Mehmet Ali Talat, ilginç söylemlerle geliyor…
Her ne kadar geçtiğimiz ekim ayında “CTP’de aktif çalışma eğilimindeyim; ancak ne partinin başına geçme, ne intikam ne de milletvekili olma planım var” demiş olsa da, partinin içindeki çözülme ve buna paralel olarak icraatta yaşanan yanlışlar kendisini partinin başına geçme noktasına getirdi.
O günlerde de, koşulların kendisini nereye taşıyacağını parti yaşamının göstereceğini söylemişti. Sonuçta, koşulların bunu gerektirdiğine inandı, aktif siyasete döndü…
Son sözü, haksız istihdamlarla ilgili… CTP’nin iktidara geldikten sonra, bir öncekinin bıraktığı yerden, haksız istihdamları sürdürmesini eleştiriyor ve “Ülkede haksız istihdam, herkese iktidar kaybettirdi, en önemli mesele budur” diye konuşuyor…
Daha geçtiğimiz günlerde, değişeceği kesin olan hükümetin BRT ve diğer kurumlarda yaptığı görevden alma ve atamaları doğru bulmadığını da, kamunun iş yapma kapasitesini yitirdiğini de söylemişti…
Aslında Talat’ın partisiyle ve partisinin iktidardaki duruşuyla ilgili eleştirileri yeni değil…
Hükümete tepkisini, daha kurulduğu ilk gün Twitter’dan attığı mesajda “Keşke bir kadın doktor bulup bakan yapsalardı da uzun zamandan beri ilk erkekler hükümeti kurulmamış olsaydı” diyerek belirtmişti de; bugün Talat’ın partinin başına geçmesine en çok destek veren, o günlerin Genel Sekreteri Asım Akansoy, “Tercihimize medya üzerinden müdahale etmek yanlış” çıkışı yapmıştı.
Arzusu, CTP-UBP hükümetiydi…
Hükümet ortağının yaptığı icraatları “akıl alacak gibi değil” şeklinde değerlendirirken, bir anlamda, Özkan Yorgancıoğlu’nun otoritesizliğine dikkat çekmişti. Örnek olarak da, bakan değişiminin yapıldığı gün yeni müşavirler yaratıldığını, bundan bakanların bile haberi olmadığını, hapisten müdür bile atandığını söylemişti…
Sonra DAÜ’de, yanlışlarla dolu bir süreç izlendiğini, hükümetin zamanında devreye giremediğini, sonuçta DAÜ’nün “Orta Doğu kazanına” çevrildiğini dile getirmişti. Tüm kurumların özerkleştirilmesini savundu, her yeni gelenin yönetim kurullarını değiştirmesini eleştirdi…
Türkiye ile ilişkilere, partisindeki birçok kesimden daha rasyonel olarak baktığını ortaya koydu. Türkiye’nin parayı verdiğini, ancak KKTC hükümetlerinin görevini yapmadığını defalarca, örnekleriyle vurguladı. “Türkiye ile aramızın açılması felakete yol açar, KKTC’nin temellerine dinamit koymak olur” diyerek, noktayı koydu.
CTP döneminde, yasaların süratle yapılmamasını da eleştirdi, ekonomik durumun git gide bozulduğunu da. Halkın mutsuz ve umutsuz olduğunu vurguladı. Hükümet programının uygulanmıyor olmasından, bir takvime bağlanmamasından sürekli şikayet etti. Parti Meclisi, geçtiğimiz yıl bu yönde bir karar almış olsa da, bu takvimleme işi bir türlü gerçekleştirilemedi. Günübirlik, bazen birbirini tutmayan kararların alındığı, verilen sözlerin yerine getirilmediği bir hükümet dönemi sergilendi. Sonuçta gelinen nokta ortada zaten. Kabinenin yarısı vekalette, ortaklar ha ayrıldı, ha ayrılacak…
Talat’ın geri dönüşünde, ülkenin daha iyi yönetilmesi gailesi yanında, CTP’nin bozulan birliğinin yeniden kurulması gailesi de birinci sırada yer alıyor. Partinin yıllar yılı övündüğü disiplininin bozulduğunu görüyor. Örneğin seçim döneminde, parti içi eleştiri yapmanın, parti disiplinine aykırı olduğunu söylemiş, uyarısını yapmıştı. Nitekim sonuçta, o eleştiriler ve parti adayına karşı takınılan tutum, partiye seçim kaybettirdi…
Kendisine Kutlay Erk’in “Talat CTP üyesi değildir, partiyle bağı yoktur” demesi üzerine, “Partiyle bağım olmadığı doğru değil. Partinin üyesiyim. Cumhurbaşkanı olduğum dönemde istifa etmiştim, döndüm” diyerek tepkisini koymuştu…
Şimdi “Yeni dönemde CTP’de demokratik merkeziyetçi disiplin anlayışının yeniden geliştirilmesi için çalışacağız… Parti içindeki kırgınlıkları toparlayıcı bir saygı ve sevgiye sahip olduğumu düşünüyorum” diyerek, gerçekten dönüyor…
Talat, siyasette olgunluk dönemini yaşıyor. “Cumhurbaşkanlığı yapan birinin, partinin başına dönmesi abes” diyenler, bunun böyle olmadığının pekala farkındalar da, işlerine gelmiyor. Kendisinin de pek çok kez belirttiği gibi, devlet yapısını, neyin nasıl işlediğini, uluslararası ilişkileri artık iyi biliyor… Hem devlet, hem de parti yönetiminde, köklü değişiklikler gerektiğinin farkında. Partinin belki halka değil ama içine döndüğünü düşünüyor ve kendisinin bununla, hükümetin de icraatla ilgileneceği bir yapılanmadan söz ediyor.
