek Uyum Senedi’nin (Act of Adaptation) yanı sıra, aynı anda onaylama süreci başlatılacak ve birincil hukuk olacak yeni Ek Protokolde de bu özelliklerin yer alması planlanmaktadır.

Şunu da eklemekte yarar var ki, Kıbrıs Türk tarafı Kuzey’deki mülkiyet çoğunluğunu elinde tutmak amacıyla, etkilenmiş mülkiyet rejiminde iade edilebilecek taşınmaz mallara bir tavan getirme talebini sürdürmekte (hem belediye/köy hem de global bazda iadeye haiz mülklerin ⅓ tavanla sınırlı kalması), ayrıca, mülk alımı ile ilgili olarak taraflar arasında her kurucu devletin kendi iç düzenlemesini kendisinin yapacağı konusunda mutabakat bulunmaktadır.

Avrupa Birliği hukukunda sermayenin serbest dolaşımı özgürlüğü kapsamında serbest olan mülk satın alımlarının Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nce düzenlenebilmesi için Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin yetkilendirilmesinin bir derogasyon olarak yer alması tarafımızca talep edilmektedir. Böylece, Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin yapacağı düzenleme Avrupa Adalet Divanı tarafından iptal edilemeyecek bir yasal güvenceye sahip olacaktır. Rum tarafı ise bu hakkın bir derogasyonla değil, bir koruyucu ilke (safeguardclause) ile de elde edilebileceğini, bu düzenlemede belli bir büyüklüğe kadar olan bir mülk satışının izne tabi olmaması gerektiğini, daha büyük mülklerle ilgili olarak ise kurucu devletlerin kendi iç vatandaşlığına sahip olmayan kişilere mülk satışını izne tabi olmasına karşı olmadıklarını, AAD’nın bu önlemi gözden geçirebileceğini, ancak iptal etmeyeceğini değerlendirdiklerini söylemektedir. Bu konudaki müzakereler devam etmektedir.

Kıbrıs Rum Kurucu Devleti’nden Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’ne gelecek olan nüfusla ilgili düzenlemelerde, yasal ikametgahını daimi olarak Güney’den Kuzey’e  taşımayı kabul edip Güney’deki ilgili tüm haklarından vazgeçecek kişilere her şehir, kasaba veya köyde %20’den fazla kişi olmaması kaydıyla yasal ikamet verilmesi sağlanarak; ayrıca, iç vatandaşlığına kabul kriterlerle düzenlenerek sarih nüfus çoğunluğunun Kıbrıslı Türklerde kalması planlanmaktadır. Bu gibi düzenlemelerin AB hukuku ile düzenlenmediği değerlendirilmektedir.

  1. Mülkiyette duygusal bağ kategorisi, 1963 veya 1974’te dini mekan olarak kullanılan mülkler ile boşaltılması öngörülecek askeri bölgelerdeki binalar hariç, tahsis edilmiş mülkler arasında mevcut kullanıcısı bulunan başka bir binanın iadesi olmayacağı anlayışıyla gündeme gelmiştir.

Demopouloskararı incelendiği zaman, AİHM’nin mevcut kullanıcılarla eski mülk sahiplerinin haklarını yarıştırdığı görülmektedir. Eski mülk sahibi karşısında, mevcut kullanıcının (a) kullanım hakkı ile, (b) ev/konut hakkının yarışması durumunda, AİHM’nin Demopoulosandothers v. Turkeykararında geliştirerek ortaya koyduğu “haklar arasında denge kurma” ilkesini uygulaması beklenmektedir.

 

Kıbrıs Türk tarafı duygusal bağ iddiasında bulunabilecek eski mülk sahiplerinin niteliklerini belirlerken, AİHM’inDemopouloskararı sonrasında halen ev/konut hakkının devam ettiğine hükmettiği eski Rum mülk sahiplerinin niteliklerini incelemiştir. Buna göre, hak iddiasında bulunabilecek kişilerin halen mülkün sahibi olması,ve evi terk ettiği tarihte asgari bir yaşta bulunması gerekmektedir (örneğin, PapayianniandFieros v. Turkey).

