Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TARİHE BİR NOT: “GELİRİZ VE ALIRIZ”

Rum faşistlerin örgütü ELAM, Güney Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklerin arabalarına saldırdı.

Yoğun trafikte kıstırdıkları arabalara tahta sopalarla vurdular, “pis Türkler defolun, sizi burada istemiyoruz”  şeklinde slogan attılar.
Bu saldırı hem Güney’de hem Kuzey’de sessizce geçiştirildi.
Geçmişte hiç olmazsa gazetelerde haber olur, bazı siyasiler açıklama yapmak zorunda kalırlardı.
Bu kez o da olmadı.
Kuzey’de bir ya da iki gazetede haber oldu, siyasilerin de tısı çıkmadı.
Kapıların açıldığı 2004 yılından sonra Güney Kıbrıs’a giden çok sayıda Kıbrıslı Türk’e saldırılar düzenlendi.
Ölen henüz olmadı ama yaralananlar ve ciddi hasarlar oluştu.
En vahimi, Larnaka’da düzenlenen barışçıl bir etkinliğe katılan Kıbrıslı Türk müzisyenin bıçaklanması olayıydı.
Kıbrıslı Türk müzisyen canını zor kurtarmış, uzun süre tedavi olmuştu.
Dönemim Rum Yönetimi Başkanı ise olayı “beyinsizlerin işi” diyerek geçiştirmişti.
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum barışseverler çeşitli eylemler düzenlemişler,  protesto hareketleri yapmışlar fakat onların sesi de cılız kalmıştı.
Rum Yönetimi’nin bu tür saldırılar karşısında takındığı tavır aynıdır.
“Bunlar beyinsizlerin işidir, fazla abartmaya gerek yoktur…”
Bu olayları küçümsenme ve görmezden gelme, görmezden gelip sorumluluktan sıyrılma taktiğidir.
Bir ara APOEL kulübünün binasının olduğu yerde her hafta sonu, oradan geçen Kıbrıslı Türklerin arabalarına saldırmak Rumların hafta sonu eğlencesine dönüşmüştü.
Rum yöneticiler “niye tedbir almıyorsunuz, yer belli saldıranlar belli” diye ikaz edildiklerinde de “canım, onlar holiganlardır, her zaman böyle şeyler yaparlar” yanıtı veriliyordu.
Düşünün ki bir aile trafikte giderken, kırmızı ışıkta duruyor ve saldırıya uğruyor. Arabanın içinde anne-baba ve çocuklar var. Camları kapatıyorlar, kapıları kilitliyorlar ama fayda etmiyor. Küfrün bini bir para ve öldürülme korkusu yaşıyorlar. Rum yöneticiler bunu biliyorlar ve ahmakça savunma yapıp tedbir almıyorlar.
Peki bu saldırılara maruz kalan Kıbrıslı Türkler kendi tedbirlerini kendileri alsalar ve savunma yapsalar.
Mesela, ailesinin can korkusuyla paniğe kapılıp çıkıp bir tanesini indirseler?
O zaman ne olur?

      ***

APOEL ile Pınar Karşıyaka kulüplerinin Güney Lefkoşa’da oynadıkları karşılaşma ve karşılaşma sonrası yaşananlar unutuldu gitti.
Hatırlatalım;
Avrupa Basketbol Şampiyonası çerçevesinde APOEL basketbol takımıyla eşleşen Pınar Karşıyaka (İzmir) Güney Lefkoşa’ya gitmiş ve maça çıkmış, farklı da bir galibiyet almıştı.
Maç boyunca her türlü taşkınlığı yapan Rum fanatikler bitiş düdüğünün çalınmasıyla birlikte Türk basketbolculara saldırmış, soyunma odalarına kadar girmiş ve tam bir dehşet yaratmışlardı.
O kriz nasıl çözülmüştü biliyor musunuz?
Üçüncü şahıslardan değil, bizzat olayı yaşayanlardan dinlemiştim.
Türkiye, “bir tek vatandaşımızın burnu kanarsa operasyon yapar hepsini oradan alırız” demişti.
Bunun üzerine saldırı anında ortalıkta görünmeyen Rum polisi bin kişilik bir ekip oluşturup Türk takımını korumaya almış, otelde sabaha kadar başlarında beklemiş, uçaklarının Larnaka’dan havalanmasına kadar piste eşlik etmişti.
Çünkü “gelir ve alırız” tehdidinden korkmuşlardı.
Mehmet Ali Talat ve Egemen Bağış isterlerse bu konudaki anılarını anlatabilirler.

      ***

Neyse;
Sık olmasa da Rum tarafına geçen bir aileyiz.
Poli ya da Limasol anılarımız depreştiğinde uzun yolculuklar yaparız.
  Her zaman kendi kendime sormuşumdur;
“Böylesi saldırılar bizim başımıza gelse ne yaparsın” diye.
“Yiğitliğin onda dokuzu kaçmaktır, onda biri de hiç bulaşmamaktır” der bir atasözü.
Fakat aileyi savunmak da en doğal ve içgüdüsel bir davranıştır.
Bu topraklarda ailemizle birlikte, neslimiz devam etsin diye az acılar çekmedi bizden öncekiler.
Şimdi, onların yaptıklarını mı yapmamız gerekecek?