Umarım önümüzdeki dönemde de iktidarın büyük ortağı olacak gibi görünen CTP, bu fırsattan gereği gibi yararlanır. UBP de, kendi devinimini gerçek zihniyet devrimine devşirir ve siyasetimiz 40 yılın kokuşmuşluğundan kurtulur… Aklın yolu bunu gösteriyor…
YERİN KULAĞI VAR
İLGİNÇ BENZETME:
CTP’nin yeni başkanı olmasına sayılı günler kalan Mehmet Ali Talat’ın, katıldığı bir TV programında, “ülkede haksız istihdam herkese iktidar kaybettirdi, en önemli mesele budur” diyerek verdiği, Halife Hazret-i Ömer döneminde yaşanan, “Câmiyi yık, adâleti yıkma” örneği, CTP’nin yeni dönemiyle ilgili ipuçları vermesi bakımından oldukça ilginçti…
AKILLANMIYORLAR:
Aylarca Kıb-Tek’i konuştuk. Akim’in Başbakan’a restini, yapılan istihdamları. Anlaşılan CTP hiçbirinden ders almamış ki, aynı oyunlar şimdi de Kooperatif Merkez Bankası’nda sahneye kondu. Hem de sosyalist CTP’nin kooperatifçilik ilkelerini çiğneme pahasına. Halkın parasıyla oynayarak… Partinin içinden öyle isimler çıktı ki, UBP’nin partizanlarına fark attılar.
NİYE KIZIYORSUNUZ:
CTP’li dostların en çok kızdığı, “UBP’ye benzediniz” sözü. Bunu adeta kendilerine yapılmış bir hakaret gibi görürler. Peki yanlış mı? Daha birkaç yıl önce mahkemelik olan UBP kurultayını hatırlayınız. İrsen Küçük kurultayda avantaj elde etmek için münhalsiz ve sınavsız yüzlerce istihdam yapmış ve hem partililerinden, hem de kamuoyundan büyük tepki görmüştü. Şimdi ise CTP’de kurultay zamanı ve yine kurultaya yönelik istihdamlar yapılıyor hem de, “iptal” edildiği söylenmesine rağmen. O zaman sizin UBP’den ne farkınız kaldı söyler misiniz..?
BİRAZ ZOR:
CTP Milletvekili Asım Akansoy, “Eğer bu dönemde CTP kimliğini, kişiliğini, toparlayıp etkili bir siyaset yaparsa, bundan sonrası için yeniden toplum adına ümit var olur. Eğer başaramazsak, toplumun bize karşı olan güvenini tamamen kaybederiz” demiş. Hiç olmazsa parti olarak toplumdaki güvenlerini kaybettiklerinin farkında. Ancak o kadar çok hata yaptılar ki, bu güveni tekrar kazanmak hiç de kolay olmayacak… Eleştirileri yapanlar, kendilerine de bakmalı.
TEHLİKELİ SENARYO:
Yıllardır unuttuğumuz Kıbrıslı-Türkiyeli ayrışması yeniden gündeme geldi. Tamamen kişisel beklentileri uğruna bu yarayı yeniden kaşımaktan çekinmeyenler, yalan, yanlış bir takım söylemlerle insanları kandırmaya çalışıyorlar. Böylesi tehlikeli bir oyunun içine giren isimlerin yıllardır bu ülkede nereden nereye geldiklerini bilmeyen yok. Ancak bu kez sahneye koymak istedikleri bu senaryo çok tehlikeli… Herkes bunun bilincinde olmalı.
PİYASA DURDU:
Emlakçılar, otomotiv sektörü ve de turizmciler. Aslında tüm sektörler, dövizde yaşanan yükselişe çare bulunmaması halinde, ülkede büyük bir krizin yaşanacağı endişesini taşıyorlar. Dövizdeki artış nedeniyle piyasada yaprak kıpırdamıyor. Neredeyse her gün buradan yazıyor ve uyarıyoruz ama öyle görünüyor ki, kimsenin umurunda değil. Yarın dibe vurduğumuzda çok geç olacak…
ZİRVEDEKİLER
Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi: Helal olsun, işte teknoloji ve ülkenin sorunlarına çare üretme görevini yerine getiriyor… 4 yıllık bir araştırma-geliştirme sonucunda, üniversitenin tüm elektrik ihtiyacını karşılayacak şekilde, 11200 metrekarelik alana güneş panelleri kuruyor. Üretilen enerjinin 350.000 kw saatlik bölümü, KKTC enerji hatlarına verilecek. Kurulan sistem, öğrenciler için de laboratuvar görevi yapacak. İşte budur…
DİPTEKİLER
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı: Yasaları uygulatamayan bir Bakanlık… Bildiğim kadarıyla, 5 tondan ağır araçların, mesai başlamadan bir saat önce ve mesai bitiminden yarım saat sonrasına kadar trafiğe çıkmasını yasaklayan bir Yasa ve Emirname vardı. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı yıllardır uygulanmayan kuralları uygulayacağını açıklayınca, kıyamet kopmuştu ve hemen bir komite kurulmasına karar verilmişti. Ne oldu? Kuralsızlık derhal geri geldi. Şu anda sözde turistik bölge olan Girne’de beton mikserlerinden, taş ve kum kamyonlarından trafikte ilerlemek mümkün değil. 10 katlı inşaatlarla kent bir taraftan katledilirken, trafik de bölgeyi bir o kadar yaşanmaz hale getiriyor. Tüm dünyada uygulanan yasalar, emirnameler bizde de var ama uygulanmaz. Çünkü içerlikli olanlar itiraz eder, siyasiler göz yumar, eziyeti siz çekersiniz…
































