Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

TALAT VE BURCU FARKLI TELLERDEN…

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, bir kaç gün evvel, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’a limanlarını açmasının Kıbrıs konusunu olumlu etkileyeceğini söylüyordu. “Türkiye’nin limanlarını Güney’e açması, bizim de dünyaya açılmamızı sağlar… Öyle bir ortam kotarılabilecekse, herese yarar sağlar” şeklinde konuşmuştu.
Dün baktım, CTP Genel Başkanı ve bir dönemin müzakereci lideri Mehmet Ali Talat, “Limanların açılacağını sanmıyorum… Limanın açılması aynı zamanda bizim, bize yönelik izolasyonların, özellikle liman ve havaalanıyla ilgili kaldırılması ile sadece mümkün olabilir… Eskiden beri Türk tarafının siyaseti de budur. Çözümün motivasyonu da kalmaz… Eğer Türkiye limanlarını açarsa, havaalanlarını açarsa Kıbrıs Türk tarafının izolasyonlardan herhangi bir şekilde kurtulma ihtimali biter, kalmaz…”.
Biri çözüm yanlısı, diğeri karşıtı iki görüş olsa, anlayışla karşılayacağım ama, her ikisi de benzer görüşleri savunan iki makam. Biri ‘iyi olur’, derken, diğeri ‘iyi olmaz’ diyor.
Barış Burcu sözcü olabilir, ancak söylediklerinin Cumhurbaşkanlığını bağladığını da bilir…
Bu iki makam, böylesine can alıcı bir yol ayrımında, nasıl yüz seksen derece ters görüşler savunabiliyorlar?
Benim bunca yıldır bildiğim, en azından çok temel konularda bir mutabakat sağlanır, herkes de ortak bir dil geliştirirdi.
Kıbrıs konusu iç siyaset konusu olduğunda, ne büyük zararlar gördük, hepimizin hafızasında.
Böyle bir konuda zaafiyet görüntüsü vermek kadar tehlikeli bir duruş olamaz diye düşünüyorum…

 

MALUMUN İLANI…    
Hasan Taçoy’un istifası aslında malumun ilanıydı. Taçoy, haftalardır basına verdiği demeçlerde,  katıldığı programlarda bu istifanın sinyalini veriyordu. Onun için kimse için sürpriz olmadı, hatta yapılan yorumlarda, geç kalınmış bir istifa olarak değerlendirildi…
Şimdi gözler, DP içerisinde yer alan UG’li diğer milletvekillerine çevrildi. Onlar da istifa ederler mi bilemem ama, görünen o ki, bu istifalar sürecek…
Peki ama, Denktaş ile UG kanadı arasındaki anlaşmazlık nereden kaynaklandı? Özellikle de Taçoy’un ne olduğunu söylemediği ve anlaşmazlığın temelinde yatan“konu” ne? Denktaş niye buna hiç değinmiyor veya Taçoy’un istediği cevabı vermiyor… 
Dikkat ediniz, DP’nin ikitdarda olduğu dönemlerde parti içinde bu tür krizleri göremezsiniz. Ne zaman ki muhalefete düşülür, partiden ayrılmalar ve parti içi huzursuzluklar baş gösterir…
Ve ne acıdır ki, bugün Serdar Dektaş’a karşı parti içinde kaynayan kazanın ilk ateşini, uğurlarına birçok arkadaşını gücendirip, partiden ayrılmalarına neden olduğu UG’liler yaktı.  
Kurulduğu 1992 yılında girdikleri ilk seçimlerde UBP ile atbaşı bir sonuç elde eden DP, sonraları sağın partisi olma özelliğini birtürlü elde edemedi. Sorun Serdar Denktaş deniyorsa, geçmişte de Denktaş’ın görevi bırakması talep edilmiş ve o da bu görevi bırakmıştı. Ancak bir süre sonra, “görevi bırak” diyenler, geri dönmesi için baskı yapmışlardı. Bugün parti içinde yine aynı senaryolar yazılıyor. Herkes, “bir süreliğine bile olsa” Denktaş’ın koltuğu bir başka arkadaşına devretmesi gerektiğini söylüyor. Bugün için bu talepler haklı görülebilir. Ancak bir düşünün, sever veya sevmezsiniz, Serdar Denktaş ile özdeşleşen bu partinin başında başka bir isim olsa ne olur acaba? Daha iyi mi, daha kötü mü olur dersiniz..? 
Gerçek olan partinin bugün yeni bir kırılma yaşadığıdır. Dibe vurup, yeniden yukarıya sıçrar mı, yoksa bu düşüş ve kırılmalar devam eder mi, onu da zaman gösterecek…        
Son bir söz de UBP Genel Başkanı Özgürgün’e… Seçimler için önünde uzun bir zaman var. Zar zor hakim olduğu partisini yeniden bir kriz merkezine döndürmek veya döndürmemek onun elinde. Kapıda bekleyenlerin niyeti belli. İlk seçimlerde UBP listelerinden aday olup, siyasi hayatlarını sürdürmek. Bu konudaki kararı verecek olan, Özürgün ve UBP yetkili organları olacak…

YERİN KULAĞI VAR
FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK:

TC ile KKTC arasındaki mali protokol görüşmeleri başladı ancak, su konusundaki gibi pek sesini çıkaranı göremiyoruz. Bu sessizlik kimseyi yanıltmasın, hele süreç biraz ilerlesin, belli gruplar Meclis önünde eyleme gelecek. Mali protokol şimdi sessiz gidiyor belki ama,tartışması büyük olacak… Dileğimiz, hükümetin ülke adına en cesur kararları vermesi ve gürültüye pabuç bırakmaması.

