Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Brexit meselesi

Birleşik Krallık’taki referandum ile ilgili iki yazı yazdım. Bugün ise referandum konusunuda Cambridge Üniversitesi’nde doktora yapan sevgili Anıl Arı ile yaptığım röportajı sizinle paylaşmak istiyorum. Anıl’a hepimizin kafasından geçen soruları sormaya çalıştım.

Anıl Arı
Anıl Arı

Anıl Arı İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde Ekonomi üzerine yaptığı doktorasının son yılında. ‘Sovereign Risk and Bank Risk-Taking’ adlı, Avro krizinin finans sektörünün risk alma isteği üzerindeki etkilerini irdeleyen makalesi geçen yıl Klaus Liebscher ödülünü kazandı. ve bu yıl Avrupa Merkez Bankası (ECB) working paper serilerinde yayınlandı. Anıl bunun yanında İngiltere’deki Royal Economic Society tarafından 2015 yılında RES Junior Fellowship ve Avrupa Merkez Bankası tarafından bu yılki Lamfalussy Research Fellowship ödüllerine layık görüldü. İşte Anıl Arı’ya sorduğum sorular ve yanıtları:

  1. Referandumdan niye böyle bir sonuç çıktı? İngiliz halkının çoğunluğu niye Avrupa Birliği’nden çıkmak istiyor?

Referandum ile ilgili verilere baktığımızda genellikle AB’den çıkmak yönünde yüksek oy oranı çıkan yerler daha az şehirleşmiş, kasaba ve köy olarak niteleyebileceğimiz yerler. Nüfus karakteristiklerine baktığımızda ise emeklilerde ve düşük gelir ve eğitimi düzeyi olanlarda çıkma yönünde oy oranları çok yüksek. Bunun karşısında ise gençlerde ve Londra gibi metropolitan yerlerde yüksek AB içinde kalma yönelimi var.

Bence burada karşımıza çıkan toplumun iki farklı kesimi arasında oluşan AB’den çıkmaya yönelik bir koalisyon. Bir tarafta İngiliz milliyetçileri (aşırı milliyetçiler ve ırkçı yönelimleri olanlar dahil) ve küreselleşmeyle gelen ülkenin hızlı değişiminden rahatsız olan ve imparatorluk günlerine özlem duyan yaşlı nüfus var. Diğer tarafta ise şimdiye kadar sol partilere oy vermiş fakat İngiltere’nin endüstrisinin zayıflamasından ve hem Thatcher döneminde hem de son zamanlarda olan neo-liberal ve kemer sıkma politikalarından dolayı ekonomik zorluk çeken işçi sınıfı olarak niteleyebileceğimiz insanlar var. Bu iki grup yaşadıkları sorunların sebebinin AB ve Doğu Avrupa’dan gelen göçmenler olduğuna (ne kadar bunun doğruluğu tartışılabilir olsa da) inandı ve AB’den çıkmanın bu sorunlarını çözeceğine karar kıldı.

Tabi bu çıkan sonuçta referandumun zamanlamasının ve yapılış şeklinin de etkisi var. Zamanlama olarak AB’nin krizlerle dolu geçirdiği birkaç yıldan sonra ve mülteci krizinin ve terör saldırılarının hemen ardından olması çıkma yönünde eğilimleri güçlendirdi. Buna rağmen ucu ucuna bir sonuç çıktı. Ekonomi Profesörü Kenneth Rogoff’un makalesinde yazdığı gibi böyle önemli bir kararı seçeneklerin sonuçlarının ne olacağı tam belli olmadan, sadece 50% kabul gerektiren, katılım sınırı olmayan, tek bir referandumla almak demokrasiden çok Rus ruletine benziyor[1]. Belki de aynı referandumu 2 hafta sonra veya daha güneşli bir günde yapsak tam tersi bir sonuç çıkabilirdi.

  1. Şimdi ne olacak?

Bu karardan geri dönmek imkansız değil ama çok zor bence. İngiltere’nin AB’den çıkmak için Lizbon antlaşmasını 50. maddesini işleme sokması lazım. Bu 2 yıl bir müzakere süresinden sonra bir çıkış öngörüyor.

Önemli olan İngiltere’nin çıktıktan sonra AB ile ne tür bir ilişki içinde olacağı. Bu konuda da oldukça belirsizlik var. Eğer AB ile gümrük birliğine devam etmek istiyorsa göç etme serbestliğini, AB regülasyonlarını ve AB fonlarına katkı vermeyi kabul etmesi lazım. Bir nevi masada söz sahibi olmadan AB üyeliği gibi — mesela Norveç bunların hepsini yapıyor. Bu konuda AB’nin İngiltere’ye taviz vereceğini sanmıyorum, eğer İngiltere AB’den çıkarak kendisine avantaj sağladı gibi bir izlenim yaratırsa bu bir ‘domino etkisi’ yaratarak başka ülkelerinde çıkmasına ve AB’nin dağılmasına sebep olabilir.

