Köşe Yazarları

Eğitimde hükümet politikası yerine devlet politikası


Dörtlü hükümet bozuldu şimdi gözler yeni kurulacak hükümette… Dörtlü hükümetin Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit’in en çok üzerinde durduğu konu “eğitimde devlet politikası”nın hayat bulmasıydı. Ancak hükümetin ömrü buna yetmedi. Halbuki dört farklı siyasi partinin (hem sağdan hem de soldan) oluşturduğu bir hükümetin eğitimde bir devlet politikası oluşturma ihtimali yüksekti. Ne yazık ki bunu oluşturacak ne zemin oluştu ne de zaman yetişti.

Hal böyle olunca da eğitimde devlet politikasının oluşturulması yeni hükümete kaldı. Tabii ki oluşturma niyeti varsa… Çağdaş batılı toplumlarda eğitim her zaman partiler ve hükümetler üstüdür. Eğitimde başarılı olabilmenin yegane yolu bir devlet politikası oluşturmaktan geçer. Her gelen hükümetin veya hükümete geçen her partinin ideolojisine göre eğitim politikası oluşturulamaz. Böyle bir eğitim politikası toplumun genelini kucaklamaz. Bugüne kadar bizde böyle oldu. Halbuki eğitimde alınan kararların sürdürülebilir olması gerekir. Yab-boz tahtası gibi her birkaç yılda bir kararlar değiştirilmemesi gerekir.

Hafızamız hala hatırlar. Kolej sınavının 5’inci sınıftan 8’inci sınıfa aktarılması ve hükümet değişirkenden 15 gün içinde okulların kapanmasına az bir süre kalan 5’inci sınıfta tekrardan kolej sınavı yapıldığını unutmadık. Ki yıllar sonra Türkiye de, 5’inci sınıf sonunda yaptığı SBS sınavını kaldırıp 8’inci sınıf sonunda TEOG sınavını getirmişti. Şimdilerde de 8. Sınıf sonunda yapılan sınavı da kaldırmak için uğraşıyor.

Bizde ise hem AB hem de OECD ülkeleri tarafından örnek kitap olarak gösterilen “Kıbrıs Tarihi” kitabının bir gecede değiştirilmesi hala hatıralarımızdadır. Esas amaç da bir önceki hükümetin yaptıklarını uygulamadan kaldırmaya yöneliktir. Bunun gibi onlarca kararlar vardır. İşte eğitim, hükümet politikaları ile yönetilirse bu ve benzeri uygulamalar ile karşılaşmak mümkündür. Bugüne kadar olduğu gibi…

Peki nedir bu “devlet politikası” diye sorabilirsiniz? Eğitimde devlet politikası demek aslında eğitimin, eğitim bilimi ışığında yürütülmesidir. Yani ideolojik değil pedagojik olması gerekmektedir.

Pedagojik ilkeler öne çıktığı ortamlarda ideolojilerin ve siyasetin etkisi en aza inecek ve eğitim sürekliliği olan bir devlet politikası haline gelecektir.

Peki bunu nasıl yapacağız? Önce siyasetçiler siyaset yapacak, eğitim bilimciler de eğitim bilimi ışığında işlerini yapacak. Eğitim, siyasetin bir parçası olduğu sürece eğitim politikaları sürdürülebilir değildir ve ideolojik olmaya devam edecektir.

Dolayısı ile yeni kurulacak hükümet, eğitim politikalarını belirlerken, partisel ve zümresel çıkarlar yerine toplumsal çıkarları dikkate alarak eğitimde bir devlet politikası oluşturması gerekir. Aksi durumda eğitim yine yaz boz tahtasında dönecektir.

Aslında eğitim şuraları bunun içindir. Toplumun her kesiminden, her siyasal görüşten insanların da katıldı ve en azından önemli ortak paydalarda buluşulduğu ve buna göre kararlar alındığı yerler olmalıdır şuralar… Mart 2014’te yapılan 5. Milli Eğitim Şurası’nın üzerinden beş yıl geçmiştir. Yeni bir şuraya ihtiyaç vardır. Yeni bir şura toplumsal konsensüs sağlanabilecek yeni bir fırsat olarak karşımızda durmaktadır. Yeni hükümetin görevlerinden biri de bu olmalıdır. Eğer eğitimde bir devlet politikası geliştiremezsek, bunu beceremeyen diğer ülkeler gibi başarısızlığa mahkum kalmaya devem edeceğiz.

Aslından yeni hükümetin vermesi gereken karar budur. Ya devlet politikası ha da başarısızlık…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı