Köşe Yazarları

Tarih yalan söylemez. İşte ispatı!


Anastasiadis son açıklamalarıyla sadece köprüleri atmadı. Rum tarafının “gerçekte” nasıl bir çözüm istediğini de “onayladı!”

“Onayladı” diyoruz çünkü bir yıldır  söyleyip yazdıklarımızdı. Geçmişlerden bugünlere gelirken bir kez daha anlıyoruz ki Rum tarafının “meğalo ideası” değişen zamana ve siyasi koşullara karşın değişmedi! Çok kısaca ifade edilecekse Güney,  “kendini Kıbrıs adasının sahibi” görüyor! Öyle de olunca Kuzey üzerine geliştirdiği müzakerelerdeki tüm isteklerini meşruiyetinin gereği sayıyor!

Anastasiadis’li Rum tarafının “idealimdir” dediği   saplantısı dün de vardı, bugün de vardır yarın da olacaktır! Yeniden özetlemek gerekirse:

İŞTE TARİH: 1958 EOKA hareketinin hedefinde Türk halkı değil, İngiliz sömürge yönetimi vardı. Eoka’nın İngiliz’e karşı başlattığı terör olayları ise “Enosis” amaçlıydı. Yani İngiliz adadan gidecek Kıbrıs Yunanistan’a ilhak edilecekti.

Bu oyunu bizzat İngiltere’nin kendisi bozdu! Adadan “ayrılırken” ayni zamanda nasıl  “kalacağının” formülünü  zaten soruna müdahil olan Türkiye’yi de devreye sokarak ve kendisine de 256 kilometre karelik bir alanı  ayırarak ki bu adanın yüzde 2.77’sine tekabül ediyordu bir askeri üs ayarladı!

Kıbrıs Cumhuriyeti aslında Rum’un Enosis mücadelesinin önünü açmıyor, aksine “üçlü garantörlük” anlaşması ve Türkiye’nin 389 yıl sonra adaya askeri ile yeniden geri dönmesini sağlıyordu.. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti Makarios’lu Rum toplumunun tüm enosis hayallerini yıkıyordu! Makarios Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bu nedenle hiç benimsemedi! Neresinden berhava edeceğini düşünürken de  muzırlıklarıyla  zaten   yıktıydı!

FAKAT:  Gidi İngiliz!  Sonucun böyle olacağını biliyordu çünkü KC’i formülü kendi icadıydı! Yoksa Kiliseli Rum halkı için Enosis hâlâ bir “meğalo idea” olarak devam ediyordu ve önünde tek engel vardı: “Adadaki Türkiye!”

Rumlar “Eoka tethiş” hareketiyle    İngilize yaptığını, bu kez  1963’de “Kanlı Noel”  harekâtı ile Türk halkına dolayısıyle Türkiye’ye yapmaya çalıştı.. Tutmadı çünkü Türkiye tüm saldırıları diplomatik yollardan ve fiilen anında önledi.

Artık çok iyi biliniyor son Enosis teşebbüsü 1974’de Yunan cuntası ile  Eoka B’nin  Makarios’a yönelik darbe girişimi ile  gerçekleşti.. Ve Türkiye garantörlük hakkını kullanarak askeri ile adaya girdi!                             BUGÜNÜN SİYASETİ: Biline ki şimdilerde de devam eden  Rum siyaseti 1974’lerde Kuzey’e yerleşen Türkiye’yi adadan uzaklaştırmak üzerine kuruldu. Ki hiç kuşkunuz olmasın, bugüne dek süregelen müzakereler hep bu amaca yöneliktir. Yani Türkiye garantörlük hakkından  vaz geçerek adayı terk edecek. O zaman Rum  halkı ile biz bize kalacağız!” Bu da Rum “meğalo ideasının” önünü açacak ada egemenliği demek olacak! (Yazıp hatırlatalım dedik!)


SİYASİ PARTİLERİMİZDE HAVALAR NASIL!

