Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Suçu DP’ye atarak, baskın seçim…

Gidilecek köyün minareleri göründü, seçim kapıda…

Her ne zaman iki ortak arasında çekişme başladıysa, bir kaç aya kalmamış, seçime gidilmiştir.

Bu defa da o işaretler gayet kuvvetli bir şekilde gelmeye başladı.

UBP Genel Başkanı olarak  Hüseyin Özgürgün’ün 9 ay süre vermesine bakmayın siz.

Esas, “en zorlandığım dönemi yaşıyorum” sözüne bakın… Geçen hükümeti boşverin, bu ilk ciddi deneyimi ve sadece 9 ayda duvara vurmak üzere…

UBP MYK’sı uzun bir süre sonra, hem de erken seçim gündemiyle toplanıyor, ama toplantıda bu gündem konuşulmuyor, onun yerine DP’ye uyarı çıkıyor.

Acaba diyorum, acaba erken seçim gündemi, DP’ye bir tehdit miydi?

Öyle ya, geçtiğimiz hafta herkes erken seçim konusunda fikrini söyledi, ‘hodri meydan’ çekti, bir tek DP’den ses çıkmadı. Biçare DP, seçim sonrası elindeki vekillerden olduğu yetmedi, kurduğu iki hükümet de hüsran oldu. En güçlü adamları istifa edip ayrıldılar. İşi zor, seçimi nasıl istesin… Üstüne üstlük bir de tabanının kaçacağı yeni alternatifler var.

Fakat, UBP’nin DP’ye yaptığı “uyarı” ya da suçlamayı aklım almadı. Bunda bir iş var.

Bakın haber ne diyor; “TC-KKTC protokolüne tam uyum, acil yasaların kısa sürede geçirilmesi ve DP’nin de bu adımlara uygun davranması yönünde uyarılması kararı çıktı”

Anlamadım?

Yani protokolun uygulanmamasının sorumlusu DP’mi demek istiyorlar?

Yapılması gerekenleri yapmayı denediler mi? Denediler de DP engeliyle mi karşılaştılar? Hiç öyle bir şey yok. Hiç bir politika üretilmedi, hiç bir planlı adım atılmadı. Kabinede böyle bir kapasite de, niyet de yoktu…

Mesela, tarım reformu yerine, teşviklerin aynen devam etmesini Serdar Denktaş mı istedi? Yoksa UBP’li Tarım Bakanı mı?

Mesela kamu reformunu, mesela bursların düzene konulmasını ya da mesai saatlerinin yeniden düzenlenmesini engelleyen DP miydi?

Başka türlü soralım; Zirai Levazım’a ve Binboğa’ya ihtiyaç fazlası toplam 95 istihdamı, Kıb-Tek istihdamlarını, bakanlıklara “uzman-danışman” adı altında yandaşların istihdamını DP tek başına mı yaptı?

Mali disiplini bozan sadece Maliye Bakanı mıydı?

Ha, yoksa, partizanlık yarışından mı çıktı kavga? Birinin bastırdığına öteki “hayır” mı dedi?

Başka bir şey gelmiyor insanın aklına.

Çünkü tecrübeyle sabit. Özellikle UBP-DP dönemleri, partizanlık tavan yapar… Her ikisinin de esas politikası bu olduğundan, yaparken birbirlerinden hiç çekinmezler.

Ancak ne olur, “sen şunu yaptın, ama benimkini onaylamadın” kavgası çıkar.

Geçin bunları…

Baştan dediğim gibi, işin özü Hüseyin Özgürgün’ün “en zor dönemimi yaşıyorum” sözünde…

Halkın da, Türkiye’nin de beklentilerini yerine getirmediler…

Kadersizlikleri, bir de döviz fırladı… Vatandaş sokağa dökülmek üzere…

Seçim döneminde iktidarda olmaları da kendilerini kurtarmayacak…

Diğer taraftan hepsinin üstüne tuz, biber Türkiye sıkıştırıyor…

Ama onlar partililerini incitmemek için, reformları da yapamıyorlar…

O zaman tek bir seçenek kalıyor, bütün suçları DP’nin üstüne atarak bir baskın seçim…

Tekrar seçilme korkusu olanlar -ki sayıları epey fazla- buna karşı çıkmaya çalışacak ama göreceksiniz, aynen böyle olacak…

Çünkü bu gidişatla 9 ay sonra eldekini avuçtakini de kaybedecek duruma gelme tehlikesi var…

 


 

 

YERİN KULAĞI VAR

ERKEN SEÇİM BEKLESİN:

