Bir grup gazeteci ile birlikte dün CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile biraraya geldik. İlk kez 1996 yılında CTP Genel Başkanı seçilen ve bu görevini cumhurbaşkanı seçildiği 2005 yılına kadar sürdüren Talat, Haziran 2015’de ikinci kez geldiği bu görevini Kasım ayında yapılacak kurultayda, sadece 1,5 yıl sonra devretmeye hazırlanıyor. Son yapılan tüzük kurultayında aday olmayacağını açıklayan Talat ile, Genel Başkanlık dönemini değerlendirip, Kıbrıs konusu ve “yeni CTP” ile ilgili görüşlerini dinleme fırsatımız oldu…

Talat, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Erdoğan’ın daveti ile gittiği İstanbul’daki zirve yemeğine katılmasının ardından yaşanan krizi “Akıncı’nın bu davete gitmekten başka çaresi yoktu” şeklinde değerlendirdi. “Ben olsam böyle bir davet üzerine Sayın Anastasiadis’i arayıp bilgi verirdim. Bu yemeği bahane ederek tüm görüşmelerini iptal etmesini ve ayrılmasını doğru bulmuyorum, bu tavrını tamamen iç politikaya yönelik bir adım olarak değerlendiriyorum” dedi…
Bu bağlamda, Rum tarafında yapılan son seçimlere ilişkin düşüncelerini sorduk. Talat, ELAM gibi ırkçı bir örgütün Meclis’e girmesinin büyük bir tehlike olduğuna inandığını ve Birleşik Kıbrıs’ta bu gibi aşırı partilerin yer almaması gerketiğini vurguladı. Güney’deki seçim sonuçlarının, olası bir referanduma etkisiyle ilgili olarak da, ortada bir plan yokken, seçim sonuçlarına bakarak referandumla ilgili bir değerlendirmede bulunmanın yanlış olacağını düşünüyor. Sağ partilere oy verenlerin referandumda kesin olarak ‘hayır’ diyeceğini söylemenin yanlış olacağını belirterek, değerlendirme yapmak için öncelikle toplumların önüne bir planın koulması gerektiğini söyledi…
CTP’nin başına gelmesinin bir misyon olduğunu ve buraya gelirken siyasi hiçbir beklentisi olmadığını, Kasım ayından sonra da böyle bir beklenti içinde olmayacağını söyleyen Talat, yeni tüzükle bir çok komitelerin, hatta bir siyaset okulunun da hayat geçeceğini ve partinin kendine ihityaç duyması halinde, buralarda bir nefer gibi çalışacağını ifade etti. Partinin başına gelirken yayınladığı 25 maddelik manifestosunu büyük oranda hayata geçirdiğini ve yeni tüzükle de, partide birçok şeyin değişeceğine inandığını belirtti… Bu açıdan, Talat, geçirdiği Başkanlık dönemini başarılı bulduğunu ifade ediyor.
Kasım ayında yapılacak kurultaya tek adayla gitme hedefini Talat da paylaşıyor. Aynen Tufan Erhürman’ın söylediği gibi, şu an Genel Başkanlık için öne çıkan 3-4 isim olduğunu o da tekrar etti ve “Tufan bey Genel Sekreter olarak bu arkadaşlarla görüşüp, tek adaylı bir kurultaya gitmek için ortak bir mutabakata varmaya çalışıyor. Ancak bu aday ille de Erhürman olacak diyemem, kimin aday olacağını yapılan bu görüşmelerden sonra göreceğiz” değerlendirmesini yaptı…
Sonuç olarak Mehmet Ali Talat, görevini bırakırken, misyonunu tamamlamanın huzuru içinde bir görüntü çizdi. Yeni dönemde Talat’ın fikirlerinden nasıl yararlanacaklarına, ne gibi misyonlar üstleneceğine ise, Kasım ayında seçilecek yeni CTP yönetimi karar verecek…
En güzel yorum Turgay Hilmi’den…
Akıncı-Anastasiadis gerginliği için yapılan yorumlar arasında en beğendiğim, müzik sanatçısı, KKTC Almanya Fahri Kültür Ataşesi Turgay Hilmi’nin sosyal medyada paylaştığı yorum oldu:
“Mr. Anstasiades, İstanbul’daki yemekte ne mi yapabilirdi?
‘Aaaa Mr. Akıncı da bize sürpriz yapıp gelmiş.. Hello dear Mustafa’ deyip koluna girerek birlikte sahneye çıkıp;
‘Değerli AB ülke başkanları ve yetkililer, bizden öncekiler ve şimdi Mustafa ve ben yıllardan beri Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bu yolda artık hep birlikte bu işi iki tarafın da mutlu olabileceği bir sonuca ulaştırabilmemiz için son ve büyük bir hamle yapalım. Haydi kolları sıvayalım. bize yardımcı olun’ diyebilirdi.
Ama salonu terk etmek daha kolaymış. Bu mu barış için gösterilen çabanın ispatı? Yakıştıramadım.
