Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Suçlu devlet..!

İnsanın canı yanıyor. Artık alışkanlık haline dönüşen ölümlü trafik kazaları sonrası sonsuzluğa uğurladığımız onlarca gencimizin ardında yansıyan görüntü ve haberleri biz vermekten, sizler okumaktan bıktık usandık…
Yıllardır ülkenin önemli sorunlarından birisi olan trafik konusunda, ne yazık ki  bugüne kadar alınan önlemlerin ve cezaların bir işe yaramadığını görüyoruz. Devletin trafik konusunda oluşturduğu komisyonlar ne yazık ki, bildik iş ola toplantılardan öteye bir işe yaramıyor.
Asya Rıdvanoğlu…26 yaşında… Feci kazada hayatını kaybetti… Ali Aziz Zenginses… Daha 20 yaşında. Asya Rıdvanoğlu’nun ölümüne neden olan kazanın sorumlusu… Kaza anında “111 promil alkollü” olduğu söyleniyor… Ve ocaklarına ateş düşen iki acılı aile…
Sonuç… Birisi hayatının baharında toprağa, diğeri demir parmaklıklar ardına… Sonuç olarak yaşanan dehşeti “kadere, alın yazısına” bağlamak…
Peki kazanın olduğu yere bir bakalım. Yeni açılan yol resmen uçak pisti gibi geniş ve uzun… Peki bu yolla ilgili alınan önlemler var mı, yok. Mahalle aralarına bile kasis koyan devlet, ne hikmetse uyarılara rağmen bu yola kasis koymaya gerek duymamış… Hatta olanı da yakın bir zamanda kaldırmışlar. Böyle olunca da, orası tam bir yarış pistine dönmüş. Gençliğin verdiği heyecan ile alkolün birleşmesi ise, ortaya çıkan feci sonu hazırlamıştır…
Tüm bunları göz önüne aldığımızda, birinci derece suçlu sürücü olsa da, “ihmal” suçunu işleyen Devlet de, gereken önlemleri almadığından ikinci derece suçludur…
Ve bir sözümüz de polisimize… Kabul edin ki, kaza olma olasılığı yüksek bölgelerde polis zafiyeti, ana yollarda “devriye” eksikliği açık. Sanırım bir süre önce polise son model donanımlı araçlar alındı. Bu araçların özellikle ana yollarda kontrol yapacağı ve caydırıcı bir görev üstleneceği açıklanmıştı. Allah aşkına trafik düzenini dere boyunda pusuya yatarak veya belli zamanlarda ana yollarda pusuya yatarak hız kontrolü yapmakla sağlayabilir misiniz? Araçları durdurup, ehliyet ve ruhsat kontrolü yapan trafik ekibini en son ne zaman gördünüz..? Lefkoşa-Girne, Lefkoşa-Mağusa ve Lefkoşa-Güzelyurt… Topu topu 3 ana arter. Bu yolları denetlemek, belli bölgelerde durup sürücülere karşı caydırıcı olmak bu kadar mı zor..? Kimse çıkıp da “personel eksikliği” bahanesine sığınmasın.
Ölen bir genç kızımız ve en güzel yıllarını parmaklıklar arkasında geçirecek bir gencimiz…
Ve son dönemde trafikle ilgili her türlü konuyu kendi uhdesinde toplayan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’nın açık ihmali.

                                                   *****

Sorun çözme becerimiz eksik…
YDÜ Hastanesi’nin organ nakli konusu devlet yapımızın sorunları çözme değil, düğümleme becerisine takıldı. Sağlık Bakanlığı’nın cevval bir şekilde ortaya çıkıp yaptığı iddialar sonrası, yine süreç her zamanki gibi duraklatıldı.
Geçende bir yazımda, konunun, Sağlık Bakanlığının “Borç-alacak ilişkileri” ne yönelik tepkisi olarak kalmaması dileğinde bulunmuştum.
Aslında suçlama öylesine ciddiydi ki, bir an önce netleştirilmesi gereği vardı. Hem de tüm taraflar ve imaj bakımından.
Yapılamadı. Partilerin aday tartışmaları gibi, saçma sapan, yıpratıcı, havada kalan iddialar düzeyine  indi.
Oysa herhalde dünyada böyle bir durum için izlenecek protokol bellidir. Ama bunu bile başaramıyoruz. Öyle olunca da, herkes kendi açısından konuşuyor.
YDÜ’den son çıkan ses, YDÜ’nün bir tıp profesöründen. Yani YDÜ’nün bir çalışanı. Kendi
Üniversitesiyle ilgili bir konuda “bağımsız” bir uzman olarak değerlendirilebilir mi? Profesör hanım, akrabalık ilişkilerinin saptanması için DNA testi yapılması uygun değildir anlamına gelen bir açıklama yapıyor. Ancak açıklamanın içinde, DNA testi yapılabilecek durumlar arasında, “Adli Tıp ve kimlik tespiti”ni de sayıyor.
Peki şimdi bu durum, adli tıbbın görevi içine girmiyor mu?
Ortada adli olduğu, hem de uluslararası alanda suç olarak kabul edilen bir durum bulunduğu iddiası varken, bu adli tıp kapsamında değil midir? Adli tıp sadece otopsi mi yapar? Ayrıca konunun açığa çıkması, “etik” tartışmasından çok daha önemli değil midir. Üstelik, Yendüzen’de dün, Cenk Mutluyakalı’nın “akrabalık ilişkileri” konusunda elde ettiği bilgiler var. İki ayrı hasta ve donörle ilgili belgeyi aynı avukatın düzenlemesi de kuşkulu bir durum. Geriye tek yöntem DNA testi kalıyor.
Yine dön dolaş konu, yukarıda dediğim gibi, olay sorun çözme becerimizin eksikliğine dayanıyor ve yapılacaklar, yapılması gerekenler belliyken, sürüncemede bırakılarak, gerginliğe fırsat yaratılıyor. Bundan da tüm taraflar yara alıyor…  

