Türkiye’den gelen su, sadece vatandaşı değil, siyasileri de, hatta hükümeti bile bölmeye yetti de arttı bile. Aylardır herkes birşeyler söylüyor ama, baktığımızda elle tutulur, herkesin kabul edeceği bir sonuç elde edemiyoruz. Ülke olarak tek ortak noktamız, gelen bu suya ihityacımız olduğu noktasıdır. Bu konuda herkes hemfikir. Zaten tek anlaştığımız nokta da bu. Ama iş suyun yönetimi konusuna geldi mi, net bir ayrılık olduğunu görebiliyoruz. Bir kesim suyun yönetimin BESKİ’de olmasını isterken, diğer bir kesim ise BESKİ’nin bu işi yapacak kapasitesi olmadığına inanıyor ve kamu özel ortaklığında yürütülmesini savunuyor…
İş öyle bir çığrından çıktı ki, siyasi duruşlar, esas sorunun önüne geçti. Sonuç olarak toplumda başlayan “su savaşları” hükümete de sirayet etti. Hükümetin UBP kanadının su konusundaki düşüncesini Genel Başkan Hüseyin Özgürgün net olarak açıklayınca, bir anda hükümet krizine dönüştü…
Ne demişti Özgürgün suyun yönetimi ile ilgili olarak; “Sayın Talat’la da bu konuyu konuştuğumuzda ikimiz de bu konunun hükümeti bozacağının farkına varmıştık. Suyu belediyeler işletecekmiş. Belediyeler zaten batakta, borç içinde. Yani koalisyon bozulacaksa o da bozulur. Bu suya partili partisiz tüm gençlerimiz sahip çıkmalı. Bu konuda bizim Anavatanımıza şükran borcumuz var..”.
Kastettiği açık, “Talat’ın suyun yönetiminin belediyelere bırakılması ısrarına evet dememiz mümkün değil, CTP bu konuda ısrarını sürdürürse, aynı gemide yer alamayız ve kurulan hükümet ortaklığını da bozarız..” demeye getiriyor.
Nerede söylemiş Özgürgün bu sözleri, ona bakmak lazım. Kurultay nedeniyle ziyaret ettiği bölgelerdeki üylere yaptığı konuşmada.
Bir gerçek var ki, Özgürgün kurultayda aday olacağını açıkladığı ilk günlerdeki kadar rahat değil. Karşısında ayrı ayrı olsalar bile, ortak bir noktada birleşmiş ve parti içinde de güçleri belli 6 aday var. Özellikle de yeni tüzük ile yazdığı yeni üyeler, başını oldukça ağrıtmış. Rakipleri de sürekli olarak buradan vurmaktalar. Hal böyle olunca, yaptığı kurultay hesapları bir anda tersine döndü ve ilk günlerdeki, “nasıl olsa kazanırım” havası gitti, “acaba”larla yüzleşir oldu.
Özgürgün, tablonun bu duruma gelmesine yaptığı birtakım yanlışların neden olduğunu anlamış mıdır acaba? Gidişatı tersine çevirip çeviremeyeceğini izleyip göreceğiz. Aslında şu anda mahkemenin kapısı görünmüş olsa da, hatalarından dönmesi için hala şansı var. Bakalım bunu sağduyuyla başarabilecek mi…
Gelelim su konusunu, krize döndürmesine…
Ta başından, CTP ile ortaklık yapılmasına tepki koyan birtakım partililerin olduğu biliniyordu. Parti yönetiminin Kıbrıs konusundaki sessizliği ve son olarak da su konusundaki net olmayan tavırları, üyeler arasında tepki seslerinin yükselmesine neden oldu… Hem bu üyeleri tekrar kazanmak, hem de kaçan oyları kendi hanesine kaydırmak için söylemlerini sertleştirmeye, hükümette olmanın “uğrunda ölünecek Leyla” olmadığı mesajını vermek istemiş olabilir diye düşünüyorum…
Bir hükümete girmişsin. Bir mutabakata varmışsın. Partinden de destek almışsın. Şimdi muhalifler istismar etmeye başlayınca çark edemezsin. Ettiğin anda, bir çuval inciri berbat edersin. Ne dik duruşun kalır, ne inandırıcılığın, ne güvenirliğin…
Diğer yandan, bakalım Mehmet Ali Talat Özgürgün’ün bu çıkışını nasıl değerlendirecek. Kurultay taktiği olarak alıp, duymazdan mı gelecek, yoksa hükümeti bozma niyeti olarak mı algılayacak…
Not: Yazımı bitirdikten sonra Özgürgün’ün konuyla ilgili bir açıklaması düştü gündeme. Özgürgün sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirterek, “hükümetin su yüzünden bozulabileceği” ifadesini kullanmadığını, konunun hükümeti sıkıntıya sokabileceğini söylediğini kaydetti. Özgürgün, açıklamasının suyun iki ortak arasında sorun yaratacağı anlamı değil, hükümet için bir sıkıntı yaratması anlamı içerdiğini ifade etmiş… Aslında söyledikleri yukarıda… Neyi düzeltmeye çalıştığını pek anlayamadım. Ama o, kaş yapayım derken göz çıkardığının farkında değil…
YERİN KULAĞI VAR
DANANIN KUYRUĞU KOPACAK:
Cumhurbaşkanı Akıncı, Türk ve Rum müzakerecilere, mülkiyete ilişkin konuları görüşmeleri talimatı verdiklerini açıkladı. Desenize dananın kuyruğu esas şimdi kopacak. Mülkiyet konusunda basında yer alan haberler üzerine özellikle KKTC’de büyük tepkiler ve tartışmalar yaşanmıştı hatırlayacaksınız. Bence tarafların anlaşması konusunda en kritik nokta olan mülkiyet konusu, ya çözümü hızlandıracak, ya da masanın tamamen bozulmasına neden olacak…
KESİN MAHKEMELİK:
UBP kurultayına yönelik eleştirilere neden olan üye yazılımıyla ilgili, hergün yeni iddialar ortaya çıkıyor. Bu kez de yıllardır CTP sempatizanı olan birisinin üye yazıldığı haberleri ortalığı karıştırdı. Üye listeleri kendilerine verilmediği için adaylar parti merkezini bastı. Öyle görülüyor ki, kurultay sonucu ne olursa olsun, UBP’ye yine mahkeme koridorları göründü. Çünkü bu karmaşayı çözse çözse mahkeme çözer…
DERTLER BİRDİ İKİ OLDU:
Yıllardır UBP kendi içindeki krizlerle dövünüp duruyor. Şimdi de, ay sonu yapılacak kurultay krizi yetmezmiş gibi, bir de hükümet krizi ile karşı karşıya kaldı. Kurultayı kazanmak adına hükümetten mi vazgeçilecek, yoksa hükümette kalıp kurultayı da atlatmanın hesapları mı yapılacak. Bu işin sonu hiç iyi görünmüyor. UBP’nin bugün geldiği nokta, “yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” misali…
SENDİKALAR BAŞ KALDIRIYOR:
Ülkede yaşanan ekonomik zorluklar ve çalışanların mağduriyetinin giderilmesi için KTAMS Pazartesi ülke genelinde greve gidiyor. Adres yine Meclis önü. Bakalım yeni hükümet, sendikaların taleplerine nasıl bir yanıt verecek. Talepleri karşılayacak mı, yoksa kulağının üstüne yatmaya devam mı edecek… Değneğin iki ucu da kirli. Malum kapıda yeni bir ekonomik protokol hazırlığı var.
YOLUNACAK KAZ:
Türkiyeli öğrencilerin gelmesi Lefkoşa pazarına canlılık getirmiş, esnafın yüzü gülmüş diye bir haber vardı dün gazetelerde. Ve bir başka haber daha, “YDÜ öğrencileri, yıllık 105 euro ödedikleri üniversitenin otobüs servislerinin yetersiz olduğu gerekçesi ile isyan etti” diye. Ülke ekonomisine katkılarını inkar edemeyeceğimiz bu gençleri, baş tacı yapacağımız yerde, yolunacak kaz gibi görme huyundan ne zaman vazgeçeceğiz…
YORUMSUZ:
Balkanlar ve Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Başkanı Dr. Gözde Kılıç Yaşın; anlaşma karşıtlığına bir argüman üretmiş, hariçten gazel okumak için TRT’ye çıkmış. Bakın ne diyor; “Evet, Kıbrıs’ta liderler her şey yolundaymış gibi davranmak zorundalar. Çünkü her yerde mezhepsel, dinsel ayrılıklar var… Kıbrıs’ta iki halkın ne ortak dili ne de ortak bir tarih bilinci var… Karışık evliliklerin yapılmadığı bir yerden bahsediyoruz… Birlikte yaşam mutlaka olabilir. Ancak şu an konjonktür, Kıbrıs’ta tanınmış bir Türk devletine hazır değil ama, büyük güçler adanın tamamen Rumlaşmasını da istemiyor. Bu süreç böyle devam edecek ve edebilmesi için de ‘mış’ gibi yapıyoruz…”.
ZİRVEDEKİLER
Günay Çerkez: Günay Çerkez, Kıbrıs’ın Kuzey’inde en bilinen işletmecilerden biri. Su konusuna da işletme açısından bakıyor. Dün bir tv kanalında, işin “biz yöneteceğiz” demekle bitmediğini, bir de işletme sorunu olduğunu, yatırımlar bir yana, sadece gelen suyun basınçlı bir şekilde dağıtımı için gereken elektrik maliyetinin yıllık 3 milyonun üstünde olduğunu söyledi ve “Bunu kim karşılayacak” dedi. BESKİ’nin tüketiciden alacağı dışında başka bir formülü olmadığına ve Belediyelerin de tahsilat sorunu ortada olduğuna göre..? Gerçekten kim karşılayacak?
DİPTEKİLER
İdeolojik Saplantılar: Su konusu, tartışılması gereken mecradan çıktı. Herşeyi ideolojik çatışma noktalarına döndürmekte, daha doğrusu istismar etmekte üstümüze yok. Bir taraf egemenlik, bağımsızlık falan derken, diğeri boş durur mu, işi hükümet krizine kadar götürüyor. Ne Belediyeler devreden çıkacak, ne de KKTC devleti… Bu bir işletme… Siz bir işletme sorununu rasyonel olarak çözemiyorsunuz, kalkıp bana biriniz “yurtseverlikten” biriniz de “milliyetçilikten” bahsediyorsunuz. Bu ideolojik saplantı değil de nedir..?
































