Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Suçlu değilsek: (Masada özgür ve egemen devlet olarak oturmamız gerekir!)

Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili sürekli bir şeyler yazıyoruz ya! Yazdıklarımızla değerlendirmelerimiz “Ahkâm kesiyoruz” algısına da açıktır, “laf ola beri gele” deyişlerine de…

Fakat en azından şunu söylemek mümkün değildir: “Yazsanız da yazmasanız da olacağı olacağına varacak.”
Böylesi bir ifade kadercilik olur! Kaldı ki Türk halkının siyasi kaderi ne bu kadar eften püftendir ne de çözüm stratejisidir.
OYSA: Masaya oturduk mu Güney’e “neyi vereceğimizin” pazarlıkları ötesine geçemeyen müzakereler sürecinde, hayret bir şey ama evet “kaderciliği” oynuyoruz! Dolayısıyla iddia etmek durumunda kalıyorum:
Bundan sonra “15 Mayıs Müzakereleri” olarak anılacak dün başlayan toplantıda ayda iki kez görüşme mutabakatına varılırken diyorum ki daha ilk toplantıda Anastasiadis “ne vereceksiniz” sorusu ile arsızlığa” başlayacaktır!
Çünkü Türk tarafının elini kolunu daha 1977-79 Doruk Anlaşmaları, Gali Fikirler Dizisi gibi müzakerelerde Güney’e Kuzey tarafı olarak ne vereceği konusunda öyle bir bağladılardı ki hatırlayın: Sonrası Annan Planı’nda Güney’e vermediğimiz hiçbir ödün kalmadıydı! NEDEN? Çünkü her defasında masaya 1974 Barış Harekâtı suçlusu olarak oturtulduk! Kırk yıldır da “suçlu” imajını yıkamadık. Yıkamadığımız için de ne zaman müzakere masasına otursak, hem cezamızı çekmemiz hem de “gasbetti” dedikleri haklarımızdan vazgeçip ceremesini ödememiz istendi!
BU GERÇEĞİ BİR TARAFA YAZIN. Çünkü bu nedenlerle o masada Akıncı da çıldıracak! Belki “kendimi Dikilitaşa mı asayım” demeyecek ama büyük olasılıkla bıyıklarını yolacak!”
Kısaca. Türk tarafı suçlu değilse, 1974’ün işgalcisi değilse, Rum’un malını gasp etmemişse, bu adada özgür ve egemen devlet ise… Masaya da bu siyasi yapısı ile oturacak… Vermek için, Rum’u çözüme inandırmak için, barış olsun diye yalvarmak için değil! Aksi halde Rum sittin sene daha çözüme yanaşmaz, müzakereler de bitmez!                 
**********      
Serdar Denktaş sendromu mu? (Yoksa KKTC’nin kurtulamadığı akut hastalığı mı?) (1)

Serdar Denktaş görevini iade etmekte “haklıdır” demiş olsam “peşin yargıya düşeceğim.” Çünkü ne kadar haklı olduğu ancak sorunun muhataplarının ne kadar “haksız” olduklarına bağlıdır!
Kimdir onlar: Lefkoşa dükalığında hiçbir olay “Dan Brown’nın romanları” gibi gizemli değildir. Daha ilk sayfasını çevirmeden son sayfasında neler yazdığını öğrenirsiniz! Nitekim Serdar Denktaş “yeter artık” deyip istifa ederken öğrendik ki TC Yardım Heyeti’nden hazinedar Mungan’a, hükümetin icraatlarından (söylemedi ama) Başbakan Yorgancıoğlu’na kadar artık hiçbir tepe adamı hiçbir organla Başbakan Yardımcısı olarak kontak kurması mümkün değildir! Zaten biliyorduk. Mesela:
Başından beridir S. Denktaş “TC’nin 2013-15 yıllarını kapsayan Mali ve Ekonomik Protokolü’nün uygulanmasına karşıydı çünkü “KKTC’nin koşulları TC’den aktarmacılığı kabul edemeyecek kadar kendine özgüdür” diyordu.
Başından beridir Ercan Havaalanı’nın Taş Yapı’ya yap işlet devret modeli ile 25 yıllığına kiralanmasına karşıydı. Ne var ki sonunda bu konuda da elleri kolları bağlı kaldı!
Başından beridir devletin çalışmasını beğenmiyor ve çok çarpıcı olması gereken şu teşhisi koyuyordu: “Zaman içerisinde programa göre bütçe oluşturma yerine bütçeye göre program oluşturma zorunluluğu bizleri günübirlik ve hedefsiz bir hükümet pozisyonuna soktu…”
Başından beri TC Yardım Heyeti’nin siyasi otorite ile hiyerarşik yapısını bozduğunu iddia ediyordu…
Başından beri “içteki” durumdan şikâyetçi olduğu biliniyor, özellikle insanların kendi çıkarlarını egemen kılmak için her türlü istismarı yapabileceklerine takılıyor ve KOP gibi olayları tasvip etmiyordu!
Başından beri turizm konusunda canı yanıktı çünkü öteden beri bakan olarak iddiası olduğu bu sektörde “mali sorunlardan” dolayı bir türlü istediği sonuca varamadıydı!
KISACA: Serdar Denktaş’ın görevi devretmesi için pek çok nedeni vardı. Hükümetin Başbakan Yardımcısı olmasına karşın memleketi gitgide Sivil Toplum Örgütleri ile Devletin iradesinde olması gereken kurumların yönetmeye çalıştığını, kendi başlarına kararlar alıp empoze edecek kadar da ileri gittiklerini bırakın görmeyi, “bizzat” yaşıyordu! İstifa etmekte geç bile kaldı diyelim ve “değnekleri elinde tutarken oyunu yöneten perdenin arkasındaki güce bakalım…”

