Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Susmak ve susmamak (Hafta sonu yazıları 35)

“Konuşarak anlatılmaz her şey, bazen susmak yeter aslında. Unutma konuşmak bir ihtiyaç olabilir, ama susmak cevaptır anlayana .”


Dostoyevski ne güzel söylemiş…

Bizde durum farklıdır.
Susmak yerine susmamak üzerine kuruludur birçok şey.
Hatta yüksek sesle konuşmak da susmamak gibi algılanır.
Hak arayışı, mücadele biçimi olarak bilinir susmamak…

Ama
Her cevap susmak değildir.
Her şey karşısında susulur mu?

Susma, sustukça sıra sana gelecek…
Özellikle baskıcı rejimlerde susanların başına gelen budur.
Çünkü sıradadır.
Ve susunca sıra ona da gelir…

Bu aralar kimse susmuyor.
Hatta susanların üstüne susmayanlar yürüyor.
Ekonomik Örgütler Platformu (EÖP), “Bu ülkenin ekonomisi susmakla yönetilemez” dedi…

Susmasın.
Konuşsun istiyorlar.
Hükümetin susması bir “cevap” niteliğinde mi, çaresizliğinden mi?
Bilinmez.

Ekonomik örgütlerimiz de düşünmeli,
Çünkü, bir düşünürün dediği gibi “Bir insan en çok kimin yanında susuyorsa, aslında en çok onunla konuşmak istiyor…”

Türkiye’de dershanelerin kapatılması gündeme gelince, cemaat ayaklandı ve “Susmayacağız” demişti.
Bak,
Susmayınca neler oldu?
Bugünlere gelindi.
Çetelere, paralel devletlere, ekonominin alaşağı olmasına.
Yolsuzluğa, rüşvete,
Oğullara, bacanaklara,
Yürütmenin yargıyı yürütmesine falan…

Halbuki biraz sussalardı…

TC Başbakanı Erdoğan Mısır’daki olaylar üzerine “Herkes sussa bile biz susmayacağız” demişti.
O susmadıkça yalnızlaştı.
Dört parmaklı Rabia selamı havada kaldı.
Bunun adına da değerli yalnızlık demediler mi?

Halbuki biraz sussaydı…

CHP’liler “Atatürkçüyüz, susmayacağız” diyorlardı.
Diye diye Atatürk’ü paçavraya çevirmediler mi?
İki ayyaş denmesinde, aslında onların payı da yok mu?

Halbuki biraz sussalardı!

Her zaman susmak işe yaramıyor.
Her zaman susmamak da işe yaramıyor…

Bazen de işler ters gider.
Susması gerekenler susmaz, susmaması gerekenler susar…