 

YERİN KULAĞI VAR
AKTİF SİYASETE Mİ DÖNECEK: 
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmayacağını açıklayan Mehmet Ali Talat, büyük bir ihtimalle aktif siyasete dönecek. Üzerinde çok emeği bulunan partisi CTP’de yaşananlardan sonra Talat’ın CTP’de idareyi devralmak için harekete geçeceği iddia ediliyor. Adaylıktan çekilmesiyle birlikte rahatlayan Talat’ın, belki de bundan sonra tek hedefi partiye dönüp, ilk kurultayda Genel Başkanlığa talip olmak olacak…

YAKIŞMIYOR:
Meclis’in ertelenmesi Çakıcı’nın canını çok sıkmış anlaşılan. “Yağcılık ve grasso” diyor… Meclis’in ertelenmesine karşı çıkabilir, doğaldır. Ama bu muhalefeti başka sözlerle de yapabilirdi. Düşünüyorum da, bugün kendisi hükümette görev alıyor olsaydı ne yapacaktı acaba. Aynı şeyleri söyleyecek miydi dersiniz? Devlet adamlığına aday olmuş birine bu sözler yakışmıyor. Ha, bu arada aynı konuda partisine muhalefet eden Doğuş Derya’ya söylenecek sözüm yok. O’nun duruşu zaten malum…

NE OLDU O MEKTUP:
Rum lider Anastasiadis’in, Yunan Dışişleri Bakanı aracılığıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mektubun akıbetini bilen yok. Rum basını Ankara’nın mektubu “olumlu” karşıladığını iddia ederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan dün bir soru üzerine “elime böyle bir mektup ulaşmadı” diyor. O zaman mektup ne oldu, acaba bir yerlerde kayıp mı oldu dersiniz…

İLLE BİRİLERİNİN CANI MI YANMALI:
Lefkoşa-Güzelyurt anayoluna yapımı süren beton bariyerler neredeyse tamamlanmak üzere. Ancak yaşadığımız onca trafik kazasına rağmen, bu bariyerlerin üzerine uyarıcı herhangi bir işaret konulmaması dikkatlerden kaçmadı. Özellikle akşam saatlerinde, havanın kararmasıyla birlikte ölüm duvarına dönüşen yol için bugün alınmayan önlemler, yarın büyük acılara neden olabilir. Tedbir almak için ille birilerinin canının yanması mı gerekiyor..?

KIB-TEK VE EL-SEN’E DUYURULUR: 
TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın KKTC’ye yaptığı günü birlik ziyaret sırasında, “sudan sonra elektrik de gelecek” sözleri bu konudaki tartışmalar da son noktayı koydu. El- Sen bu açıklamaya nasıl yanıt verecek bilmiyorum ama, herhalde onların da bunu kabullenmekten başka çareleri yok sanırım… 

ÖNCE DÖV, ŞİMDİ SEV:
CTP Genel Sekreteri Kutlay Erk, Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanlığı’na aday olmayacağını açıklamasının ardından yaptığı değerlendirmede,  “Bizim için konu kapanmadı” açıklamasında bulunmuş. İngilizler böyle durumlarda “Too late” derler. Siz haftalarca Talat’ı “kum torbası” gibi döveceksiniz, sonra da çıkıp, “bu iş daha bitmedi” diyeceksiniz. Bu söylemleriniz için biraz geç kalmadınız mı Sayın Erk…?

 

ZİRVEDEKİLER
Barış Mesajları: 1 Eylül Dünya Barış Günü için akla gelen gelmeyen herkes bildiri yayınladı. Sadece bizde değil, dünyada da böyle. Keşke mesaj yayınlamakla barış gelseydi. Oysa dünyamız halihazırda, savaşlarla yanıyor. Peki o savaşları çıkaranları, “Barış” isteyen insanlar seçmiyor mu? Hayal de olsa, dünyada bu kadar iyimser insanlar olduğunu görmek güzel.

DİPTEKİLER
Ahmet Kaşif: Tarih 17 Temmuz 2014; “Ercan Havaalanı’na yeni bir terminal binası yapılması için asker ile anlaşmaya varıldı. Görüşmeler sona erdi. Üç aşamada boşaltılacak. Maliye’den 10 milyonluk bloke bekliyoruz. Ardından çekilme aşaması ve inşaat aşaması başlayacak.  Bu ay sonuna kadar bütün işleri temizleyip teslim etmek istiyoruz…” Ağustos da bitti, eylüle geldik. Ne oldu sayın bakan..?