Tabii ki tarihçi değiliz. Fakat okuyup görüp işittiğimizce, ölümlerinden sonra arkalarından gözyaşları dökülen, heykelleri dikilen, kuşaktan kuşağa adları yaşatılan “insanlar” çoğunluğunca “halklarının özgürlük ve egemenlikleri için mücadele eden liderlerdir…”
Fakat hayır: O lider Hitler değildir! Tarihin koşulları içinde değerlendirilmesi gerekse bile askerlerini akınlardan akınlara koşturtan Attila da değildir, Timurlenk’le mesela Yavuz Sultan Selim de değildir!..
Fakat evet: Atatürk halkının özgürlük ve egemenliği için savaşan liderdi… Nehru, Arafat, Dr. Küçük ile Denktaş… Evet halklarının insanca yaşamları için mücadele eden, savaşan “liderlerdi.”
MANDELA DA BÜYÜK LİDERDİ: Geçtiğimiz gün 95 yaşında öldüydü. Güney Afrika’da ırkçılığa karşı baş kaldıran ve halkına “özgülük” bahşeden liderdi. Ömrü hapislerde geçtiydi. Demokratik “Güney Afrika Birliğinin” kurulması için tutun ki ömrünü harcadı, sonunda başardıydı…
Nelson Mandela da aynen Hindistan’ın Nehru’su gibi kuvvete baş vurmadan “Kara Afrika’ya özgürlük” için yola çıktıydı…
Martin Luter’ler onun yolundan yürüdülerdi. Amerika’nın Cumhurbaşkanı olan Obama ırk ayırımcılığını kırıp yok eden, o yürünen yolların açtığı “özgürlüklerin” meyvesidir.
ÖLÜMÜNDEN SONRA KÖYÜ KULU’YA GÖMÜLMEK İSTEDİ: Oysa Güney Afrika’nın ilk siyahi Cumhurbaşkanı da olduydu. İsteseydi Cumhurbaşkanlığını da yaptığı Güney Afrika’nın başkenti Pretoria’da gömülmeyi vasiyet ederdi.. Daha görkemli daha göz önünde… O doğduğu köyü olan Kulu’yu seçti. Var mı insanın vatanı gibisi…
Nelson Mandela ırkçılıkla mücadelenin büyük lideri olarak tarihte yerini çoktan aldıydı.. Şimdi “ebediyen yaşamak” için oradadır…
**********
CTP KURULTAYI’NIN SONUCUNU BEKLEMEDEN YAZDIKLARIMIZDIR
“CTP Kurultayı”na yarın bakacağız… Öyle sonucu bekleyip, sonuçları öğrenip sonra çalakalem yorum yapmak yok! Acele işe şeytan karışır ne kadar dolu olsanız yazdıklarınız çiğ kalır!
Ancak artık “anonim görüş” haline geldiği için CTP ile ilgili bir “genellemeye” mim koyacağım…
Daha önce de yazdıydım. “İktidarın tadını yalayan CTP’de artık o eskiler politbüro disiplinini beklemeyin… Bu bir…
İkincisi şudur: Mesela en basitinden bizim bildiğimiz CTP, ta rahmetlik Ahmet Mithat Berberoğlu tarafından kurulan CTP’dir! O dönemlerde ben sık sık Berberoğlu’nun yazıhanesine uğrar tatlı tatlı sohbet ederdik. Mağusa’nın Rahmetlik Ayhan Çiftçioğlu’su ne idiyse Lefkoşa’nın Berberoğlu’su da oydu… İkisi de doğma büyüme “muhalif” tabiatlı idiler… İkisi de çok zekiydiler… İkisi de çok okuyorlardı… Ve ikisi de beni çok seviyorlardı…
Nitekim Berberoğlu Mağusa’da CTP ilçe şubesinin açılış töreninde, Namık Kemal Meydanındaki Türk Gücü Kulübünün hanayından meydanda toplanan halka konuşma yaparken, beni elimden tutup balkona çıkardığı için hemen yanında duruyordum…
NE DİYECEKTİM: “Bizim CTP’miz” öyle başladıydı… Fakat öyle devam etmedi! Laf aramızda UBP de öyle başladıydı TKP de… Fakat hiçbiri başladıkları gibi devam etmediklerinden “bizim için öyle gitmedilerdi…”
Bugün CTP ile paylaşacağım pek bir şeylerim de kalmadı… Özellikle Kıbrıs siyasi sorununa bakışlarımızla görüşlerimiz tam bir “zıtlığın” ifadesidir!
ANCAK: Şunu kabul etmemiz gerekir. CTP de kendi içinde “kendi bünyesel zıtlıklarını” yaşamaktadır. Bir yandan kendini yenileyip yeni bir genç kuşakla yoluna devam etmek isterken, öte yandan “CTP’yi kurarken bugün artık partinin kökleri durumuna gelmiş eski kurtlarla tartışması kaçınılmaz olmaktadır.” Ki unutulmamalıdır. Yıllardır partinin kahrını çeken işte o yıllar ötesinden gelen fakat bugün “yenileşme” uğruna tasfiye edilmek istenen kuşaktır…
Yadırgamamak gerekir. Çocuklarımızı CTP’li olsunlar diye yetiştirmediydik ama oldular! Bunu şunu hatırlatmak için yazdım. “Yeni nesil gençlerimiz artık bizim gibi düşünmüyorlar…” Onlar olaylara farklı bakıyorlar. İşte o gençlerin farklılıklarına cevap veren partidir CTP! Doğru veya yanlış! Şu sıralarda da CTP’nin geleceklerini bu “farkındalıklar” tayin edecektir. Sonuçta diyeceğimiz şudur: “Dalgalansın da durulsun.”
