Lefkoşa Surlariçi bölgesinde geçtiğimiz günlerde bir genç dövülünce Surlariçi yeniden gündem oldu. Surlariçi bir sosyal vaka olarak karşımızda duruyor ama yönetenlerin buraya ciddi bir el atma niyeti yok. Yıllardır bu satırların yazarı olarak göçmen eğitimi konusunda çeşitli uyarıları yaptık ama dinleyen olmadı. Bugün Surlariçi bölgesinin sosyal ve ekonomik durumu ortada. O bölgede yaşayan insanların neredeyse tamamı göçmen işçiler ve aileleri. Yani alt gelir grubuna mensup aileler. Surlariçi’nin diğer yüzüne baktığınız zaman lüks restaurantlar, barlar ve buralara gelen üst gelir grubundan vatandaşlar… Bu iki tezat birbiri ile Surlariçi’nde buluşmuş… Hal böyle olunca da geçinmek için saatlerce çalışan ve yaşam savaşı veren bir kesim insan ile çok rahat bir yaşam süren insanların buluştuğu bir ortamda bu tür sürtüşmelerin olması gayet normal… Bu sorun tüm dünyada olduğu gibi ancak eğitimle aşılabilir. Surlariçi’de iki tane ilkokul var. Bunlar devlet tarafından unutulmuş durumda. Kendi hallerinde yoluna devam ediyor. Bu okullarda bu konu ile ilgili özel bir çalışma ve çaba yok devlet adına…
Kaldı ki Surlariçi gibi sorunlar sadece Lefkoşa’nın veya KKTC’nin sorunu değil ki… Benzer sorunlar Paris’te, Londra’da, Amsterdam’da ve daha birçok şehirde mevcut. Eğitim literatüründe göçmen eğitimi ile ilgili olarak çok sayıda düşünce ve çözüm önerileri var. Ama önce biz sorunun varlığını kabul etmemiz gerekiyor. Kaldı ki sorun sadece Lefkoşa Surlariçi’de değil, Mağusa ve Girne’de de benzer durum vardır.
Bu ülkede alt gelir gruplarına mensup göçmen aile çocuklarını biz eğitim sistemi içerisinde tutamadığımız sürece bu çocuklar sürekli sorun olarak karşımızda duracaktır. Farklı ülkelerden gelen göçmen aile çocukları olmakla birlikte büyük oranda Türkiye’den gelen bu çocukların hazır bulunuşluk durumları bizdeki eğitim müfredatlarını yürütebilecek durumda değildir. Mutlaka istisnalar vardır ancak edindiğimiz tecrübe bize bunu göstermektedir.
Geldikleri yerden direkt bizim eğitim sistemimiz içine atılan bu çocukların durumları “yüzme bilmeyen bir insanın denize atılması”ndan farkı yoktur. Çırpına çırpına gidebildiği yere kadar gitmekte daha sonra da bırakmaktadır. Aslında yapılması gereken göçmen işçi çocuklarının ana eğitim sistemi içerisine sokulmadan önce bir oryantasyon veya uyum eğitiminden geçirilmesi gerekmektedir.
Her ne kadar da Türkiye’den gelen göçmen işçi çocuklarının ana dilini Türkçe olarak kabul etsek ve bizimle aynı dili konuştuklarını düşünsek de durum tam da öyle değildir. Farklı şive ve farklı kültürel yapı yanında ana dili Kürtçe ve Arapça olan Türkiyeli çocuklar vardır. Tüm bunları alt alta koyduğumuz zaman aslında bu ülkede bir göçmen eğitimi politikasının olması gerekmektedir.
Her ne kadar da birileri “gelen Türk giden Türk” dese de durum öyle değildir. Bırakınız son 5-10 yılda bu ülkeye ekmek parası için bu ülkeye göç edenleri, 40 yıldır bu ülkede olup da uyum sorunu yaşayan vatandaşlarımız vardır. Devlet bu çocukları yani göçmen işçi çocuklarını yok sayamaz. En temel insan hakkı olan eğitim hakkının bu çocuklara düzgün verilmesi gerekmektedir. Öyle “okula yazdır da tamamdır” ile bu iş çözülmüyor. Çözülseydi bugün yaşadığımız sorunları da yaşamazdık.
Haaa! Bu çocuklara devlet sahip çıkmaz ise sahip çıkan birileri de her zaman vardır. Ama o birileri de bu çocukları istediği şekilde de kullanır. Sorunlar daha da derinleşmeden, devlet bu işe ciddi bir şekilde el atmalıdır.
Aksi durumda olacakları düşünmek bile istemiyorum.
