Başbakan talep etti ama, erken seçim için partisinin yetkili organlarından destek bulamadı. Hani haksız da sayılmazlar, olası bir erken seçime gidip de vekilliği kaybetme korkusu varken niye böyle bir karar alsınlar ki…

 

MUHALFET SEÇİMİ ZORLAR MI?:

UBP’den erken seçimle ilgili “beklesin” kararı çıkması, sanırım en çok Meclis dışındaki siyasi partileri üzdü. Bugünkü Meclise güvenin yerlerde süründüğü bir dönemde yapılacak bir seçimin, dengeleri  değiştireceğine kesin gözüyle bakılıyor. İktidar partileri dışındakiler erken bir seçimi zorlarlar mı diye sorarsanız, pek ihtimal vermiyorum. Çünkü Meclisteki partiler bu halleriyle bir seçim için hazır değiller…

 

İÇİ SENİ, DIŞI BENİ YAKAR:

Hükümet ortakları arasında herşeyin süt liman olduğunu sanıyorduk. Meğer durum hiç de öyle  değilmiş. Türkiye ile imzalanan prokolü hayata geçiremeyen hükümet, kaynak sıkıntısı yaşamaya başladı. Meclisteki son nisap krizi ise bardağı taşıran nokta oldu. Denktaş’ın 15 gün ada dışında olması, birçok konuda sıkıntı yaratırken, ikili arasında soğuk rüzgarlar esmesine neden oldu. Ortaklar protokol konusunda adım atmazlarsa, önümüzdeki aylarda maaşlar dahil birçok ödemede kriz yaşanabilir…

 

SAĞLIKTA KAOS KAPIDA:

Lefkoşa Devlet Hastanesi Kardiyoloji Klinik Şefi, Kardiyoloji uzmanı Dr. Gülgün Vaiz, birçok hekimin ayrılmaya hazırlandığını ve bunun gerçekleşmesi halinde sağlıkta büyük bir kaos yaşanacağını söylüyor. Bakanın “sağlıkta devrim” açıklaması, karşı devrime dönüşeceğe benzer…

 

SORUMLU MUHALEFET:

KTHY ve ETİ çalışanlarının mağduriyetlerini giderecek yasa değişikliği, Kronik Hastalıklar Hastanesi ve Özel Dal Hastaneleri Değişiklik Yasası, Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Değişiklik Yasası ve daha bir çok Yasa Meclis’ten oy birliğiyle geçti. Komitelerden de oybirliğiyle geçen, ancak hükümetin bir türlü Genel Kurul’a getiremediği tasarılar var. Yani muhalefetteki CTP, herşeye rağmen, sorumlu davranıp, hem Komite aşamasında, hem Genel Kurul aşamasında yasaların geçmesini sağlıyor. Hatta, ekonomik protokolun uygulanmasını da talep ediyor. Ne yazık ki, iktidar bu ortamı bile değerlendiremedi ve bir yılı daha boşa geçirdik…

 

HALA ANLAMADINIZ MI?

Demokrasinin kullanıldığını, takiye yapıldığını, Kıbrıs Türk toplumunun yaşayışı, kültürü ve inançlarının dönüştürülmek istendiğini söyleyen KTOEÖS, ısrarla Sultan İlahiyat Kolejinin Anayasaya aykırı bir okul olduğunu tekrarlayıp duruyor. Aslında Milli Eğitim Bakanı da öyle olduğunu çok iyi biliyor. Ona kalsa müdahale edecek ama, elinden birşey gelmiyor, kolay değil emir büyük yerden gelmiş …

 

 


 

ZİRVEDEKİLER

Başaran Düzgün: “Bu lanet topraklarda bir tuluat tiyatrosunun sahte perdesi kaldırıldı ve gerçekleri tüm çıplaklığı ile ortaya çıkardı. Fakat sakın kimse panik yapmasın. Bu topraklarda Fidel de yetişmez Che de. Arka bahçe hızla yeşerip semiriyor…”.


DİPTEKİLER

Kanser İlaçları Yok: Koskoca onkoloji binası yaptılar, içinde onkolog yok. Daha da kötüsü, kemoterapi ilacı da kalmamış… İki haftadır “ilaç yok” deniyor… Bu öyle bir hastalık ki, tedavisi, günü gününe, saati saatine yapılacak… İki hafta üst üste kemoterapi alamayan hastalar var. Bunun bedelini ödeyebilecek misiniz?  40 yılın reformundan bahsedenlerin hastalara reva gördüğüne bakın. Cinayet resmen…