DOĞRUSU BU DEĞİL Mİ:
Havadis’in, ekonomik protokolla ilgili dünkü haberinde, “Türkiyeli yetkililer reform üzerinden maddi kaynak aktarımının yapılması yönünde öneride bulundu” deniyor. Bizimkilerin buna ne yanıt verdiği ise öğrenilemedi. Peki bundan daha doğal ne olabilir ki? Keşke 40 yıldan fazla bir süre, her seferinde “yapısal dönüşüm, planlama, kalkınma” diye alıp, hovardaca dağıttığımız paralar için de böyle kurallar olsaydı, emin olun bugünkü durumda olmazdık. Troyka’nın Güney’e yaptığı neydi? Ya da kredi veren kuruluşların kredi alan ülkelere yaptığı nedir? Yok, biz direniriz arkadaş, hem parayı alırız, hem de kafaya göre takılırız. Yok böyle hovardalık artık. Geçmiş olsun…

ALTERNATİF OLDU:
UBP ve DP'deki gidip gelmeler yıllardır sürüyor. Özellikle de sağ taban, hangisi iktidar olursa olsun, işlerini görebiliyorlar. UBP’ye küsen DP’ye, DP’ye küsen UBP’ye kayıyordu, nasıl olmasa siyasi duruşlar aynı idi. Ancak bu durum değişti artık. Özersay’ın Halkın Partisi, sağ geleneksel siyaseti tehdit eden bir varlık. Sağ seçmen artık alternatifsiz değil. Ancak geleneksel sağın, “menfaat dağıtma poltikası” HP’de olmayacak. Onun için de bu “yüzen gezen” oylardan fazla bir beklentisi olmamalı.

BALKON HİKAYESİ:
Muhtar Ömer Meraklı UBP, ile DP arasında yaşanan gidip gelmelerle ilgili olarak öyle bir benzetme yaptı ki, sizlerle de paylaşmak istedim. “DP, UBP’nin BALKONUDUR…Canı sıkılan balkona çıkar bir nefes alır, bir sigara içer da gene”… Aynen öyle…

SULU TARIM ÖNÜMÜZDEKİ YIL DA YOK:
Devlet Üretme Çiftlikleri’nden arazi kiralama işi, 2015-16 dönemi için de, eski kurallarla yapılıyor. Peki, önümüzdeki ekim dönemine kadar su gelmiş olmayacak mı? Hani bunun planlaması? Araziler yeni duruma göre ekilmeyecek mi? Eski sistemle kuru tarıma devam edilecekse, neye yaradı bu iş..?

ACISI ŞİMDİ ÇIKACAK:
Ülkede yaşanan kuraklık sorunu, olmayan yer altı kaynakları, olan suyun da az ve tuzlu olması narenciye bahçelerini tehdit eder boyuta ulaşmış. Keşke sadece narenciye olsa. Çıkın ve söyle bir tarlalara bakın, ekinler bırakın başak vermeyi, boy bile atamadan kurumaya yüz tuttu. Susuzluk sadece tarımı değil, yakında insanlarımızı da etkileyecek. Türkiye’den gelen suyun yönetimi konusuna kaybedilen zamanın acısını çok fena çekeceğiz…

 

ZİRVEDEKİLER
Hacer Ataoğlu: Kemoterapi tedavisi sırasında saçları dökülen kanser hastaları yararına peruk yapılması amacıyla Kanser Hastalarına Yardım Derneği’nin başlattığı “1 Tutam Saç” kampanyasına  Gazimağusa Alasya İlkokulu öğrencilerinden 11 yaşındaki Hacer Ataoğlu da saçlarını keserek destek verdi. Hacer’in yaşı küçük ama, inanın kalbi birçoğumuzdan çok büyük…

DİPTEKİLER
Özdemir Berova: Önceki gün Meclis’te, DPUG milletvekili Özdemir Berova’nın, Girne Beyaz Bölge Emirnamesi konusunda soru önergesi vardı. Yanıtı, Şehircilik Dairesi’nden gelmiş, rakamlarla Girne’nin nasıl katledildiği anlatılıyor. Burası malum, biliyoruz. Ancak 2013-2015 arası iki yıl iktidar ortağı olan DP, 10 kat  Emirnamesinin kaldırılması için neden kılını kıpırdatmamış? Sadece o iki yıl içinde yüzden fazla inşaat izni alınmış. Şimdi ortada bir suç varsa, kendilerinin de payı yok mudur? Balık hafızalıyız da, bu kadar değil…