Bıktık, illallah dedik, ama su meselesi bitmedi, tükenmedi.
Evet hükümet bocaladı, uzlaşmayı kapalı kapılar arkasında yapması gerekirken, halkın önünde tartışmayı tercih ettiler, ondan sonra da olan oldu. Artık herkesin ağzında sakız.
Oysa hükümet, ortaklar arasında bir formül buldu. Önceleri “Su konusu hükümette kriz yaratabilir” diyen Özgürgün bile, önceki gün, “Eğer geçen hafta sorsanız, su meselesi kriz nedenidir derdik, ama şimdi öyle bir sorun yok” anlamına gelen bir açıklama yaptı. Talat da Özgürgün de Türkiye ile ufak tefek pürüzler kaldığını, bunların da halledileceğine inandıklarını söylediler.
Fakat kardeşim, ne kadar çok sansasyon meraklısı varmış. Haberi okunsun, makalesi okunsun diye çırpınanlar, ara bozma meraklıları ne kadar çokmuş.
DSİ KKTC Proje Müdürü Birol Çınar açıklama üstüne açıklama yapsa da, her çıkan haberi yalanlasa da şaibelerin arkası kesilmedi. “Anavatan yavrusuna kızdı… Vana kapandı… Türkiye’den Kıbrıs’a şantaj… Kriz, kriz, kriz”… Başlıklar böyleydi, hala da devam ediyor.
İşin içine Türkiye’nin yetkili makamlarının isimleri karıştırılıyor. Kesin bilgi gibi ağızlarından açıklamalar yayınlanıyor. Nitekim dün bir tanesini bu sefer, haberde adı geçen KKTC Cumhurbaşkanlığı yalanladı.
Okuyanlar, bu tür haberlerin belli merkezlerden basına sızdırıldığını düşünmeye başladılar.
Sanki maksat sorunu çözmek değil, sorun yaratmak…
Geçtiğimiz günlerde yazmıştık, gerçekten de şuyuu vukuundan beter. Neredeyse Türkiye ile KKTC’yi birbirine cephe alacak duruma getirecekler.
Hatanın çoğu bizde. Ancak her iki taraf da yaratılan ortamın olumsuz etkilerini bir an önce ortadan kaldırmak için çaba göstermeli.
Böyle bir karşı karşıya gelme durumuna hele de şu dönemde hiç mi hiç ihtiyacımız yok…
*****
KADINA ŞİDDET Mİ DEDİNİZ…
“Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Ve Dayanışma Günü” idi dün. Aslında bu, Kıbrıs Türkü’nün hiç alışkın olmadığı, kültüründe bulunmayan bir olay. Bana, bundan yirmi yıl önce biri çıkıp, Kıbrıs’ın Kuzey’inde her 3 kadından birisinin şiddete uğradığını söylese, güler geçerdim. Olmaz öyle şey derdim. Olmazdı da zaten. Olsa olsa, istisna olurdu…
Ama Kıbrıs’ın Kuzey’i artık yirmi yıl öncesinin memleketi değil. O homojen kültür de yok. Gelişen ekonomik ve sosyal yapının buralara taşıdığı başka kültürler, başka alışkanlıklar ve maalesef cehalet, bizi bu acı noktalara getirdi.
Olayın, bu insanları ötekileştirmekle çözülmeyeceği açık. O insanlar burada kalacaklar, yaşamaya, çalışmaya devam edecekler. Ancak buranın kanunlarına, kültürüne uyum sağlamak koşuluyla. En azından yeni nesilleriyle…
Sağlayamayana gereken yapılacak. Yapılmalı da…
Aslında bu rakamlar belki de olayın, daha doğrusu vahşetin gerçek boyutlarını yansıtmıyor olabilir. Özellikle aile içi şiddet önemli ölçüde gizleniyor. Zaten şikayet etse de, konu şikayet edenin yanına kalıyor. En çok, bir kaç gün tutuklanıp, sonra serbest bırakılıyor. Sonuçta şiddet gören kadınlar, çoğu zaman evlerine geri dönmek zorunda kalıyorlar.
