Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SUÇLU KİM? COVİD 19 MU YOKSA BİZLER MİYİZ?

Virüs’ün yayılma olayına, yorumlayıp önerilerde bulunamayacağımız kadar yabancıyız. Olay, doktorların, ayni zamanda yurttaşlarının sağlık ve afiyetinden de sorumlu olan “hükümetin” yetki ve sorumluluğundadır.. Bildiğim kadarıyla zaten hükümet de alınması gereken tedbirlerden tutun da toplumdaki bireylerin “ne yapması, neleri yapmaması” gerektiğine varıncaya kadar önerilen tedbirleri “bilirkişilerden” almaktadırlar..

FAKAT “virüs” odaklı son gelişmeler beraberinde farklı etki tepkiler de getirdi.

Üstelik izlediğim kadarıyla bu tepkilerin bazılarının hiç olmaması, tamamen virüs vakasından ayrı gayrı tutulmaları gerektiği halde; yazık ki bir kez daha “siyasete” daha açıkçası “iktidar-muhalefet” tartışma ve sürtüşmelerine kadar düşürülüverdi!

Bu topluma yapılacak en büyük kötülük olmalıydı oldu! Çünkü: ***

BİLDİĞİM kadarıyla “Covid 19” siyasi değildir! Dolayısıyla siyasetle uğraşmıyor insanlara sadece virüsünü bulaştırmaya çalışıyor!

Yine bildiğim kadarıyla bu virüs “ne iktidardan yanadır ne muhalefetten!” Derdi imanı ülkenin tüm insanlarıdır! Yeter ki kendine uygun ve sevdiği ortamlar bularak ölümcül bulaşını gerçekleştirsin!

Oysa memlekete bakıyorum bir yanda “tedbirler almaya çalışan ve alan hükümet, öte yandan karşı cephe oluşturan bazı STÖ’leri!

Birbirlerini suçluyorlar! Hatta grev tehdidinde bulunuyorlar! Hatta (eğer duaları kabul görse) peşi peşine ölümlerin gerçekleşeceğinin kaçınılmazlığında “inşallah hükümet aldığı tedbirlerde başarısız olur” duasını okumaktalar! ***

ÖTE yandan: Hükümet “iki arada bir derede bırakıldı. Bir yanda virüs nedeniyle kapanan işyerleri dolayısıyla aylardır çalışmayan oteller, esnaf, zanaatkârlar, kahvehaneler, bilumum ticari ve ekonomik müesseseler batma noktasında dibe vururlar ve “artık olağan sürece geçilmelidir” diye feryat ederlerken!

Devletten maaşlı kesimler ise başta okulların açılmasından, ticari sektörlerde olağanlığa geçişe kadar hükümet tarafından gerçekleştirilen bazı “gevşetmelere” isyankâr tavır koymakta, hükümeti “virüsü ülkeye yaymakla” suçlamaktadırlar!

Yani Hükümet iki cami arasında “bî namaz” kaldı! Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamıyor! ***

…İŞTE daha virüs yayılmaya başlarken,  tüm bu gelişmelerin olabileceğine hükmederek şöyle dedimdi: “Önce şu Cumhurbaşkanı seçimini erteleyin ki virüsle mücadeleye tüm halkın, tüm siyasi partilerin, tüm STÖ’nin katılımıyla yaratılacak toplumsal bütünsellikte bir seferberlik yaratılsın..”

Ki henüz vakaların görülebileceği ihtimallerinin söz konusu olduğu geçtiğimiz Mart ayından bu yana, halk olarak çoktan virüse karşı “ulusal bir savaşın neferleri” olmalıydık.. Tüm toplum kesimlerinin bir araya gelmesiyle alınacak tedbirlere birlikte katılmalıydık..

Ve “şimdi seçim zamanı değil, canımızı çocuklarımızı ölümcül virüsten kurtarma zamanıdır” demeliydik!

…HAYIR ama! “Seçim vakası, virüs vakasının önüne kondu!”

Dikkatler virüse değil seçime yönlendirildi!

Ve gün geldi erken kapanan okullara nazire geç açılmışlıkları söz konusu oluğunda, “çocuklarımızı nasıl koruyacağız” korkusu yaşamaya başladık! Çünkü aradan altı ay geçti ama “virüse karşı hazırlık yapamadık!” ***BİR daha yazayım: “Aslında Kıbrıs Türk halkı 1974’den beridir bir “seferberlik toplumudur” çünkü henüz siyasi çözüme ulaşmamıştır.

Ne var ki inadına bir tutumda hep “küçük Amerika” rolü oynamaya çalışıyoruz!

Ha, Güney’deki komşu mu? Bizden de beterler! Onlar da kendilerini “analığı Yunanistan’la” dünyanın odağı sanırlar!

Ve bu iki toplumu, hayalhanelerinde yaşattıkları “meğalomaniden,” covid-19 bile kurtaramadı! Hem de ölüm tehditlerine karşın!