Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Suyu Biz Yönetemeyiz… Buna İnanalım Mı?

Siyaset bu ülkeye su gelmesi kararını verdi.

Ama “suyu biz yöneteceğiz” kararını henüz vermiş değil.

Yaşadığımız bütün sorunların anası da bu…

Hükümetlerin suskunluğu…

Beceriksizliği…

Kendi insanında yarattığı güven bunalımının kaynağı da bundandır…

Bu kendi kurumlarına, yetişmiş insanına da büyük saygısızlıktır.

Açıkçası, suyun gelmesine karar veren siyasetin, yönetme noktasında da bu tecrübeyi yaşaması gerekliydi.

Ama “Ankara bilir” görüşü, vatandaştan belediyeye, belediyeden de siyasete kadar etkili oldu.

Maalesef kendi siyasetçimiz, suyla ilgili ihaleleri, benim gibi Türkiye Devlet Su İşleri’ne ait resmi siteden öğrendi.

_______________________________________________________________________________

KKTC yönetebilir

KKTC kurumları su yönetimi konusunda yetersiz değildir.

Sorun “kararsız” kalmaktır.

İşte bu kararsızlık, kurumlara olan güveni de yerle bir etmektedir.

Şimdi ben sorsam:

“Yahu bu memlekette, su işleri dairesi ne işe yarar?”

Buna kim ne cevap verecek?

Teknik anlamda imkansız diye bir şey yok.

Kıbrıslı Türk mimar ve mühendisler, bu ülkede çok ciddi işler başardılar.

_______________________________________________________________________________

Çok ciddi projeler gerek

Yılda 75 milyon metreküp su gelecek.

Kıbrıs’ın kuzeyinin yıllık kullanım ihtiyacı 110 milyon metreküp civarında.

75 milyon metreküp tüm ihtiyacı karşılayacak bir su oranı değil.

Peki ne yapmak gerek?

Bir taraftan gelen suyu her damlasına kadar doğru kullanıp zay edilmesini önlemek gerek…

Diğer yandan da geri dönüşüm sistemlerinin tamamı devrede olmalı…

Kanalizasyon…

Drenaj…

Ev kullanım sularının toplanması…

Hepsi…

Üstelik yaptığınız her işin de “çevre uyumlu” olması gerekiyor…

_______________________________________________________________________________

KKTC otoritesi nerede?

Şu bir gerçek…

Deniz geçiş projesi mükemmel bir mühendislik harikasıdır.

Ancak…

KKTC’de uygulanan bir çok işte ciddi hatalar yapıldığı söyleniyor.

Pompalama istasyonları arıtma seviyesinden aşağıda mesela…

Su hattının çekildiği ama su alamayan alanlar var…

Düzeltilebilir…

Peki neden yapım sürecinde müdahale edilmedi?

_______________________________________________________________________________

Nerde istişare?

Dedik ya…

“KKTC suyun gelmesi için siyasi karar üretti ama yönetimi için hiçbir karar üretmedi…”

“Projeler istişare ile yapıldı” deniyor her aşamada…

İşte benim isyan noktam buradadır.

Bu sunun gelme kararı verildi.

Bundan sonra “Kıbrıslıya” düşen, “en iyi şekilde yönetmek” değil mi?

Sıfır noktasında duruldu…

“Yahu KKTC bir şey yapmaz, yapamaz” gazlaması ile de, DSİ yönetiyor şu anda suyu…

“İstişare istişare” deniyor ya…

İstişare falan yok…

“Yahu burada yanlış yaptınız” diyecek ne bir denetim makamı var KKTC’de, ne de siyasi irade…

O zaman da şu sihirli iki cümle giriyor devreye…

Sağdan:

“E bu su geldi. Asrın projesi battos mu olsun? Türkiye bildiği gibi yapsın da biz yapamayız…”

Ya da soldan:

“Yaptırmaz bize Türkiye…”

Farkında mısınız?