Bugün ülkede, tamamen gönüllük esasına dayalı kadın sığınma evleri olsa da, kaynak eksikliği yüzünden görevlerini tam olarak yerine getirdiğini söyleyemeyiz… Veya konu, sadece Sosyal Hizmetler Dairesi’nin sorumluluğuna bırakılamayacak kadar ciddi. Gelecek için de ayrıca kaygı verici. O nedenle topyekun bir projelendirme gerekmekte…
İşte devletin burada devreye girmesi gerekiyor…
Şiddet uygulayanın eşi veya aile ferdi de olsa, kadına yaklaşamayacağı,kadının korunacağı ortamın sağlamak devletin görevi olmalıdır…
Yok eğer cezalarımız yetersizse, bu cezalar yeniden gözden geçirilmeli ve gereken değişiklikler yapılmalıdır…
Ve bunu yaparken, hiç olmazsa bundan sonraki nesillerin, ailelerinden gördüklerini yapmayacak bilinçle eğitilmeleri, ve topluma kazandırılmaları önceliğimiz olmalıdır. Bence en önemlisi de bu…
YERİN KULAĞI VAR
SÜREKLİ KAŞIYORLAR:
Tam da unutmaya başlamıştık ki, su konusu yeniden gündem oldu. Önce “Türkiye suyu kesti” dedikoduları yayıldı, tutmayınca işin boyutu değiştirilip, Akıncı ile Dışişleri Bakanı Sinirlioğlu arasında Eylül ayında yapılan bir görüşmeye atıfta bulunuldu. Sanki birileri bu su konusunu kaşıyarak, prim elde etmeye çalışıyor gibi geliyor bana…
İNŞALLAH VAZGEÇMEZLER:
Başbakan Kalyoncu, bundan sonra kamu taşımacılığı yapabilecek şoförlerde ya KKTC vatandaşı olması ya da en az 6 yıl kesintisiz çalışma izni ve en az 5 yıllık KKTC sürüş ehliyetine sahip olması şartı aranacağını belirtti. CTP-UBP hükümetinin aldığı önemli kararlardan birisi bence. Bir zamanlar Bakan iken Hasan Taçoy da, buna benzer bir karar üretmiş ama, çok geçmeden bundan çark etmişti. İnşallah bu sefer aynısı olmaz ve kararlarının arkasında dururlar…
PEKİ DOKTOR VAR MI:
Sağlık Bakanı 2017 yılı için Lefkoşa’ya yeni bir hastahane sözü vermiş. İyi de mevcut hastahanelerde var olan eksikleri bile gidermeyen devlet, ikinci bir hastahaneyi nasıl idame ettirecek çok merak ediyorum. Örneğin, yakında hizmete açılacak olan Onkoloji Hastanesi’nde çalışacak kaç doktorumuz var ki? Olanlar da, bir bir istifa edip özele kaçıyorlar. Bence önceliğimiz hastane değil, orada çalışacak uzman doktorları bulmak olmalı…
OLMAZSA OLMAZ:
Kıbrıs konusunda iki liderin iyi niyetli çabalarına rağmen, özellikle de garantiler konusunda Rum tarafı ısrarcı tutumunu sürdürüyor. Rum siyasilerin, “yabancı garantileri ve yabancı askerleri idame ettirecek bir çözümü kabul edemeyiz” sözleri nedeniyle bu kez de, Kıbrıs Türk halkının büyük bir bölümünün, “olmazsa olmazı” olan garantiler konusu olası bir antlaşmada önemli bir etken olacak…
ATAMA NE ZAMAN:
Turizm Bakanlığı müsteşarlık görevine atanmasına onay verilmeyen Kemal Deniz Dana’nın önü açıldı. Müsteşar Aşıkoğlu’nun istifası, ardından UBP Genel Başkanı Özgürgün’ün Dana’ya sahip çıkıp atanmasındaki direnmesi, sanırım Akıncı’yı da bıktırıp atamayı onaylatacak.
DÜZELTME:
Dün yerel bir haber sitemizin kurbanı olduk. Türkiye Bakanlar Kurulu listesini, bu yerel siteden okuduk, teyidini yapmadık. Kabinede Tuğrul Türkeş’in ismi yoktu. Gecenin ilerleyen saatlerinde, listenin hatalı olduğunu gördük, ancak düzeltme olanağımız kalmamıştı. Bu tür hataların olmaması için, haberleri bir kaç yerden teyid etme alışkanlığımız, dün zaman darlığından güme gitti ve gerçekten büyük bir hataydı. Okuyucularımızdan özür diliyoruz.
ZİRVEDEKİLER
Salih Sarpten: “Ortaya çıkacak çözümü yaşatacak yegane unsur eğitimdir… Çözüm; daha çok demokrasi, daha çok insan hakları, daha çok anlayış, daha çok empati, başkalarının fikrine daha çok tahammül etme demektir. Bütün bunlar da eğitimin işidir… Ayrıca; çözümün temelini oluşturan ortak vatandaşlık anlayışının tüm bireylere aktarılması olmazsa olmazdır. Bu da yeterli değil, bireylerin bu yurttaşlık bilincini içselleştirmesi gerekmektedir. Bu da eğitimin işidir…”.
DİPTEKİLER
Nazım Çavuşoğlu: “Popülizmi bırakıp, gerekenleri yapma cesareti göstermezsek umudunu kesenler kendilerine yakın gördüğü tarafa yürüyecektir”. İlahi Nazım bey, gün gelip yıllardır yaptığınız popülizmin birgün gelip sizin de başınızı yiyeceğini hiç mi düşünmediniz..?
