Bu iki tarafı birbirine düşürmek için bir senaryo olabilir mi? Yoksa bitmeyen senfoniyi çalmaya devam mı edecekler?
Biraz küs, biraz küsme..
Daha nice 50 yıllara..”.
YERİN KULAĞI VAR
YENİ YOL HARİTASI MI: Cumhurbaşkanı Akıncı’nın apar topar İstanbul’daki “Dünya İnsani Zirvesi” yemeğine katılması sonrası yaşanan krizin, bazı kesimlerce bilinçli olarak yaratıldığı ve bunun, Kıbrıs’taki görüşme sürecinde Türkiye’nin yeni bir yol haritası anlamına geldiği iddia ediliyor. Bir başka görüş ise, Erdoğan’ın Akıncı’ya yaptığı davetin, Anastasiadis’i, “Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” sıfatı ile davet etmesine yönelik içten gelebilecek eleştirileri, yumuşatmak maksatlı olduğu yönünde…
KENDİ KARAR VERMİŞ: Anastasiadis, yemeğe Akıncı’nın da katılacağını kendisine söyleyen BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin yüzüne telefonu kapatmış ve sürece bomba koymaya o anda bizzat kendisi karar vermiş. Demek ki, Rum tarafında “niye böyle yaptın” diye soracak biri olmadığını biliyormuş ve rahatmış. Ben bu tavırdan bunu anladım…
KAMU REFORMU RAFA MI: KTAMS bir takım taleplerle Başbakan’a gitmiş ve olumlu yanıt almış. Taleplere baktım, Kamu Reformu denilen yasa değişikliğinin içine girmesi gereken konular. Bütünlüklü bir yasa çalışması, hem de sonuna kadar gelmişken, orasından burasından düzenleme yapılması doğru mudur? Sendikaların çıkacak yasadan hoşnut olmadıklarını biliyoruz. UBP de mi geri adım atıyor..?
KEŞKE: Lefkoşa Belediye Başkanı Harmancı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’la, iki kentin kardeşleşme sürecini konuşmuşlar. Keşke diyorum, İstanbul’un dönüşümünde görev yapan o vizyon sahibi insanlar gelip Lefkoşa’yı bir inceleseler. Keşke, tek sorunun kaynak değil, kaynak yaratamama olduğunu bizimkilere anlatsalar, bilgi ve deneyimlerini paylaşsalar. Böyle bir desteğe öyle ihtiyacımız var ki…
YOLUN SONUNA GELDİ: Terminal Yapı’nın, Taşyapı direktörü Emrullah Turanlı’nın, tek taraflı kararlar aldığı iddiasıyla Lefkoşa Kaza Mahkemesinde açtığı dava için mahkeme, Turanlı’nın direktör olması dahil üç kararı için durdurma emri verdi. Son günlerin gündemine oturan ve hakkında türlü iddialar bulunan Emrullah Turnalı’yı zor günler bekliyor. Özellikle de yıl sonu kazanç paylaşımına gidilecek olması ve Turanlı’nın bu paylaşımdan kaçmak için türlü senaryolar ürettiği ortadayken. Öyle görünüyor ki, Turanlı gelişinde olduğu gibi, gidişinde de çok ses getirecek…
YOK OLUYOR: Yıllardır konuşuyoruz ama, Girne Antik Limanıyla ilgili önlemleri bir türlü alamıyoruz. Turizm sezonunun açıldığı bu dönemde vatandaş yine, denize akan lağım suları ve etrafa yaydığı kokudan şikayetçi. Dünyada eşi benzeri olmayan bu limana gözümüz gibi bakacağımıza, yok oluşunu seyrediyoruz. Devletin buraya el atıp, örnek bir yer haline getirmesi bu kadar mı zor, inanın anlamıyorum…
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Eşref Çetinel: “Geçen yıllar itibarıyla biz onları değil, onlar bizi değiştirdi! Rakıdan beyaz peynire, lahmacundan dönere kadar… Toptancılığı da aldılar elimizden, işçiliği gerektiren işyerlerini de! Garson da onlar oldu, toprağa ter dökerek kazanmasını bilen de! Belki onlar gettolarından, bizler ise (artık ne kadar saltanatlı olduğu tartışmalı) ikamet yerlerimizden başlarımızı uzatıp birbirlerimize merhaba diyemedik..!”.[/quote]
[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Hayvan Üreticileri Birliği: Süt dökme eylemini geleneksele bağladılar. Bu kez de sebep, sütün pazarlanmasındaki sorunmuş. Üretimi, piyasanın rekabet kurallarına, arz-talep dengesine göre yönlendirmediğiniz sürece ve verimsiz, şişkin alanlara devlet desteği vermeye devam ettiğiniz sürece, hem iki yakanız bir araya gelmez, hem de kapınızın önünde daha çok süt deryaları görürsünüz.[/quote]
