Göç tartışmalarıyla geçen oldukça gergin ve toplumu kutuplaştıran bir referandum döneminden sonra İngiliz hükümetinin böyle bir durumu kabul etmesi zor bence. İngiltere için diğer alternatif Kanada’nın AB ile yaptığı gibi sınırlı bir ticaret anlaşması yapmak yada Dünya Ticaret Örgütü kurallarına dönmek. Bu da bence İngiltere ekonomisi için pahalıya mal olur. Bu noktadan sonra İngiltere için iyi bir alternatif yok gibi.

  1. Bunun İngiltere ve AB ekonomileri üzerinde etkisi ne olur?

Zaten son 2 gündür gördüğümüz gibi belirsizlikten dolayı hem sterlin hem de göreceli olarak daha da az olsa da Avro değer kaybetti. İngiltere ve Avrupa borsaları, hatta Amerika ve Asya’daki borsalarda bile büyük kayıplar var. Kısa dönemde finansal çalkantıların devam edeceğini bekliyorum. Bu İngiltere ve bazı Avrupa ülkelerinde ekonomik daralmaya sebep olacak. İngiltere’nin geleceği üzerine belirsizlik ne kadar uzun sürerse daralma o kadar derin olacak. İngiltere Merkez Bankası buna faizleri düşürerek karşılık verir diye tahmin ediyorum. Aynı sebepten dolayı Avrupa Merkez Bankası da likidite programını genişletebilir ve Amerika’da Federal Reservein faiz yükseltmesi gecikebilir.

Sterlin’in devalüasyonu İngiltere’nin yaşayacağı daralmaya bir derece yastık etkisi yapacaktır tabi fakat bunun yan etkisi artan ithal mal fiyatlarından dolayı daha yüksek enflasyon olur. Her iki şekilde de İngiliz vatandaşlarının alım gücü düşüyor.

 Bunlar kısa dönem etkiler. Uzun dönemde, eğer yukarıda anlattığım gibi domino etkisiyle dağılmazsa, AB üzerinde bir etki olacağını sanmıyorum. İngiltere’nin geleceği ise müzakerelerden çıkan sonuca bağlı. Eğer yukarıda anlattığım Norveç modeli gibi AB ile ticaret ve göç serbestisinin devam ettiği bir antlaşma çıkarsa kayıp göreceli daha az ama yine yadsınamaz bir büyüklükte olur.

Kanada modeli gibi sınırlı bir ticaret antlaşması olur veya hiç antlaşma olmazsa İngiltere’nin durumu vahim bence. Londra’daki finansal sektörün AB içinde iş yapma iznini kaybetmesi muhtemel bu durumda, ki o zaman çoğu banka Frankfurt’a taşınır. Aynı şekilde İngiltere’ye gelen yabancı yatırım ve şirketlerin asıl geliş sebebi bu şekide AB pazarına giriş yapabilmeleri. Eğer gümrük birliği olmazsa bu yatırım ve şirketlerin çoğu İrlanda’ya geçer diye bekliyorum.

Yapılan araştırmalarda orta ve uzun dönemde Brexit’in İngiltere’ye maliyetinin GSMH’sinin %10’u kadar yüksek olabileceği öngörülüyor. Bu aile başına neredeyse £7000 demek. [2]

  1. Peki Kıbrıs’ta bize etkisi ne olur?

Bence üç ana etkisi var. Birincisi sterlin’in değer kaybının gelir dağılımı üzerindeki etkisi – kiracılar ve sterlin borçlananlar kazanıyor, ev sahipleri ve sterlin borç verenler kaybediyor. Emlak piyasasında fiyatların sterlin bazlı olmasına rağmen reel bir etki olmasını beklemiyorum. Sterlin oynadıkça fiyatlar değişecek.

İkinci etki çoğu gençlerin İngiltere’de eğitim görmeyi tercih ediyor olmasından dolayı ortaya çıkıyor. Şu an üniversite’ye başlamış veya bu yıl başlamak üzerinde olanların etkileneceğine ihtimal vermiyorum ama lise yıllarının başında olan gençler ne yazık ki İngiltere’de ucuz eğitim harçlarından yararlanma hakkını kaybedebilirler çünkü bu İngiltere’nin AB üyeliğinden dolayı ortaya çıkan bir hak.

Üçüncü ve son etki ise Türkiye üzerinden. Bizim İngiltere ile doğrudan ticari bağlarımız çok güçlü olmasa da dolaylı olarak Türkiye üzerinden etkilenmemiz mümkün. Türkiye’nin cari açığı ve özel sektörde döviz borçlanmasının yüksek olduğu için ABD ve Avrupa’da faizlerin düşük ve likiditenin bol olması Türkiye ekonomisine katkı sağlar. Bu bağlamda İngilter’nin çıkışı dolayısıyla Avrupa merkez bankasının likiditeyi artırması ve Fed’in faizleri artırması bence Türkiye ekonomisi için ve dolayısıyla bizim için iyi bir haber.

Tabi bunları Avrupa birliğinin ve Avro bölgesinin çökmeyeceği varsayımıyla söylüyorum. Öyle bir şeyin etkileri öngörüleremez, en az 2008 krizi kadar kötü olur.

[1] https://www.project-syndicate.org/commentary/brexit-democratic-failure-for-uk-by-kenneth-rogoff-2016-06

[2] https://voxeu.org/article/when-experts-agree-how-take-economic-advice-over-referendum