Birilerinin “tenhalarda buluşmayı” terennüm eylediği günlerde onlar da oralardan buralardan gelerek Kıbrıs’ta buluşacaklarını ilan ettiler.
Onlar, adalıydılar.
Ve üstelik buraya sevdalı…
Bu yüzden sıkı sıkı bağlıydılar buraya. Bu nedenle gidemiyor, kendilerini kalmakla yükümlü hissediyorlardı.
Söz gelimi içlerinden bir adalı, eski bir Kıbrıslı, bir akademisyen… Onu buraya bağlayan hiçbir şey yoktu. Eşi buralı değildi, işini yurt dışında yapabilirdi, evi gurbette duruyordu. İstese gidebilirdi.
Gitmedi çünkü buraya bağlıydı. Bu nedenle “benim davam budur” diyebildi.
O kadar uzağa gitmeyelim, merhum ilk cumhurbaşkanımız Denktaş Bey, tahsilli, bilgili ve akıllı bir adamdı. Üstelik pek mizahi bir üsluba da sahipti. Bu, onu klasik politikacı kalıbından dışarı koyuyordu…
İyi bir hukukçuydu. On dokuzuncu yüzyılın yetiştirdiği “ulus devlet modeline sıkı sıkıya bağlı insan” tipinin en iyi örneklerinden olmasıyla bilindi belki ama isteği bu muydu? Sanmam.
Çünkü o da gidebilirdi, gitmedi. Derdi burasıydı. Değerli olan da budur zaten.
Yoksa, herkesin kendince var elbet bir “davası”… Ama kim, ne kadar peşinde koşabiliyor ki bu davanın? Tabii sallayanlar ve salınanlar ayrı… Onlar her zaman varlar. Onlar “dava”yı da katlediyorlar. Davalar işbu nedenle katledilmeye mahkumdur.
Mesela Denktaş Bey’in laflarına dayanarak salınanlar ne kadar anlayabilmiştir ki onu?
Bana kalırsa hiçbiri anlayamadı, hiçbiri. Destek çıkan da karşı çıkan da. Çünkü “dava” perspektifi onların gözlerini kör etmişti.
O yüzden de hiçbir geçerliliği olmayan bir politikanın sergerdeliğini sürdürür vaziyetteler halen, ne kar-zarar hesabı var ortada, ne samimiyet, ne kazanım…
***
Bir de buralı olmayanlar var.
Onların “dava”ları daha büyük. Bu nedenle insan katletmekten çekinmezler. Bu yeri gelir bir adalı olur, yeri gelir kendi “dava ve yol arkadaşları”…
Ama desenize, “evvela kendi insanına acımayan, adalıya acır mı” diye…
Acımıyorlar efendim ama tarih de onları affetmiyor işte.
Baksanıza, aradan 28 sene geçmiş ama aynılar yine aynı yerde…
***
Ölenlere Tanrı’dan rahmet, kalanlara baş sağlığı… Bu mudur? Hayır. Asla!
Buralı olmayan o suçlular, ne kadar zaman geçerse geçsin, bulunmalı, yargılanmalı, adaletle tanışmalılar. Bunun “zaman aşımı” falan olmaz, zaman o güzel insanların ölümüyle ufak ufak yavaşlar ve en sonunda bir gün durur çünkü.
Onlar yargılanacaklar ama “buralı” olmadıkları için değil, suçlu oldukları için. Kör olasıca popülizm ve konjonktürel salınımlar da kurtaramayacak onları. Bir gün, hepimiz göreceğiz bunu…
Çünkü adalet, eninde sonunda doğru tecelli eder bir biçimde ve adalet, adil olmayanların en çok şekvacı oldukları şeydir.
Yani adalettir kutsal olan, “devlet” değil…
***
Aradan 28 sene geçmiş ama sanki hiçbir şey değişmemiş gibi…
Sonuçta Adalı orada.
Biz de buradayız, yazı yazıyoruz, buralı mıyız değil miyiz bilemem ama gailemiz pek farklı değil sanıyorum.
