Her iki bakış açısında da “bizim siyasi beceriksizliğimizin” izleri yok…

Hep biziz masum…

_______________________________________________________________________________

Hatalar var ama suçlu hep biziz…

Projenin şu aşamasına kadar ciddi mühendislik hataları var…

Dizayn hatalı. Sistem full çalışmıyor bir çok yerde…

Oysa her aşamada DSİ var…

_______________________________________________________________________________

“Ödeyeceğiz, yöneteceğiz” deyen yok

Suyun gelmesi ile ilgili siyasi karar verildi.

Ne kaldı geriye…

Güzelyalı’dan, suyu alacağız…

Baraja…

Arıtmaya…

Yollayacağız…

Tarım ve kullanım suyu olarak dağıtımını yapacağız…

Tahsilatı da yapacağız…

Tek bir aşlamaya dahi siyasetin dahil olma politikası yok…

Vatandaş olarak da hepimiz:

“Biz yapamayız…” diye alıştırıldık…

Su artık geldi.

Bize düşen, bu bedeli ödeyerek, iletim, arıtım, dağıtım ve tahsilatı yapmak…

Bu bedel ödenmelidir.

_______________________________________________________________________________

Proje kaça mal oldu?

2 milyar dolar deniyor…

Hiçbir hesaplamada bu rakama ulaşılamadı…

KKTC’li makamların hesaplamalarına göre bu miktar 553 milyon dolar civarında…

Sistem doğru çalışırsa, bu yatırım da ödenerek Türkiye’ye…

Gayet ucuza…

Öyle 6- 7 TL’lere de değil…

Vatandaşa su verilebilir.

Şimdi belediyelerin bir çoğu bütçesini 2.30’a aldığı suyu 4- 7 TL arasında satarak, kendi yoluna bakıyor.

_______________________________________________________________________________

Karar zamanı… Şimdi…

Şimdi…

Önce, “yönetebiliriz” noktasında kendimizi inandırmamız gerekiyor…

Türkiye üzerine düşeni yaptı ve su adaya geldi…

Ne olmalı bundan sonra?

DSİ’nin yanlış teknik yatırım yaptığı alanlarda müdahale edilemedi, edecek bir makam da yok.

Danışılan bir uzman kurulu bile yok…

Su gidemeyen yerler var.

Hat var, su gitmiyor.

Hesap yok.

Kitap Yok.

Tüm yatırımı DSİ yaparsa…

Sormazlar mı adama: Solinayı döşemekten aciz Kıbrıslı Türkler hangi duygu ile yaşayacak. 

_______________________________________________________________________________

Soruların cevabı var mı?

Nerde drenaj projeniz?

Yağmur suyunu nasıl toplayacaksınız?

Evdeki kullanım suyunu nasıl arıtacaksınız?

75 milyon metreküp su, arıtılarak kaç milyon metreküpe çıkarılabilir?

Yok yok yok.

Dört yıl sonra bitecek sulama projesi bize “uzaya roket atma” projesi gibi sunuluyor.

Peki biz 4 yıl daha mı bekleyeceğiz…

Tarım suyunun nasıl yönetileceğini 4 yıl sonra mı tartışacağız?

“Kıbrıslıyı sıfırlayarak” su akacak…

Bunu kabullenmemiz mi gerekiyor yoksa sonuna kadar siyasete yön verenlerin bunu yapmamaları gerektiği noktasında ısrarlı mı olacağız?

Oysa yönetmenin keyfi bu…

Ama bilerek Kıbrıslı uzmanları dışlayan yine Kıbrıslı yöneticiler.

Suyun çıktığı yerden itibaren, mülkiyet de dahil, tamamı Kıbrıslı Türklerin yönetiminde olabilirdi…

Yatırımın tüm parası su faturaları içerisinde ödeyebilirdi.

Bu durum, vatandaşın demokrasiye ve kendi gücüne olan inancını da yerle bir ediyor.

Devleti yönetenler “biz yapamayız” noktasında…

Bu konuda “hemfikir miyiz?” yoksa?

Yapabilir miyiz?