Bir ara iktidarın başbakan yardımcısı Serdar Denktaş, “seçimse seçim hodri meydan” dediydi! Cevap anında “varız” diyerek “CTP’nin Erhürman’ından geldi! Ne var ki meydan okumanın arkası gelmedi!

Galiba bu kez bu hükümet bizi utandıracak ve erken seçime gitmeden (hele müzakerelerin de hitama erdiği gerçekte) görevine devam edecek ta ki ciddi bir yol kazasına uğrasın!

ÇÜNKÜ: Aslında hiçbir parti seçime hazır değil! KKTC, siyaseti, ekonomisi, sosyal yapısı ile kilitlendi ki artık kimsenin elinde eğer Türkiye açıktan  “her türlü katkıyı sağlamazsa” açacak ne anahtar kaldı ne de güç!

Buna karşın bir yandan ufarak ufarak partiler kurulurken, öte yandan sivil toplum kuruluşlarından  farkı olmayan “marjinal” olanları var ki “siyasi parti” işlevini sadece “adları” ile resmi tescilde tutuyorlar! Zaten ihtiyaçları olan  tek şey de budur çünkü “başkan ve bazı üyelerinin” içten ve dıştan nemalanmaları bu “resmiyete” bağlıdır!

Şimdilik görünen odur ki mevcut koalisyon hükümeti Serdar Denktaş’ın büyük oranda yüklendiği inisiyatifle güçlü konumda..

CTP’de ise  Sonay Adem’lerden Oktay Kayalp’dan arızalı içteki kaynaşma  bir süre daha, ta ki kozların artık paylaşılacak yanı kalmayıncaya kadar devam edecek… Öte yandan entelektüel yapısı ile eski kurtların arasında kalmış Erhürman’ın genç ekibiyle CTP’yi ne kadar taşıyabileceği de doğrusu bilinmiyor.. Buna karşın son ankette CTP partiden bazı istifalara karşın yüzde 9.95’e yükselmiş..

       HALKIN PARTİSİ Özersay’la yoluna devam ediyor. Mesela son ankette hemen seçim yapılsa oyları ne olurdu sorusuna verdiği cevap yüzde 11.19 çıkıyor ki küçümsenecek bir oran değil.

FAKAT:  Medyanın bütün eleştirilerine  ve CTP’nin her zaman ustalığı kendinden menkul muhalefetine karşın yine anketten görüyoruz, Özgürgün’le birlikte yürüyen  UBP, siyasetin armada gemisi olmaya devam ediyor nitekim son ankette yüzde 30.69’a yükselmiş…

KISACA: Gitgide bünyelerini  yeni jenerasyonla yenilemeye çalışan siyasi partilerimiz yerli yerindeler ama memleket yerli yerinde değil. Üstelik makas gitgide açılıyor çünkü Sol’dan Sağ’a  siyasi partiler oluşumlarına karşın ilk seçimle iktidara gelecek koalisyon hükümetini, siyasi çözümsüzlükten, bataklığa dönüşmüş devlet borçlarını yüklenmekten başka bir şey beklemiyor! Bugün itibarı ile diyelim, durum vaziyetler hiç iyi değil!

 


       KISACA TAKILDIĞIM: (AVCILARIN CİKLA AVI!)

“Çevre” dedik kirlettik, her gün bir ordu çıksa temizlemeye yetmez!

Kentlerde bir inşaat furyası başlattık  dillere destan çarpık yapılaşması ile!

“Arabalar arabalar” derken bir trafik sorunu oluşturduk canlar ala kanlar akıta!

       VE: İşte bir yeni sorun daha. Her zaman hükümetle aralarında akitsiz  dayanışma olan  avcılara cikla avlamaları konusunda uzatması da çıktı ya!  Şikâyetler gelmeye başladı! Çünkü tarlalardaki ekinlerin tam da başağa yatma zamanı! Ve ne olacak? Cikla avlayacağım diyerek dalacak  avcılar ekinlerin içine ve tabi sapları kırıp geçirirlerken ne başak kalacak ne ürün!

Çiftçinin alın teri, emeği tutun ki bir cikla avıyla avcılara yediriliyor! Öyle bir memleketiz işte!     




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı