Köşe Yazarları

TAM BİR YIL ÖNCE…






Gündelik olaylara kendimizi öyle bir kaptırırız ki, sanki bir çoğu dünyanın sonudur ve daha önce hiç yaşanmamışlardır…. Halbuki şairin dediği gibi, ders alınsaydı, tarih tekerrür eder miydi?
Şimdi, zaman zaman yaptığımız gibi, çok dar bir kesitle geçmişe bakalım. Dar kesit, geçtiğimiz yılın bugünleri olsun mesela. Bakalım neler konuşuyormuşuz…
Efendim, geçtiğimiz yıl bugünlerde cumhurbaşkanlığı seçimleri propaganda dönemi başlamış. Aynı anda bir başka tartışma daha başlamış, hükümetin kaderi. UBP tarafında, bir kaç milletvekili tabanlarına, Eroğlu’nun kazanmasıyla, UBP’nin yeniden hükümete geleceği vaadi vermişler. Biz de demişiz ki, “Siz hükümetten giderken de Eroğlu cumhurbaşkanıydı”. Gerçi daha sonra UBP gerçekten hükümet ortağı oldu olmasına ama, o günlerde rüyada görseler inanmayacakları, Eroğlu’suz bir formülle ve CTP’yle… Bugünlerde yeniden durup durduk yerde başlatılan bir hükümet tartışması var. Muhalefet yapmayı beceremeyen, kriz yaratıyor, bundan çıkan sonuç bu… Hatırlayın, UBP de doğru dürüst bir muhalefet yapmadı.  CTP-DP hükümeti kendi içlerinden kaynaklanan sebeplerle yıkıldı…
Yine o günlerde, “Seçim sonucu ne olursa olsun kaybeden DP olacak… Anketlerde dördüncü sıraya düşen DP’den kopmalar beklenir” yorumu yapmışız. Tabii o günlerde iktidar ortağı olduklarından, istifalar ertelenmiş, epey beklemişler. Tam bir yıl sonra da dediğimiz gerçekleşmiş…
Seçim startının verildiği günlerde Mustafa Akıncı’nın oylarını kendisini destekleyen partiler bazında yüzde 10-12 olarak yorumlamış, ikinci tura kalabilmek için oylarını en az yüzde 20 arttırması gerektiğini yazmış ve şöyle devam etmişiz; “En büyük şansı, büyük kentler. Orada bu yarışın içinde olduğunu ve diğer adaylar kadar şansı olduğunu görebiliyoruz.  Olmaz mı? Tabii ki olur. Ama bence biraz zor görünüyor…”. Sonuçta seçmen hepimizi şaşırtıyor ve Akıncı ikinci tura kalıp, Cumhurbaşkanı seçiliyor. Demek ki halkta bir zihniyet devrimi başlıyor…
Gündeme gelen bir konu da, Mağusa bölgesindeki dört otelin durumuymuş. Rebecca, Mimoza, Sea View, Majestic otelleri. Toplam bir kaç yüz yatak demek bu oteller yıkılmaya terkedilmiş durumda. Maraş’ın yeniden inşası tartışılırken, biz elimizdeki değerleri harcamaktayız. Aradan bir yıl daha geçti ama bu oteller yine ekonomiye kazandırılamadı…
Yine bugünlerde, Kıb-Tek’teki istihdamları konuşmuşuz. Konu Başbakan Yorgancıoğlu’na sorulduğunda, “Sanırım bu konuda ayar biraz kaçtı” demiş. Ama ayarı kaçan o durum, kanıksanmış, yapılanlar kalıcı olmuş, bitmiş. Biz de üstüne bir bardak su içmişiz…
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, hükümetin son 5 aylık icraatlarını anlattığı basın toplantısında, rakamlar vermiş. Biz de tüm eleştirilerimize rağmen, “ilk kez somut verilerle konuşan bir hükümet” demişiz. Ancak veriler, mali konularda, bütçe konularındaymış. Bütçe açığı azalmış, KDV gelirleri artmış. Sağlık, eğitim, ekonomide somut bir ilerleme görülmemiş…. Başbakan Dernekler Yasası’nın Meclis’e sevkedildiğinden de bahsetmiş ama Yasa tam bir yıl sonra geçebilmiş… Ayrıca, ülkesel fiziksel planın son aşamada olduğunu da söylemiş Başbakan. Plan sonuçlandı, aradan bir yıla yakın zaman geçti, ancak uygulamaya geçilemedi. Bu arada yüzlerce arsaya on katlı bina izni verildi, hala emirnamelerle devam ediliyor…
Ülkede brucella paniği varmış yine geçen yıl bugünlerde. Halka iki yıldır brucellalı süt içirildiği belgelenmiş…
Cumhurbaşkanı adayı Akıncı, yine İskele’deki Nevruz şenliklerine katılmış…
BM Özel Temsilcisi Espen Barth Eide, “BM katalizör rol oynayacak, 2015’de her şey bitecek” demiş…
Türkiye’deki seçimlerde aday olan Din İşleri Başkanı Talip Atalay’ın propaganda filminde, KKTC’den din adamlarının da yeralmasını eleştiriyormuşuz… Boşa çaba göstermişiz, Atalay aday olamamış dönmüş gelmiş. Bugün görevine aynen devam etmekte…
Lefkoşa Türk ve Rum Belediyelerinin Lefkoşa’da iki kapı daha açılması için anlaştıkları haberi var o günlerde. Dün baktım, tam bir yıl sonra Mehmet Harmancı Çağlayan kapısında ısrarlı olduklarını söylüyordu…
Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy, “Ercan inşaatı bu hafta başlayacak” demiş… Ancak inşaatın başlaması için gerekenlerin yapılmadığı sonradan ortaya çıkmıştı. Başlaması için de Taçoy’un görevden gitmesi ve on ay kadar süre geçmesi gerekmişti. 
Kamu reformu da o günlerin gündemindeydi. Komite Başkanı Menteş Gündüz, “popülizmden uzak” yasayı en kısa zamanda geçireceklerini müjdelemişti. Bugün oldu, Yasa hala ortada yok… Tek değişiklik, Menteş Gündüz’ün istifası oldu.
Arada bir  yakın geçmişe gitmek, hafızayı tazelemek  iyi oluyor…

 

YERİN KULAĞI VAR
İSTİFALAR YARAMIŞ:

DP Mağusa milletvekili Fikri Ataoğlu katıldığı bir tv programında, partideki isitfalardan sonra olası bir seçimde baraj sorunu yaşanır mı sorusuna verdiği yanıtta, “Tam aksine bu arkadaşların partiden ayrılmasıyla birlikte, eski partililerimizin yoğun bir geri dönüşünü yaşıyoruz” diyerek, DP’nin gerçek özüne döndüğünü iddia etti…

BU YASALAR ÇIKACAK, BAŞKA YOLU YOK:
Bakanlar Kurulu, ülkeyi yaşanmaz hale getiren asayiş ve güvenlik sorunlarına çare olsun diye bir dizi Yasa Tasarısı’nı Meclis’e gönderdi ya, anında tepkiler gelmeye başladı. Yok polisten gelmiş, yok müdahaleymiş, yok özgürlüklermiş. Yahu durun be kardeşim, daha tartışılacak, Yasa’ları da bu Meclis yapacak. Can güvenliğinden öncelikli bir özgürlük var mı?  Hem sonra Brüksel’de, Paris’te teröristlerin yakalanmasını sağlayanlar da bu tedbirler değil mi? Hangi dünyada yaşıyorsunuz anlamıyorum…

BİZ İSTEMİYORUZ NASILSA:
Güney Kıbrıs’taki gazeteler, yaşanan kuraklık nedeniyle, “su kabusu yeniden uyanıyor” başlıklarını atarak halkı, zor günlere hazırlıklı olmaya çağırdı. Biz ise ayağımıza gelen suyu almamak için bin dereden su getirdik. Anlaşmayı yapanları “ihanetle” suçladık, “suyu istemeyik” diye pankartlar açıp eylemler yaptık. Dünya susuzluktan kırılırken biz elimizin tersiyle itmeyi marifet saydık… 
 
MERAK ETTİK: Ekonomi Bakanlığı binasının tüm cephesine aniden KKTC ve TC bayrakları asıldı. Hem de en büyüğünden. Bayram değil, seyran değil, baktık, diğer bakanlıklarda böyle bir uygulama da yok. Gerçekten merak ettik. Hem sonra bayrak asmanın bir kuralı, yasası yok muydu?

HER İŞİMİZ BÖYLE:
Yolları tamir etmek için paraları yok ama, hız limitinin 100km olduğu anayol üzerine yaya geçidi yapmayı becerebilirler. 100km hızla gelen bir aracın yayaya yol vermek için durduğunu düşünün, arkadan gelenler ne yapar? Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nin önündeki anayol üzerine yapılan sözkonusu yaya geçidi, “güleriz ağlanacak halimize” misali, görenleri şaşkına çeviriyor… 

ELEKTRİKSİZ ANIT MEZAR:
Anıt mezar sadece adında, öyle bir şey yok…. Devletin kurucu cumhurbaşkanının mezarı, bir türlü yapılamadığı gibi, elektriğini de kesmişler. Diyorlar ki, sayacın kime ait olduğu bilinmezmiş. Nasıl yani? Kıb-Tek’te kayıtsız sayaçlar da mı var? Sürüyle kurum, belediyenin elektriği, milyonlarca borca rağmen kesilmez, ama içinde bir mezar bulunan parkın elektriği kesilir. Övündüklerinde de on harman yer isterler…

ZİRVEDEKİLER
Mehmet Eziç:
Mersin’den hastalık nedeniyle geri çevrilen patatesler konusunu değerlendiren işadamı Eziç, “Bu konu da ‘devlet gel bizi kurtar’ olmamalıdır. Devlet hangi birini kurtaracak.  Hayvancıyı, sütçüyü veya çobanı hangi birini kurtaracak. Bu devletin eti ne, budu ne. Herkesin kendi standartlarını yerine getirmesi lazım. Teşvik veya prim 3-5 yıl olur. Biz 40 yıldır hala daha teşvik istiyoruz ‘kurtar bizi’ diyoruz. Onun doğru olduğu kanaatinde değilim” dedi…

DİPTEKİLER
Sokak Aydınlatması Olmayınca:
Kamerunlu genç kızın hayatını kaybettiği yol, Yavuz Konnolu Sokak, aslında Hastaneye çıkan büyük bir cadde. Ancak ne yazık ki, aydınlatması yok. Zifiri karanlık, üstelik de isteyenin sürat yapmasına müsait… Polis bile kaza yeri incelemesinde, çalışabilmek için projektör getirmek zorunda kaldı. İnsan hayatı ne kadar ucuz bu memlekette. Başka yerde olsa, böyle bir kazada taraflar dava açar, yüzbinlerce dolar da tazminat alırlar…







Başa dön tuşu