Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Su konusu, bütçe finansmanı, ve Ombudsman denetim görevi…

Bu hafta KKTC’de yine en önemli konu KKTC’ye ulaşan ve baraja akmaya başlayan asrın projesi Su’yun Yönetimi ve işletmesi konusunda süren ihtilafın devam etmesidir. Bu safhada Sayın M.A.Talat’ın bir konferans dolayısıyla gittiği Ankara’da TC Başbakan Yardımcısı T.Türkeş’le  görüşme fırsatını da kullanarak Su dahil bir çok konuda uzlaşma imkânını sağlaması ve bunu ifade ederek gelecek hafta Türkeş’in KKTC’yi ziyaret ederek bir çok konuların uzlaşıya varılabileceğini kapsayan anlamda beyanat vermesi yüreklere su serpmiştir. Her iki tarafın da sonuçta orta noktada buluşmamak için bir neden de yoktur. Çünkü her iki ülke de, bir çok konuda  iç içe geçmiş ilişkilerin ayrılmaz parçalarıdır.
Su yönetimindeki farklı görüşler nedeniyle  TC ile KKTC arasında 2016 yılı için imzalanması beklenen mali ve ekonomik Protokol’ün henüz   imzalanmaması  ve Devletin bir çok mükellefiyetinin yerine getirilememesi, en az bir aydan beri ülke gündemini teşkil eden en  önemli konu olmuştur. Çünkü bir çok hizmetler durmuş haldedir. Aynı şekilde yatırımlar da .
2016 Devlet bütçesinin toplamının %24 ü TC yardım ve kredileriyle karşılanacağına göre ve buna ilaveten % 8.3 borçlanma hesaba katıldığında toplam bütçenin % 32-33’ü açık ve Yerel gelirlerin karşılayamadığı kısımdır. Yani öyle kapatılacak gibi az bir miktar değildir. Bunun dışında, Meclisimizden onaylanan 2016 Bütçesinde de gösterildiği gibi, Yerel Gelirlerle karşılanması öngörülen Yerel Giderler arasında da 699.5 milyon TL açık vardır. Yerel gelir-yerel cari gider arasındaki açık, % 23 oranındadır. Ve Yerel gelirler – sadece Cari giderlerin % 77’sini karşılamaktadır.  Yerel Gelirlerle yapılması öngörülen   83 milyonTL’lik çeşitli Bakanlıklar altındaki küçük çaptaki bakım onarım türünden yatırım harcamalarını çıkarsak bile ve yalnızca  Cari giderleri aldığımızda da (maaşlar, transferler, cari hizmetler  için mal ve hizmet alımları, kırtasiye, teknik teçhizat vs,),  Yerel gelirler ile Cari giderler arasında yine 616 milyon TL’lik bir açık vardır.  Ve bu açığın kapatılması için de 2016 Bütçesinde ‘Kamu Maliyesine Destek’ adı altında  475 milyar TL, TC kredisi öngörülmüştür. Bu 406 milyar TL olarak geçen yıl da vardı önceki yıl da vardı. Yani kısacası devlet hizmetlerinin devam ettirilmesi için, bu hakikatlerle öngörülen finansman kaynaklarıyla, Hükümetin ve Meclis’in onayladığı Bütçe, Hükümetin bütçesi ve icra programıdır.
Dolayısıyla öngörülen programa ve bütçeye göre yapılacak iş, öngördüğü program çerçevesinde imzalanacak protokolle finansmanın temini, ve  reform dahil öngörülen hizmetlerin ve projelerin yürütülmesini sağlamaktır. Maliye Bakanı da bunun gerekliliğini Bütçe görüşmelerinde ve sonrasında dile getirmiştir.
TC- KKTC yetkilileri arasında açıklanan görüşme sonuçlarına  göre ,  Su konusunda ortak noktaya çok yaklaşılmış olduğunu Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı E. Şahali geçen gün verdiği beyanatta ifade etmiştir. ‘Kamu-Özel ortaklığı mekanizmasının çıkış noktası olabileceğini’ ve her iki tarafın esneklik göstermesi gerektiğini, Türkiye’den dayatma olmadığını söyledi. Esasen en son Hükümet tarafından yapılan başka açıklamalarda ve TC Büyükelçiliği yetkililerinin açıklamaları da, Yönetim ve denetiminin tamamen Devlet otoritesinde olacağı ve işletmesinin ise gerekli yatırımların ve tesis ihtiyaçlarının karşılanması için işletmeyi yapacak şirket tarafından gerçekleşmesi ve düzenli su servisinin sağlanması için çalışmalarının devam ettiği yönünde idi.  Sayın M.A.Talat’ın girişimi ile gelecek hafta TC Başbakan Yardımcısı Sayın Türkeş’in ziyaretiyle siyasi düzeyde yapılacak taraflar arasında toplantılarla, bu uzlaşının karşılıklı anlayış çerçevesinde bir an önce sağlanması umulmaktadır.

2- Ombudsman’ın tespit ve soruları ile Ulaştırma Bakanlığı arasında gelişen sert çıkışlar;
İki makam arasında ortaya çıkan gerginlik, son günlerin yazılı ve görsel basında ve sosyal medyada halk tarafından en çok tartışılan ve olağanüstü ilgi ve reaksiyon uyandıran bir konu olmuştur.
Yansıyan bu yankı ve tepki; özellikle de hesabı sorulmayan bir çok konuda halkın içinde yer eden mağduriyetlerin birikimidir. Örneğin  hortumlanan bankaların paralarının ve mağdur olan mevduat sahiplerinin TC yardımı-yani Devlet parası ile ödenmesi ve hesabının sorulmaması, bir çok Belediyenin, kurum ve kuruluşların batması ve borçlar dolayısıyla hizmet verememesine neden olan çeşitli yasa dışı icraatlar, yatırım için tahsis edilen Devlet arazilerinin şartları yerine gelmediği halde haksızca iktisabına devam edilmesi, ihalesiz büyük alımlar, yetkisiz istihdamlar ve daha bir çok ihmaller sonucu gerek kurumların gerekse belediye ve devletin bu açıkları kapatmak için harçlar ve ücret artışlarıyla halkın geneline ve devlete yüklenmesi sonucu, daralan gelirler ve parasızlıktan ödenemeyen mükellefiyetler.
Halkın içindeki birikimlerin, sebep olanlardan hesap sorulmaması sonucunda kamu vicdanında çoğalan tepkilerin, bir başka konuda  Ombudsman tarafından ele alınmasıyla, kamunun hissiyatına tercüman olma tezahürü olarak, oldukça destek görmüştür.
Usul yönünden, görüşleri itibariyle Ulaştırma Bakanlığının, itirazı olsa da, bunun Ombudsman’a ifade şekli çok ağır olmuştur. Ve hak edilmeyen bir davranış biçimi olmuştur.
Ombudsman’ın,  sorduğu ana sorular; ihalesiz yapıldığına göre, ilan edilmeden bu şirket yurt dışından nerden bulundu nasıl teklif alındı?  Nasıl haberdar oldu?  T&T’yi denetlemek olduğuna göre devlet kurumları denetleyemez mi?  diyor. Burada önemli bir nokta ortaya çıkıyor. Zaten havaalanı zamanın Ulaştırma Bakanlığı Yetkililerince  öyle şartlar altında bu özel şirkete işletmesi verildi ki,  ve devredildikten hemen sonra yasa geçirilerek tüm ücretler giriş-çıkış ücretleri, uçakların konma konaklama ücretleri, havaalanı içindeki yer düzenlemelerinden başlayarak bir çok yetkiler, park yerleri, ücretleri dahil,  mülkü gibi tasarruf etmekte ve devlet kurumları müdahale etmemektedir.
Parasının devlet tarafından ödenmese de, şimdi yine yurt dışından başka bir özel şirketin mevcut bu özel şirketi denetlemesi, hangi kapasitede ve ne ölçüde gerçekleşebilecektir? Hangi yasalar altında ? Devletin kontrolünde olması gerekmez mi ve bu denetim sağlıklı yapılabilecek mi, kim kontrol edecek? Devlet devreden çıkıyor mu, devletin sorumluluğu nerede başlar nerede biter? sorularını getirir. Bunun açıklanması kamu vicdanını rahatlatacaktır. Devletin hava alanında, İki özel şirkete devredilen yetkilerin, KKTC’de yerine getirilip getirilmediğini nasıl ve kim denetleyecek? Bunlar çok önemlidir, çünkü yatırımların doğruluğu ve güvenliği açısından önemlidir. On binlerce uçuşlar ve canlar bu pistlerden uçacak. Bir şekilde devlet sorumluluğu açısından devlet organlarının fiilen bu denetimlerin dışında değil içinde olması gerekir. Devlet, faaliyetlerini şirketlere devrederek kontrol ve denetimi devlet iradesi dışında bırakamaz. Anayasal yetkisini kullanarak denetim yetkisini yerine getiren makamların sorularına usulünce cevap verilmesi, Bakanlığın kendini ifade etmesi ve gerekçeleriyle halkı aydınlatması bakımından, daha geçerli ve takdir toplayıcı olacaktır.