**********

Kısaca takıldığım: (KKTC-TC ilişkileri hiç sıcak olmadı, beklentiler de gerçekleşmedi!)

1974’ten hemen sonra Kuzey’e “uzman” kisvesi altında gencecik görevliler doluşturdulardı. Çoğu bizim TC’deki üniversitelerden mezun olan gençlerimizin sınıf arkadaşlarıydılar. Kıbrıs’ı bilmiyorlardı! Buna karşın tarım ve öteki alanlarda koordinatör görevi yapacak, kısaca “akıl vereceklerdi!” Akşamları yiyip içiyor, sabahları şu veya bu dairede ahkâm kesiyorlardı! Bizim genç üniversitelilerimizi bile “emirlerine sokmuşlardı” ki yahu diyorlardı o günlerdeki gençlerimiz: “Biz bu insanları tanırız. Üniversitede bunlardan kat kat daha başarılıydık…”
O günlerin hengâmesinde devlet kurulur, organlar oluşurken kaos yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayan bu “görevlilerin” yerine sonradan TC Yardım Heyetleri kondu. Buna karşın hâlâ “doğruya doğru” diyoruz ve tekrarlıyoruz:
Ankara kırk yıldır Kıbrıs siyasi sorununu çözmeyi başaramadı!
Ankara kırk yıldır Kuzey Kıbrıs Türk halkının ekonomisini en azından Güney’in seviyesine getirecek başarıyı gösteremedi!
Ankara kırk yıldır KKTC-TC ilişkilerini rayına oturtamadı, yanlış nüfus kaydırma politikalarıyla yapısal dokuyu bozdu, sadece parasal yardımda bulunmakla vazifesini yerine getirdiğini sandı!
Ankara kırk yıldır Mersin Kapısı’nı KKTC-TC arasında serbest ticarete açamadı, sıfır gümrük olayını başaramadı!
Ankara kırk yıldır KKTC’ye “nasılsa benimdir” gözüyle baktı ama “kendi vilayetlerine gösterdiği ilgi ve yatırımları” gerçekleştirmedi! Vesaire…
NANKÖRLÜK DEĞİL: Pardon! Ankara’nın KKTC’de yaptıkları ile başardıklarını zaten alkışlıyor, “şükran” diyoruz… Asıl söylemek istediğimiz şudur ama: KKTC-TC arasında imzalanan plan ve protokollere, Anavatan-Yavruvatan bütünleşmesine karşın kırk yıldır neden kırk paralık istikrar ve ekonomik büyüme ile siyasi başarıya ulaşamadığımızdır!
Türkiye gibi büyük ve muktedir bir ülkeden söz ediyoruz. Anadolu’dan bu topraklara su akıtacak Türkiye’den… Üç bin beş yüz kilometre karelik bu ülkenin Türkiye için neresi zor ki?
VE EN ÖNEMLİSİ: Neden Ankara (Türkiye demiyorum) Kıbrıs Türk halkının, yönetiminin sevgilisi olamadı? Aksine “uzakta kal hatıran bana yeter” denecek durumlar yaratıldı! Serdar Denktaş bu vahim durumların son seslendirmesini yapan politikacısı oldu. İnşallah bu istifası bundan sonrası için hayırlara vesile olur…