 

Buna karşılık masada bulunan Kıbrıs Türk önerisinde mevcut kullanıcıların nitelikleri de hem belli bir süre binayı ev olarak kullanan eşdeğercilerin hassasiyeti hem de binayı uzun yıllar ev olarak kullananların duygusal bağları dikkate alınarak belirlenmiştir.

Mülkiyette üzerinde mutabakata varılan kategoriler şunlardır:

  • Dini mekanlar
  • Kategori I Mülkler
  1. Kamu yararı için ayrılmış veya kullanılmakta olan mülkler
  2. Çözüm sonrası askeri amaçlarla kullanılacak olan mülkler
  3. Tahsis edilmemiş/Kullanılmayan mülkler
  • Kategori II Mülkler
  1. Birden fazla sahibi olan ve bölünemez mülkler
  2. Esaslı inkişaf yapılmış mülkler
  3. Yıkılmış mülkler (GC)
  4. Yitirildiği dönemde sahibi tüzel kişi olan mülkler (TC)
  • Kategori III Mülkler
  1. Yitirildiği dönemde mülk sahibi tarafından ev veya geçim amaçlı kullanılan mülkler
  2. Mevcut kullanıcı tarafından ev veya geçim amaçlı kullanılmakta olan mülkler
  3. Araziler
  4. Geriye kalan mülkler

 

Bu kategorilere giren mülkler/kişilerin durumuna bağlı olarak bir çare verilmesi öngörülmektedir.

Eski mülk sahiplerinin tazmin edileceği mülkler: (Henüz nihai olarak sonuçlandırılmamış olsa da bu mülklerin iade edilmeyeceği hususunda büyük oranda anlayış birliği bulunmaktadır)

  • Müşterek ve taksim edilemeyen ve ayrıca mülk sahipleri arasında anlaşmazlık olan mülkler
  • Yitirildiği dönemde mülk sahibi tüzel kişi olan mülkler (Kıbrıs Rum tarafı, daha sonra pozisyon değiştirerek, gerçek ve tüzel kişilere farklı muamele yapılmamasını talep etmektedir.)
  • Çözüm sonrası askeri amaçlar için gerekli olan mülkler
  • Kamu yararına kullanılan veya ayrılan veya tahsis edilen mülkler
  • Esaslı inkişafla geliştirilen mülkler

 

Şu mülkler iade kapsamındadır:

  • 1963 veya 1974’te dini mekan olarak kullanılan mülkler
  • Boşaltılacak askeri bölgeler
  • Tahsis edilmemiş mülkler
  • Yeni orman alanları
  • ‘Duygusal bağ’ kategorisine göre iade edilebilecek evler (Bu konuda henüz uzlaşma yoktur)

 

Kıbrıs Türk tarafı bu aşamadan sonra aşağıda açıklanan ⅓ kuralının uygulanmasını önerirken, Rum tarafı mevcut kullanıcı ve eski mülk sahibinin niteliklerine göre incelemeyi sürdürmeyi ve geri kalan boş arazilere ⅓ kuralını uygulamayı önermektedir.

Geri kalan mülklerde Kıbrıs Rum tarafı, mevcut kullanıcısı bulunan ama geliştirilmemiş boş küçük arazilerin tamamen, daha büyük arazilerin ise kısmen iade edilecek şekilde belirli bir formül üzerinden iadesini öngörmektedir.

Kıbrıs Türk tarafı ise, etkilenmiş mülkün bugünkü durumuna bakarak, en çok 100 dönüm olacak şekilde ve bölünmesi durumunda sulanabilir arazilerin en az 2 dönüm, diğer arazilerin ise 5 dönümden az olmayacak şekilde; tarıma elverişli olmayan ve geliştirilmemiş diğer mülklerde ise, mevcut kullanıcının 3 dönümden çok arazisi alması durumunda en fazla ⅓ mülkünü iade etmesi kaydıyla; eski mülk sahibine etkilenmiş mülkünün büyüklük veya değerinin ⅓’ünü iade etmeyi önermektedir.

