Talip Atalay ile bir davam yok.
Aksine, ilişkilerimiz de hep iyi olmuştur.
Ama benden beklenen bu iyi ilişkiler var diye, bazı gelişmeleri “görmezden gelmem” ise, o zaman mesleğimi bırakayım eve gideyim.
Ya da bir kamu kurululuna kapak atayım…
Hatta Din İşleri Başkanlığı’na “basıncı” olarak işe gireyim….
Ortada bir belge var.
Din İşleri Başkanı diyor ki, “Benim kaçak kuran kursundan, faaliyetlerden haberim yok…”
Ne yok?

Bal gibi de var.
Hele de Maraş bölgesinde.
Dediğim gibi…
Ben 2012 yılında, yetkisi dışında birilerine “sen fahri din görevlisisin” deme hakkı olmadığını savundum Atalay’ın…
Bire de “haberim yok bu faaliyetlerden” tezini çürüttüm.
Kendi imzalı belgesi ile…
Efendim, 2014 yılında bu yetkiyi geri almış.
Sen kimsin?
Din İşleri Başkanı…
O kadar…
“Fahri görev dağıtma” makamı mısın?
Değilsin…
Ben iddiamı ortaya koydum…
Cevap hakkına da saygı duydum sayın başkanın…
Satır satır da okudum.
Polemiğe girecek de değilim…
Ancak bir cümle var ki…
Aynen iade ediyorum…
En kolayı “ayrımcı, ırkçı” demek
Yeni moda oldu.
Eşeğini dövemeyen semerini dövüyor.
Şükrü Aydın kardeşim imza koydu ama.
Sayın Atalay’ın adına…
Diyor ki benim için o açıklamada:
“‘ Sayın Hüseyin Ekmekçi’nin “Maraş’taki olay…” başlığı altında verdiği haberinde özellikle TC – KKTC vatandaşları arasında kullandığı ayrıştırıcı, ötekileştirici dil ve kehanete varan yaklaşım biçimi ürkütücüdür.
Din İşleri Başkanı’nın her türlü ırkçı ve ayrımcı söylem ve/veya imaya karşı olduğu, gerek Kıbrıs Adası’nda gerekse de diğer komşu ve dünya ülkeleri insanlarıyla barış içerisinde olmanın önemini her daim dile getirdiği aşikârdır.’
En hafif tabirle cevap vereceğim: Hadi ordan…
Hadi ordan…
Tekrar edeyim mi?
Hadi ordan…
Bana “ıkçı, TC- KKTC ayrımcısı” diyenin anlını karışlarım.
Siz kimsiniz ki?
Siz eleştirilince, kendinizi Türkiye yerine koyuyorsunuz?
Kim size o hakkı verdi?
Yeni moda bu…
Öne Türkiye’yi…
Karşıya da kendini eleştireni koy…
Eleştireni de Türkiye ve Türkiye vatandaşı düşmanı ilan et…
Esas eleştirilmesi gereken de bu.
Dinin arkasına saklan…
Bayrağın arkasına saklan…
Her türlü faaliyeti yürüt.
Yüksek maaşları kap…
Kurumlara çök…
“Ne yapan ama?” deyen Kıbrıslıya da, “Aha da Türkiye ve Türkiyeli düşmanı” de…
Hadi ordan…
Sizsen korkan sizin gibi olsun…
Esas bölen din işleri başkanlığı
Bu ülkenin “en bölücü” kurumlarından biri de Din İşleri Başkanlığıdır.
Adam kayırma…
Kökene bakma…
Kürt Müslüman- Türk Müslüman diye din görevlilerini ayırma…
Kökenine göre…
Doğduğu yere göre imamı, din görevlisini ayıran siz…
Makam yaratma, maaş yaratma…
Tarikat kökenlerine bakma…
Tarikatlardan adam getirip, ülkeye yayma işi sizin…
Ama ben ayrımcı, ayrılıkçı…
Kendimi anlatacak değilim.
Derdim taşeronlarla…
Derdim din ve bayrak arkasına saklanarak, bu ülkede sinsi sinsi faaliyet yapanlarla.
Bu kavga devam edecek.
Ben bu kavgaya da devam edeceğim. Belge ve bilgi bulduğum sürece de gözünüze mertek olacağım…
Nakşibendiler, Menzilciler, Topbaşlar, Cübbeliler… Kravatlı tarikatçılar
Siz bu tarikat işlerini küçümsemeyin…
Kat kravat amcalar…
Kurumların başındaki beyefendiler…
Aslında “misyon” sahibi…
Her yere sızıyorlar…
Din İşleri Başkanlığına…
Vakıflara…
Elçiliğe…
Okullara…
Eğitim sistemine…
Her yere…
Laikliğe düşmandırlar…
“Allah ile korkutarak” insanları sindirirler…
Yardımlarla…
Fakir olduklarına inandırırlar…
Sonra da yönetirler…
Yönlendirirler…
Ülkemizde, şimdi en yoğun iddia bu…
Nakşibendi Erenköy Dergahı’na yakın isimler.
Topbaş ailesi.
Türkiye’nin en zengin ailelerinden biri…
Nakşibendiler, zaten zengin.
Ülkemizde de ciddi faaliyetleri var.
Ben demiyorum…
Bunu ülkemizdeki çok sayıda imam biliyor.
İlahiyat Koleji finansmanı ve buradaki yapılaşmanın arkasında da o tarikat ve finans gücünün olduğu iddiası artık dilden dile dolaşıyor.
Bizim ülkemizde bu kimin umurunda.
“Cami ihtiyaç, ilahiyat koleji ihtiyaç” diye diye…
Karşı çıkanı zındık, itiraz edeni din düşmanı olarak yaftaladılar bile.
Biz Tükiye’deki dini yapılanmaları bilmiyoruz…
17 Aralık oerasyonlarına bakın.
Türkiye’deki tarikat kavgalarını daha iyi anlarsınız.
Şimdi Menzilciler…
Nakşibendiler…
Süleymancılar içeriye…
Fethullahçılar dışarıya…
Bunun Kıbrıs ayağı da adım adım ilerliyor…
Tartışana “din düşmanı” deyip ağzını kapatıyorlar…
Öğretmen sendikaları tartışınca, “zaten bunlar dinsiz imansız” diye cümleler kuruyorlar…
Kravatlı dinciler…
Makam sahibi tarikatçılar da…
Sinsi sinsi kul ve Allah arasına girerek…
Faaliyetlerini sürdürüyor…
Bakalım nereye kadar…
