**********
KADINLARIN “KOTA”YA İHTİYAÇLARI YOKTUR Kİ
Bahanelerimiz hazırdır: *Ambargolar olmasaydı bakın neler yapar neleri başarırdık!..
*TC’liler geldiler rızkımıza ortak oldular… Nere baksak onlar!
*Türkiye verir ama verdiğinin kat katını da alır. Nasıl hayır edeceğiz?
*Ürettiklerimiz elimizde kalıyor çünkü hem ihraç edemiyoruz hem de benzer ürünlerin ithalatı nedeniyle ihracat gücümüzü kaybediyoruz…
*Çözümsüzlük nedeniyle adada Türkiye’nin esiri olduk!
*Memurlarımız çalışmıyorlar… Doktorlarımız yeteriz… Esnaf zanaatkarlar kazık atıyorlar… Üreticilerimiz hormonlarla bizi kanser yapıyorlar… Öğretmenlerimiz baştan savmacı oldular… İş adamlarımız kârlarından başka bir şey düşünmüyorlar… Uzar gider…
VE SON GÜNLERİN ŞİKÂYETİ İSE ŞU OLUYOR: “Kadınlarımız politikaya girmek istiyorlar ama erkekler yollarını kesiyorlar!”
Bu yargıya göre erkek egemenliği kırılamıyor dolayısıyla yeterince kadın milletvekili Meclis’e giremiyor…
PEKALA ÇARE? Sonunda “erkeklerin tekelindedir” denilen siyaset arenasında dişi tırnağı ile çeke söke kazandığı milletvekilliğini Başbakan olarak tescil ettiren, ardından Meclis Başkanı olan Sibel Siber de dayanamadı, en kolayından ve ucuzundan önerisi ile kadınlara Meclis yolunu açmak için “kota” usulünü hatırlattı!
Fakat şunu söylemedi: “Ben eğer erkekler sultasının egemen olduğu politikada kadın olarak en az onlar kadar etkin ve yetkin olmuşsam, siz de olabilirsiniz!”
Anti parantez yazalım: Bir süre önce Kamer Genç Japonya Büyükelçiliğinde konuşan Emine Erdoğan’a “hangi hakla konuşuyorsunuz” diyerek laf attıydı ki Türkiye bir baştan bir başa ayağa kalktıydı.
Hayır! Tepkiler Emine Erdoğan’ın “konuşma yahut konuşmama hakkını tartışmak için değildi!” Nasıl olur da sen (erkek) Kamer Genç, (kadın) Emine Erdoğan’a bu şekilde müdahale edebilirsin? Bir erkeğe yakışır mı bir kadına bu şekilde müdahale etmek…
Ooo! Bir yandan “kadın erkek” eşitliği savunulacak öte yandan “kadın için, kadın oluşu nedeniyle ile imtiyaz istenecek!” O zaman da kadın karşısında erkek “ikinci sınıf” insan durumuna düşmeyecek mi?
GEÇMİŞTE DE SÖYLÜYORDUK: Diyorduk ki eğer kadın politika arenasında kendine “yer” istiyorsa önce erkekler gibi çalışması gerektiğine inanacaktır… Erkekler gibi mücadele edecek, en az erkekler kadar politikacı olacaktır…
Ben bir ömürdür kahvehane kahvehane gezerim, o kahvelerdeki erkeklerin arasında tek bir kadına rastlamadım…
Fakat seçim dönemlerinde kocası yahut oğlu veya yakını için kahvehane kahvehane dolaşanını da gördüm, ev ev kapıları dolaşanları da gördüm… Seçim propagandalarına katılanları da vardır, kulis yapanları da. Hatta azıcık bam tellerine dokundunuz muydu sizi parça parça eden kadınlar da tanıdım… Zaten sizler de biliyor, görüyor, işitiyor yahut bizzat yaşıyorsunuz…
Eğer kadın bu kadar politikanın içindeyse, o halde kendisi de “politikacı” olarak meclise girebilir. Ne erkeğin azıcık kenara çekilerek kadına yer açmasına gerek vardır, ne de elinden tutup, “buyur, işte Meclis’teki sandalyen budur” demesine…
Kaldı ki maşallah kadınlarımız her kademede “çalışıyorlar.” Devlet dairelerinde de okullarda hastanelerde de… Artık özel sektörde de yoğunluğunca iş kadını görmek mümkündür… Üstelik başarılıdırlar da. Bakkal bakkal dolanıp toptan eşya satan genç kızlarımız da vardır, pazarlarda satış yapan kadınlarımız da…
Siyasi parti bünyelerinde meydanları slogan ve şarkıları ile inleten de kadınlarımız, kızlarımızdırlar… O kadarını başarıyor ve o kadar önde iseler, isterlerse milletvekili olur Meclis’e de girerler…
Kota hakkı tanındıkta biline ki kadının onca yıllık mücadelesi sonucunda kazandığı “erkek kadın eşitliği” bir kez daha “erkekler lehine, kadınların aleyhine bozulacaktır.” Bırakın da “balık avlamasını” kendileri öğrensinler… Zaten iyi bildiklerini çok iyi biliyorum!
