Kıbrıs Türk tarafı, yukarıda belirtilen mülk kategorileri dışında kalan, mülkiyet rejimince düzenlenmemiş tüm mülklerin iade kapsamı dışında olmasını önermektedir. Rum tarafı herhangi bir pozisyon ortaya koymamıştır.

Bunun dışında, kimin öncelikli hak sahibi olacağı ile ilgili bir müzakere yapılmamaktadır.

Esaslı inkişafla ilgili durum ise şöyledir; Bir etkilenmiş mülkün esaslı inkişaf sayılması için bazı durumda değerlendirmeye tabi olması, bazı durumda ise inkişafın niteliğine göre esaslı inkişaf olarak nitelendirilmesi yönünde bir mutabakat bulunmaktadır.

Bu anlayışla Türk tarafı, değerlendirmeye tabi olacak esaslı inkişafın terk ediliş tarihinden belli bir tarihe kadar (Rum tarafı bunu 15 Mayıs 2015 olarak önermektedir) bir etkilenmiş mülke yapılan bir inkişafın veya bu inkişafı meydana getirecek onaylı bir proje (Kıbrıs Türk tarafı inşaat onayını da talep etmektedir) piyasa değerinin (market value) etkilenmiş mülkün orijinal halinin bugünkü değerinden (currentvalue) daha fazla olması halinde ‘esaslı inkişaf’ olarak değerlendirmesini kabul etmiştir.

Buna karşılık, aşağıda belirtilen inkişafların değerlendirmeye tabi tutulmadan otomatik olarak ‘esaslı inkişaf’ olarak kabul edilmesi konusunda mutabakat sağlanmıştır.

Değerlendirme gerektirmeyen işlemler:

  • Yeni bina: Bu yakınlaşmaya göre, yetkili makamlardan izin alınarak yapılan sağlam yeni bir bina ve onun ayrılmaz parçalarını boş veya daha sonra boş kalan (Rum tarafı bunun doğal nedenlerle olması gerektiğini söylüyor) bir arazi veya arsa üzerine inşa eden mevcut kullanıcı bakımından bina ve mevzuata göre gerekli minimum büyüklükte arsa değerlendirmeye tabi olmadan, otomatik olarak ‘esaslı inkişaf’ olarak kabul edilmesi konusunda bir mutabakat bulunmaktadır. Mevcut kullanıcıya ait geri kalan arazi ise ⅓ kuralına tabi olacaktır. Rum tarafı inkişafın ev veya geçim kaynağı olarak kullanılmasını da şart koşmaktadır.
  • Bir inkişafın bir binanın fonksiyonunu geriye dönüşü olmayacak şekilde değiştirmesi ve/veya orijinal durumuna dönüştürülmesinin orantısız bir masrafa neden olması durumunda: Terk edildiği tarihte etkilenmiş mülk bir ev ise ve eski mülk sahibi “duygusal bağ” kriterinden dolayı evin iadesini alabilirse, mevcut kullanıcı tarafından yapılan ek kat veya ünitelerin mevcut kullanıcıda kalması konusunda da mutabakat bulunmaktadır. Rum tarafı bu durumda, tüm etkilenmiş mülkün eski mülk sahibine iade edilmesine ve rızasını verip, ek inkişaf bedelini mevcut kullanıcıya ödememesi durumunda mülkün bölünerek mevcut kullanıcıya ek binaların ve bunun inşası için gerekli arazinin verilmesini, ayrıca, mevcut kullanıcının bunun için ödeme yapmasını kabul ederken, Türk tarafı ev ve ortak kullanım alanlarının müşterek mülkiyeti veya eski bina için gerekli minimum arazi dışında kalan tüm etkilenmiş mülkün herhangi bir ödeme yapmadan mevcut kullanıcıda kalmasını talep etmektedir.

 

  1. Birleşik Kıbrıs’ta Türk ve Yunan vatandaşlarına eşdeğer muamele yapılmasına yönelik taraflar arasındaki mutabakat ışığında, AB vatandaşlarına sağlanan dört özgürlüğe eşdeğer hakların Türk vatandaşlarına nasıl sağlanacağına ilişkin müzakereler halen devam etmektedir. 29 Ocak 2010 tarihinde Talat-Hristofyas görüşmelerinde bu hususta sağlanan mutabakat gereği, eşdeğer muameleye yönelik düzenlemelerin adadaki mevcut demografik yapıyı bozmaması söz konusuydu. Mevcut süreçte de Kıbrıs Türk tarafı, Rum tarafının talep ettiği doğrultuda bu uygulamanın 4:1 gibi sabit bir orana bağlanmasına karşı çıkarak, bu konuda yapılacak düzenlemelerin adadaki demografik dengeyi bozmaması prensibinin kullanılmasını savunagelmiştir. Ayrıca, bu düzenleme tamamen çözüm sonrası adaya dışarıdan gelecek olanları kapsamakta ve hiçbir şekilde iki toplum arasındaki güç paylaşımı düzenlemelerine bağlı tutulmamaktadır. Nitekim, Bakanlar Kurulu’nun 7:4 oranında oluşacağı; Senato, Yüksek Mahkeme, Kamu Hizmeti Komisyonu, Vatandaşlık ve Muhaceret Kurulu ile yarı-yargısal federal düzenleyici kurullar gibi çok önemli federal kurumlarda her iki toplum veya kurucu devletten gelen üyeler arasında sayısal eşitlik olacağı; federal kamu hizmetinde her seviyede her kurucu devletten en az ⅓ oranında katılım sağlanacağı; federal hükümet gelirlerinin bir bölümünün kurucu devletlerin nüfusu, diğer bölümünün de kurucu devletlerin nominal GDP’si temelinde paylaşılacağı üzerinde taraflar arasında uzlaşı sağlanmıştır. Federal Başkanlıkta ise, Kıbrıs Türk tarafı en az 4:2 oranında dönüşüm sağlanması gerektiğini defaten ortaya koymuştur. Çözüme varılabilecekse, bu hususun da çözümün önemli bir unsuru olacağı herkesçe bilinmektedir.

Dünyada çeşitli federasyonlarda nüfus farklılıkları olmasına rağmen siyasi eşitlik prensibi Anayasal hükümler çerçevesinde korunmakta ve sayısal çoğunluğun güç paylaşımını etkilemesi engellenmektedir. Federasyonlar, nüfus farklılıkları olan grupların yönetimde gücü paylaşarak bir arada yaşayabilmeleri için kurulan sistemlerdir.

Her hal ve şartta, siyasi olarak eşit iki topluma ve eşit statüdeki iki kurucu devlete sahip olacak federal yapının yönetimi ve güç paylaşımında nüfus oranının kullanılması veya emsal teşkil etmesi söz konusu değildir.

 

  1. Bugün dünyadaki anayasa değişikliği akımlarına bakıldığında görülmektedir ki devletlerin işleyişi bakımından elzem olan değişiklikler, referandum yoluyla değil de halkın seçilmiş temsilcilerinden oluşan yasama organlarında özel çoğunluklar sağlanarak elde edilmeye çalışılmaktadır. Bunun başlıca sebebi, anayasa değişiklikleri için gidilen referandumlarda, bir yandan halkların bu değişikliklerle ilgili olmayan hususlara karşı tepki olarak oy verdiği durumlarla karşılaşılmakta, diğer yandan ise (Kaliforniya eyaleti örneğinde olduğu gibi) popülist akımlardan etkilenilerek gelecek kuşaklar için menfi sonuçlar doğurabilecek değişikliklerin onaylanmasıdır. Bu duruma bir örnek de ülkemizde yaşanmıştır. 2014 yılında Cumhuriyet Meclisi’nden tüm partilerin onayı ile geçirilen Anayasa değişiklikleri, içerikle ilgili olmayan başka tepkiler nedeniyle halk tarafından reddedilmiştir.

Özellikle de federal yapılara bakıldığında, BM’nin Kıbrıs’taki İyi Niyet Misyonu tarafından yapılan bir çalışmada da ortaya konduğu üzere, dünya genelindeki federal sistemlerde farklı prosedürler izlenmekle birlikte, tümünde ya federal seviyedeki ya da hem federal hem de federe birimler seviyelerindeki yasama organları tarafından anayasaya değişikliği mekanizmalarının devreye konarak çalıştırıldığı görülmektedir. Buna Avusturya, Belçika, Bosna-Hersek, Kanada, Almanya ve Rusya örnek gösterilebilir.

Birleşik Kıbrıs örneğinde ise, federal hükümet ve kurucu devletler arasındaki yetki paylaşımı dikkate alınarak ve federasyonun bu her iki bacağı arasındaki denge ile iki toplumlu, iki kesimli yapısı gözetilerek öneriler geliştirilmiştir. Bu bağlamda, federal hükümetin yetkilerine giren bir konudaki anayasa değişikliği, her bir toplumdan gelen Senatörlerin ayrı ayrı çoğunluğunu içerecek şekilde tüm Senatörlerin 3/5 çoğunluğu ile her bir kurucu devletten gelen Temsilcilerin ayrı ayrı çoğunluğunu içerecek şekilde tüm Temsilcilerin mutlak çoğunluğunu gerektirecektir. Kurucu devletleri ilgilendiren diğer tüm artık yetkilerde ise, federal Parlamento’daki bu mekanizmanın yanı sıra, her iki kurucu devlet Parlamentolarının ayrı ayrı mutlak çoğunluğunu içermesi gerekecektir.

Dolayısıyla, federal yetkiler bağlamında, federal Parlamento’da hem toplumları temsil eden Senatörlerin hem de vatandaşları temsil eden Temsilcilerin, iki toplumluluğa ve iki kurucu devletin eşitliğine dayalı bir şekilde Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum üyelerinin ayrı ayrı çoğunlukları aranacaktır; artık yetkiler bağlamında ise, buna ilaveten her iki kurucu devletin seçilmiş temsilcilerinin ayrı ayrı çoğunluklarını gerektirecektir.

Anayasal değişiklikle ilgili yetki konusunda oluşabilecek herhangi bir anlaşmazlık, her iki toplumdan eşit sayıda yargıcın bulunduğu Yüksek Mahkeme’ye çözülmek üzere intikal ettirilecektir. En, önemlisi ise, çözümün ve federasyonun asli özelliklerine ve yapısına ilişkin hükümler hiçbir şekilde değiştirilemeyecektir.

 

  1. Ağırlıklı ve çapraz oylama, sadece federal seviyedeki Başkanlık seçimlerinde geçerli olup, kurucu devletlerin kendi seçimlerinde hiçbir şekilde herhangi bir oranda ağırlıklı oy kullanılması sözkonusu değildir.

Mektubunuzda bahsedilmekte olan diğer %20 oranı ise, diğer kurucu devletten gelerek Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nde yasal ikametgahını kuracak Kıbrıslı Rumların azami oranına ilişkindir. Dolayısıyla, burada bahsedilen %20 oranı iç vatandaşlığa değil, yasal ikametgaha tekabül etmektedir.

Yasal ikametgah sahibi kişiler ise ancak yerel seçimlerde (muhtarlık, belediye) oy kullanabilecek olup, bu bağlamdaki siyasi haklarını kullanma bakımından %20’yi geçemeyecektir. Yerel seçimler haricindeki kurucu devlet yürütme ve yasama seçimleri iç vatandaşlık temelinde olacaktır.

İç vatandaşlık alımı ise, belirli bir süre o kurucu devlette daimi yasal ikametgaha sahip olma ve o kurucu devletin dilini akıcı bir şekilde kullanabilme de dahil olmak üzere kriterlerini tamamen ilgili kurucu devletin belirleyeceği düzenlemelere bağlı olacaktır.

Bu hususlar göz önüne alındığında, Kıbrıslı Rumların %40 oranında blok oy kullanarak, kurucu devlet seçimlerini etkilemesi hiçbir surette geçerli olmayacaktır.









Başa dön tuşu