“Konuşarak anlatılmaz her şey, bazen susmak yeter aslında. Unutma konuşmak bir ihtiyaç olabilir, ama susmak cevaptır anlayana .”
…
Dostoyevski ne güzel söylemiş…
…
Bizde durum farklıdır.
Susmak yerine susmamak üzerine kuruludur birçok şey.
Hatta yüksek sesle konuşmak da susmamak gibi algılanır.
Hak arayışı, mücadele biçimi olarak bilinir susmamak…
…
Ama
Her cevap susmak değildir.
Her şey karşısında susulur mu?
…
Susma, sustukça sıra sana gelecek…
Özellikle baskıcı rejimlerde susanların başına gelen budur.
Çünkü sıradadır.
Ve susunca sıra ona da gelir…
…
Bu aralar kimse susmuyor.
Hatta susanların üstüne susmayanlar yürüyor.
Ekonomik Örgütler Platformu (EÖP), “Bu ülkenin ekonomisi susmakla yönetilemez” dedi…
…
Susmasın.
Konuşsun istiyorlar.
Hükümetin susması bir “cevap” niteliğinde mi, çaresizliğinden mi?
Bilinmez.
…
Ekonomik örgütlerimiz de düşünmeli,
Çünkü, bir düşünürün dediği gibi “Bir insan en çok kimin yanında susuyorsa, aslında en çok onunla konuşmak istiyor…”
…
Türkiye’de dershanelerin kapatılması gündeme gelince, cemaat ayaklandı ve “Susmayacağız” demişti.
Bak,
Susmayınca neler oldu?
Bugünlere gelindi.
Çetelere, paralel devletlere, ekonominin alaşağı olmasına.
Yolsuzluğa, rüşvete,
Oğullara, bacanaklara,
Yürütmenin yargıyı yürütmesine falan…
…
Halbuki biraz sussalardı…
…
TC Başbakanı Erdoğan Mısır’daki olaylar üzerine “Herkes sussa bile biz susmayacağız” demişti.
O susmadıkça yalnızlaştı.
Dört parmaklı Rabia selamı havada kaldı.
Bunun adına da değerli yalnızlık demediler mi?
…
Halbuki biraz sussaydı…
…
CHP’liler “Atatürkçüyüz, susmayacağız” diyorlardı.
Diye diye Atatürk’ü paçavraya çevirmediler mi?
İki ayyaş denmesinde, aslında onların payı da yok mu?
…
Halbuki biraz sussalardı!
…
Her zaman susmak işe yaramıyor.
Her zaman susmamak da işe yaramıyor…
…
Bazen de işler ters gider.
Susması gerekenler susmaz, susmaması gerekenler susar…
































