Tabi ki yazmak zorunda değilim. Fakat olayı görmezden gelerek “ilgisizmişiz” gibilerinden suskun kalmak da mümkün değil..
Aslında günlük olayları okuyucuya farklı perspektiflerden sunmak dahası eğer başarıla bilinirse doğru ve düşündürücü olanı yazmak gerekir ama; doğrusu şu ki bunun için de bilgi sahibi olunmalı.. Ki “bizimkisi” tutun ki eskilerin ifadesiyle “hasbihaldir!” Yani sohbet!
DOLAYISIYLA ülkede bomba gibi patlayan Falyalı olayını “köşeme” taşımakta epey tereddüt ettim.. Sadece okuduğumuz romanlarla seyrettiğimiz filmlerde yada yakınımızdaki Türkiye’de zaman zaman haberlere konu olan olaylarda rastladığımız türde bir vakıa!
İşyerinden evine şoförünün kullandığı arabasıyla dönerken zorunlu yavaşlanan bir yerde pusuda bekleyen kişiler “kalaşnikof” denilen makineli tüfekle arabayı tarıyor ve Halil Falyalı ile şoförünü öldürüyorlar…
***
ORTADA büyük bir “cinayet” var. Resmen üzerinde profesyonelce çalışılmış ve gerçekleştirilmiş bir “suikast” var. Demek ki bu profesyonelce ve acımasız suikastı yaratan, henüz açıklaması yapılmadığı için bizim bilemediğimiz bir başka olay yada kanlı hesaplaşmaya kadar vardırılacak olaylar var…
TUTUN Kİ sıradan yurttaşları sadece haberleri ilgilendirmekte.. Bizi de “toplumsal sorunlara bağlı olarak illegal olaylar halkalarına ulanmışlığı ile perde gerisi ilgilendirmekte.. Şöyle ki “bu kanlı ve feci olaylar neden gerçekleşmekte” sorusuna takılan düşünceler silsilesinde..
***
ÇÜNKÜ çoktandır KKTC, öncesi uzun yılların “kapalı toplum” ve ülke oluşundan sıyrılarak, tanınmamış olsa da dünyaya daha çok açılan, lüks otelleri ve turizmi ile adından söz ettirmeye başlayan, sürekli kabuk değiştiren bir toplum oluşa evriliyor..
EN önemlisi bu değişimlere bağlı olarak “kumarhaneler” yasal hale geliyor. Ki işitiyoruz: TC’deki turistik otellerde oynatılması yasak olduğu için “oynayanlar” KKTC’e geliyorlar.. Rum tarafından öteki AB ülkelerinden gelen müdavimleri de var.. Hatta bu kumar oynatılan mekânlar “turnuvalara” katılacak kadar da dünyasal olabiliyorlar…
VE YİNE çok iyi biliyoruz: “Kumar oynanan” yerlerde (doğru yanlış dilimize yapıştığınca) “mafia” da var! Kumarla ilgili hesaplaşmalar, alacak verecek davaları var.. Ve tüm bu olaylar “oynayanlarla oynatanlar” arası kurallara bağlanırlar!
TUTUN ki bu “kumar” dediğimiz Pandemiden önce “gelir kaynağı” haline gelmiş ve KKTC bütçesine büyük katkı sağlamış! Bugün durum nedir bilmiyorum ama bu ülkede bir kumar sektörünün olduğu bilinen gerçek.. Yoksa turistlerini kaybetmiş lüks oteller çoktan kapılarına kilit vururlardı…
***
…FALYALI olayının henüz ne olduğunu, nedenlerini bilmiyoruz. Ancak kendisine yönelik öylesi bir suikastı gerçekleştirmek için mutlaka “profesyonel” şebekelerin devreye sokulduğu ayan beyan ortadadır..
Bu “tetikçiler” eğer dıştan geldilerse ülkeye nasıl girdiler, nasıl organize oldular ve suikastı nasıl yaptılar sonra nasıl kaçabildiler? Tüm bunların cevaplarını Polis teşkilatımızın açıklamalarından öğreneceğiz de onca laflamadan sonra ne demek istediğimize gelelim:
***
BU üLKEDE domatesle hıyarın bile fahiş kârlarla satılmasını önleyemeyen, hiçbir ülkesel sorunla ilgili denetim mekanizmalarını çalıştıramayan “yetkili ve sorumlulardan” yine de konu “kumar” oldu mu bekleyeceksiniz ki KKTC için getirileriyle götürüleri kaynakları açık seçik bilinsin… HER bir şeyden daha çok denetlensin.. Mesela“kumarhaneler” gibi KKTC için uluslararası “sektör” durumuna gelmiş mekânların çok daha ciddiyet ve önemle denetlenmesi gerektiği gözden kaçırılmasın. Kİ Hiç söylemeye gerek yoktur. Artık gün geçmiyor ki uyuşturucuyla ilgili türlü çeşitli vakalar medyanın günlük haberlerinde yer almasın…
DAHA dün “bozulan demografik yapımızdan” söz ettikti. Yedi düvelin insanını üniversite öğrencisi diye ülkemize sokmuşuz.. Fakat “denetimsiz” bırakmışız! Kaçak işçilik yanı sıra yasa dışı olayların suçluları durumuna sokmuşuz!
BÜTÜN bu zıtlıkları içeren “gelişmelerin” bir yandan devlet gelirlerini artırmak öte yandan özel sektör için işgücü yaratmak gibi faydalar gözetildiği için olumsuz yanları es geçilse de faturaları gitgide devlete daha pahalıya mal olmaktadır!
Kısaca yapısal kusurlarımızı neşterlemek zamanı çoktan gelip geçmiştir…
*** KISACA TAKILDIĞIM: (TAKDİR DE SİZİNDİR TEKDİR DE!) Geçmişse siyasi partiler arasındaki sloganlardan biri de “tahammüllerin test” edilmesi üzerine gelişirdi!
Mesela ve sürekli “aydınlık ve mutlu yarınlardan” söz edilirdi! Ne var ki seçim üzerine seçim tazelenir, hükümet üzerine hükümetler kurulurdu ama ne beklenen aydınlıklara ne de sayesinde mutluluklara kavuşulurdu..
NE ZAMANDIR her halde karanlıklar içinde dolaşmaktan olacaktı sürekli tekrarlanan bu “aydınlık yarınlar” laflamalarını unuttuyduk!
Sağ olsun yeni Başbakanımız Sn. Sucuoğlu hatırlatarak İstikrarlı ve güzel günler için beş yıl sürecek bir koalisyon hükümeti vaat etti.. Yani bir “mucizeden” bahsetti!
BU VAAT üzerine Hoca’nın hindisi gibi düşündüm: “Yoksa dedim kendime, Sn. Sucuoğlu halkın sabrını mı test ediyor? Malum doktordur. Bir yandan nabız tutuyor öte yandan tansiyonu sayıyor. Her halde sinirleri sağlam sağlıklı bir toplum bünyesi teşhisine varmış ki beş yıl sürecek istikrarlı bir koalisyon hükümeti müjdesi veriyor..
KEŞKE! Başarsa da kurtulsak bu zırt pırt hükümet krizleriyle erken seçimlerden.. Fakat nasıl! ***
DAHA dün medya manşetlerinde salındıydı. 7 milyonu aşkın para ödendi buna karşın sağlanan akaryakıt ancak bir buçuk haftalık! Ya sonrası?
Kaldı ki akaryakıt sorunu dinse gaz sorunu geçer yerine! O sorun halledilse bu kez çalışanların hayat pahalılıkları, ödenekleri girer devreye! Ki para nerde? O zaman da hayda düşüle Ankara yollarına..
YANİ ne? Ol alem devam edecekse.. Sürekli eller alınlarda siper, gözler Ankara’dan akacak parayı gözleyecekse.. Kıb-Tek davası bitmeyecek, uğurlarına “Bakanlık” kavgaları yapılan Kurumlar öyle geldi böyle gider düsturunda çaresizlikle yokluğu yaşayacaksa…
Sn. Sucuoğlu gelin siz şu beş yıllık iktidar hayalini çekin bir yıla! Hiç olmazsa bir yıl sona ermeden yıkılıp gidecek olan koalisyon Hükümetinize bakıp, “bravo, n
asıl da bildiydi Başbakan desinler!
































