Köşe Yazarları

Suyun 99 derecedeki ruh hali…


Bilinen o ki, toplumsal patlamanın ya da daha yumuşak deyişle değişimin öncesine dayanan bir ömrü vardır.

 

Bu da çoğu zaman olan olduktan sonra anlaşılır.

 

Bunun sonucu bazen ilkbahar bazen de sonbahar olur.

 

Toplumsal patlama hangi sebeple ne zaman eyleme ve değişimin kendisine dönüşür bilinmez.

 

Toplumsal patlamaya dayalı değişimin bilinen bir diğer tarafı da bu bilinmezliğidir.

 

Bunun geliyor olduğunu görememek fiili durumun devamında çıkarı olan için risktir.

 

Statüko yıkılırsa inkâr sürecinden çıkması da çok zor olur.

 

Bundan dolayı demokrasi, özgürlükler, devlet kurumları, ekonomi ve daha da önemlisi toplumun mozaiği zarar görür.

 

***

 

Toplumsal patlamaya dayalı değişimin geliyor olduğunu tahmin etmek için genelde siyaset ve ekonomi ile ilgili veriler referans alınır.

 

Siyasette yozlaşma, yolsuzluk ayyuka çıktıkça ve ekonomi kötüye gittikçe değişim bu sefer olacaktır diye tahmin edilir.

 

 

Sabırsızca hemen sonuç alınmasını bekleyenler için hayal kırıklıkları da bundan dolayı olur.

 

Değişim denen şey, seçimden seçime mecliste oluşan ‘’yeni’’ çoğunluğun oluşturduğu yasama gücü değildir.

 

Bunun için yalnızca siyasete bakmak gelen değişim rüzgârını görememeyi ya da boşa çıkan değişim umudunun hayal kırıklığını da birlikte getirir.

 

Bunun yerine örneğin toplumdaki bireyselliğe, otoriteye başkaldırı sinyallerine bakmak lazım.

 

30 yaş altındaki nüfustaki işsizlik oranı nedir?

 

Artış oranı göreceli olarak belirgin bir şekilde artmaya başladı mı?

 

Yoksulluk bölgelerinin, mahallelerin sayısı artıyor mu?

 

Diğer taraftan kitap satışlarında artış var mı?

 

Kadınlar daha az çocuk doğurmaya başladı mı?

 

Kırsal alandan şehirlere göç artıyor mu?

 

Hatta insanlar ailelerini, dostlarını ikinci kez bırakıp bulundukları şehirden diğer şehirlere göç etmeye başladı mı?

 

Daha küçük apartman dairelerine olan talep artıyor mu?

 

Boşanma oranında artış var mı?

 

Aile içinden olmayan evliliklerde artış oluyor mu?

 

İnsanlar zamanlarının çok daha büyük bir bölümünü ev dışında kafelerde ve internete bağlanarak mı geçirmeye başladı?

 

Daha önce kutlanmayan, örneğin cadılar bayramı gibi günlere rağbet arttı mı?

 

Bunların tümündeki artış bireyselliğin ve otoriteye başkaldırmanın artıp artmadığının göstergeleri olarak yorumlanıyor.

 

***

 

Sosyal patlamanın geliyor olduğunu önceden tespit etmekteki kritik nokta siyaset üstü tek başına anlamsız olan ham verileri belirlemek, gruplayabilmek ve yorumlayabilmektir.

 

Birbirinden bağımsız gibi gözüken demografik verilerde toplumda değişim iştahı adına ortak bir payda oluşuyor mu diye gözlemlemek bu tür masum araştırmaları yapmakla mümkündür.

 

Dayanamayıp risk alıp daha fazlasını isteyecek ve bir noktadan sonra arkasına dönüp bakmadan otoriteye karşı çıkıp ezber bozacak bir toplum ortaya çıkıyor mu?

 

Kişiden ve aileden başlayarak böyle bir yönelime statükoda ve devlette gücü elinde tutanların karşı çıkacakları açıktır.

 

Değişim denen şey mevcut siyasi kurumlardan gelmezse bunun ‘’piknik ateşini’’ yakmayı bekleyenlerin harekete geçmesiyle er ya da geç gerçekleşir.

 

Gün gelir bir kenar ilçeden bir imamın oğlu çıkar ve ‘’her şey çok güzel olacak’’ der piknik ateşini alevlendiriverir.

 

Bilinçli ya da bilinçsiz bu ‘’piknik ateşini’’ yakanlar da birilerinin ‘’düğmeye basmasıyla’’ bunu yaptığı ile anılır.

 

Bu iddiada olanlar çoğu zaman daha önce ‘’düğme’’ olmuş olanların ta kendisi olur. Bu da işin trajikomik tarafıdır.

 

Hâlbuki değişimin odağında halkın değişim ihtiyacı ve bunun için alacağı risk vardır.

 

Statüko aniden gelişen olaylar karşısında ‘’birileri düğmeye’’ bastı diye hayali adreslere gönderme yaparak bunu açıklamaya çalışır.

 

Bu iddiada gerçek payı olmakla beraber konu düğmeye başkalarının basmasıyla ilgili değildir.

 

Uzun süre gücü elinde bulundurmanın verdiği kibrin etkisiyle statükonun temsilcilerinin halk ile ilgili ‘’öngörüsüzlüğüyle’’ ilgilidir.

 

Değişimin, kaynayan su misali 99 derecedeki haliyle bir derece artışla yarattığı itici güç ve etki çok farklı olur.

 

Bunu anlamak için geçmiş seçimlerdeki sonuçların ortaya koyduğu ‘’demokrasinin matematiğine’’ değil bugünkü demografinin eğilimlerinin ortaya çıkaracağı matematiğe bakmak lazım.

 

Kötü yönetim ve adaletsizlik karşısında toplum her seferinde kaynama noktasına gelip biriken basınç bir şekilde boşa alındıkça aslında mağlup olmaz tam aksine bir sonraki mücadelede karşılaşacaklarına karşı aşılanmış ve daha da güçlenerek patlama noktasına daha da güçlü geliyor olur.

 

Bu yazı hem Türkiye hem de Kıbrıs’taki gözlem ve gelişmeler dikkate alınarak yazılmıştır.

 

Ha bir de biriken değişim basıncını kontrollü kutuplaşma ve savaş ile seferberlik havası yaratıp bertaraf etmeye yeltenenler olur ki o zaman er ya da geç bahar değil karakış olur.

 

Anlayacağınız bu aralar uyanmaya gerek yoktur, uyumasak yeridir.



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı