Telefon ahizesinin ölü olduğunu düşündüğü bir gündü… esas olan tellerden sızacak olan haberlerin ağırlığıydı. Birşeyi beklemek zorluğunu kim bilmez. Bazen bir cinnete döner bekleyiş. Bazen zaman durur, takvimler takılır, an tekrardır, nakarattır, sizden yana değildir ne yelkovan ne de akrep… Beklemekten yorgun ve terli bir oğle vaktinde anlaşılır beklenenin değeri ve önemi… şairin hiç de buna benzer bir an için yazmadığını bile bile aklına getirdiği o his gibi: insan bir akşamüstü ansızın yorulur tutsak ustura ağzında yaşamaktan…

Oysa haziran tüm haşmetini sürmektedir albenisiyle. Oysa daha haziran doğum muştularını sermemiştir önüne, bilemez. Bilse de, bilmek yetmez, göremez. Görse de, uzaklıkların yarattığı halisünasyonlu anların yanılsaması duyularını doğru analiz edebilmesini engeller. Boş bir sandalyeden arta kalan günlerle haşır neşir bir düş kırıklığının pençesindedir, iflah olmaz. Boş sandalye, zamanın belleğine boşluğunun somut kanıtı olarak sallanmakta ve ne yapsa dolmamaktadır. Özentisiz ve ertelenen anların tanığıdır o.. genellemeye açık anlarının verdiği o iç burkan tanıkları, yanıkları gibi… nice boş isimle doldurduğu görüş açılarının yalancısıdır. Ve kendi kendinin yabancısıdır en fazla.. bilmenin, hissetmenin en keskin ucunda kendi olmaktan çıkan bir beklentiyle beklemektedir gelecek haberini; kendinden…
Bir doğum ertesi yaptığı hesapları, yorumları beğenmemiştir. Beklentilerini, bekleyişlerini, tellerden canlanamayan heceleri bilemediği bir gündü, oysa ki yorumsuzdu. Sığdı ve aleni bir ilanla duyurulmuştu. bekliyorum öyle bir havada gel ki vazgeçmek mümkün olmasın derken orhan veli öyle bir havanın havası sönmüş bir sıradanlıkta durduğunu farkedemeden beklemektedir, kendini. Balon anların şişkinliği azalmış, gaz verilen öğle vaktinin tadı uçup gitmişti… kendi gibi bir boşluğa düştüğünü, kendi gibi bir varlığa sığındığını, kendi gibi bir kuyuda nefes alabildiğini, yüzmeye çalıştığını görünce anlamıştır beklenen haberlerin, tellerde yaralanan ertelemenin yere vuran gürültüsünü. Geriye atılmış her an gibi bir daha tekrarı yoktur, bir daha aynısı gibi olamayacak bir akşamütu onu beklemiştir. O, ölü bir ahizenin başında beklerken, kendi, kendine yabancılaştığını bilemeden beklemektedir, kendinden gelecek güzel bir haberi.
mektuplar henüz postaya verilmemiştir. Pullar yapıştırılmamış, e-maillere kurban verilen her kokusuz ve acele not gibi beklentisizdir… elle tutulup, gözle görülecek hiç bir madesel kanıtı yoktur elinde beklediğinin.. haber gelecek ve kağıtlar mürekkebe değecektir. Elbet bir gün buluşacağız diyen o şarkılarla işi olmamıştır hiç.. elbet bir gün diyen bir ortalama bakış yakalanmayacak ve kaçan günlerin içindekiyle örtüşmeyecek bir kaderciliği taşımaktadır. Yarım kalmışlıklarının hesabını getirecek bir an beklemektedir, sonra bir an olsa da, o sonra gelecektir…

Biliyordu ki Perşembe Cuma’yı yiyordu, şimdiden. Cuma da cumartesinin canına okuyordu. Günler geçiyordu, ahizeden hala bir ses yoktu.. an bir vampir gibi emiyordu sessizliğini. bekledikçe geciken her dakika kocaman bir canavar olup, dikiliyordu karşısına .. saçları da aklı gibi karışıktı. Gözleri dalgın ve uzaktaydı. Aklında yine O harf vardı… Ovalardan yayılan bir kokunun adıydı o. Fırtınalarda kuşandığı lalesiydi. Beyaz zambağının içinde gizlenen deliliğiydi. O zamanın belleğinden koparıp getirdiğiydi. Dinmeyen acısıydı, kapanmayan yarasıydı. O korkusuydu, o aşkla kuşattığı , tüm anlamların önünde diz çöktüğüydü. O yarım kalmış çocukluğuydu yaşamındaki en güzel kadının yorgunluğuydu. Kıvırcık asi saçlarının inadıydı O… Laf dilemez başedilmez tavırlarının en asil yanıydı. Yazdığı bütün şiirlerinin kahramanıydı. O Oydu işte. Ondan başka kimsenin tamamlayamayacağıydı. Aklının uzandığı noktanın uyumsuzluğuydu. O uçurumuydu. Düştüğüydü kalktığıydı.
Bekliyordu. Tellerden sızacak haberler hep O na ayarlıydı… O bir ilkbahar sabahı güneşle uyanıp kırlara delice koştuğu 40 yıllık şarkısıydı. O teşhisiydi, tedavisiydi, ilacı ve hastalığıydı, o iyiliğiydi… Agrı kesicisiydi, krizi, spazmı, krampıydı.O merhemiydi bütün acılarının. Acısını alanıydı. En derin acıyan yanıydı da… O Oydu işte.. Adını andıgında içinde büyüyen dünyasıydı.. hem en çok acıttığı, hem anlamla sarıldıgıydı.. hem suskunlugu hem konuşmalarıydı. Hem kucakladıgı, hem ayrıldıgı, hem dogurdugu hem doyumsuzluğuydu. Beklediğiydi O… haberiydi, mektubuydu, bir ferman gibi önünde dizilen özledigi harfleriydi, zorluğu, yorgunluyuydu. Hem beklediği, hem özledigiydi… hem çaresi yoktu, hem devası oydu…
Kendinden gelecek bir haber beklentisiyle en güzel şiirlerini dizen şairlerin şiirlerini kovdu beyninden.. Hicbir şiirle karşılaşacak hali yoktu. Şiir dünyanın içindeki şiirsizliğinden utanıyordu. Yaşamına şiir koyamayan her insan gibi ne kadar kuruydu ne kadar sıradandı. Ne kadar yavan ve anlamsızdı bütün bu yazdıkları. bir müddet şarkılarına da ara verecekti… yabancı bir uzaklıkla gerçekle yüzleşmeyi bekleyecekti…..Şarkıların içinde gizlenen o asi ve vazgeçilmez edası olan kadınla yüzleşmeyi erteleyecekti…

İnadına telefon ahizesi ölü gibi yatıyordu…, Bekliyordu, Haziran daha bitmemişti, belki yetişir diye düşündü… Telefon birden yattığı yerden kalktı ve çaldı.
O sonra şimdiki andı… Beklenen “O’ydu..
Kendine gelmişti…
GÜZEL ŞEYLER DE OLUYOR:
TÜRKİYE TARİHİNDE İLK NAZIM HİKMET PULU
Nilüfer Belediyesi dünya şairinin 114'üncü doğum yılında ilklere imza atıyor. Nazım Hikmet'in 11 yıllık Bursa Cezaevi'ndeki günlerini anlatan ‘Bursa'nın Nazımı' belgeselini sevenleriyle buluşturmaya hazırlanan Nilüfer Belediyesi, şair için Türkiye tarihinde ilk kez kişisel pul da çıkardı.
————————————————–
GABRİEL GARCİA MARQUEZ’İN KİŞİSEL ARŞİVİ DİJİTAL ORTAMA AKTARILIYOR:
ABD'nin Teksas Üniversitesi, İspanyol dilinin en büyük yazarlarından biri kabul edilen KolombiyRalı gazeteci-yazar Gabriel Garcia Marquez'in kişisel arşivinin dijital ortama aktarılacağını açıkladı. Üniversiteden yapılan açıklamada Kütüphane ve Bilgi Kaynakları Konseyi'nin 2014'te yaşamını yitiren Marquez'in arşivinin dijital ortama aktarılması için 127 bin dolar bağış yaptığı belirtildi.
24 BİNDEN FAZLA SAYFA YER ALACAK
Haziran ayında başlaması planlanan proje, yaklaşık 18 ay sürecek. Proje kapsamında Marquez'in arşivindeki el yazmaları, defterler, albümler ve fotoğraflar taranarak internet kullanıcılarının hizmetine sunulacak. Arşivden 24 binden fazla sayfanın dijital ortama
aktarılması bekleniyor.
BİTMEMİŞ ROMANLARI DA YER ALACAK
Teksas Üniversitesi, ölümünün ardından Marquez'in kişisel arşivini 2,2 milyon dolara satın almıştı. Eserlerinin orijinallerinin, fotoğraf albümlerinin ve mektupların bulunduğu arşivde, Marquez'in bitmemiş romanı da yer alıyor.
FİDEL’LE İLGİLİ BELGELER DE BULUNUYOR
Amerikan emperyalizmine yönelik sert eleştirileri nedeniyle yıllarca ABD'ye girişine izin verilmeyen Marquez'in kitaplarından bazılarının el yazmalarını da içeren arşiv, Harry Ransom Merkezi'ndeki araştırma kütüphanesinde sergileniyor.
25 farklı dile çevrilen ve 50 milyondan fazla satan "Yüzyıllık Yalnızlık" eserinin orijinalinin de bulunduğu arşivde Marquez'in Graham Greene, Milan Kundera, Gunter Grass ve Carlos Fuentes gibi yazarlara gönderdiği mektuplar ve yazarın yakın arkadaşlarından Fidel Castro ile ilgili belgeler de yer alıyor.
40’DAN FAZLA FOTOĞRAF ALBÜMÜ
Yaklaşık 2 bin parçadan oluşan arşivde 40'dan fazla fotoğraf albümü, Marquez'in eserlerini yazdığı Smith Corona daktiloları ve beş bilgisayarının yanı sıra yarım kalan eseri "Birbirimizi Ağustos'ta Göreceğiz" de bulunuyor.
Harry Ranson Merkezi, Jorge Luis Borges, William Faulkner ve James Joyce gibi 20. yüzyılın en önemli yazarlarından bazılarının arşivlerine de ev sahipliği yapıyor.
Latin Amerika'nın büyüleyici dünyasını ve çılgınca ikilemlerini kaleme aldığı eserleriyle Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen ve 17. yüzyıl yazarı Miguel de Cervantes'ten bu yana İspanyol dilinin en önemli yazarı kabul edilen Marquez, 17 Nisan'da 87 yaşında hayata veda etmişti. (AA)
































