Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Su akar, biz bakar…

Geçtiğimiz Nisan ayında,  Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı Koordinesi ve ülkedeki akademisyenlerle, ilgili birimlerin sorumlularının katılımıyla yapılan “Türkiye’den gelen suyun dağıtımı ve projelendirilmesi çalıştayı”nın sonuç bildirgesini baştan sona okudum.
Konunun uzmanları, ülke şartlarını da gayet güzel ortaya koymuşlar, mükemmel bir metin çıkartmışlar…
Ancak okuduklarım beni endişelendirdi.
Her konuda olduğu gibi, bu konuda da defalarca çalışmalar yapıldı. Eksiklikler, olası riskler sıralandı. Bunların düzenlenmesi için gerekli yasal düzenlemelerle, teknik gereksinimlerin yerine getirilmesi beklenirdi. Oysa suyun gelmesine bir kaç ay kalarak basına dağıtılan bu çalıştay raporu, ne yazık ki, herhangi bir hazırlığın olmadığını gösteriyor… 
Bunu nereden mi çıkarttım; raporda sürekli olarak “Yapılmalıdır” ifadesinin geçmesinden. Hatta daha da ileri giderek söyleyebilirim ki, “Şu da yapılmıştır” diye bir ifade göremedim…
Bir kere bu su pahalı olacak. Yanlış anlaşılmasın, Türkiye verdiği suyun parasını isteyecek değil. Ancak dağıtımı, önemli miktarda enerji gerektirdiğinden pahalı olacak…
Uzmanlar, mevcut tarım sisteminin suyun gelmesiyle birlikte devam ettirilmesinin zararlarından bahsediyorlar ve bunun yerine erken, niş ve organik tarıma geçilmesi gerektiğini ortaya koyuyorlar. Yani kimse arpa tarlasını sulayacağını hayal etmesin. Bunun için de bir dış ticaret stratejisi gerekiyor. Ayrıca, suyla gelecek değişiklikler konusunda kapsamlı bir projeksiyona ihtiyaç var…
Bazı belediyelerin, suyu pahalı olduğu gerekçesiyle almayı reddetmesi gibi durumlara karşı hukuki düzenlemeler yapılması gerekiyor.
Enerji tasarrufu adına, mevcut depoların büyütülmesi,
Dragon çayının suyunda bulunan yüksek e-coli bakteriler nedeniyle ayrı bir arıtma sistemi ve gelişmiş laboratuvarların kurulması,
Hepsinden önemlisi de suyun kullanım ve çekim miktarları konusunda çıkacak sorunların, tarım ile evsel kullanım oranlarını ve fiyatlandırmayı belirleyecek güncel bir “Su Yönetimi” yasasıyla, buna bağlı tüzüklere ihtiyaç var…
Raporda genel durum, riskler ve ihtiyaçlar belirlendikten sonra, “Bu konularda verilecek kararların objektif ve siyasi etkileşimden uzak olması önerilmekledir” şeklinde önemli bir cümle de kullanılıyor.
İşte can alıcı nokta burası. Yüzyılın projesi büyük paralar ve emeklerle hayata geçmek üzere. Böyle bir projenin uygulanması da tek bir bakanlığa bırakılamayacak kadar ciddi. Ortak bir politika belirlemeye ve her alanda tam bir koordinasyona gereksinim var…
Evet bunlar ihtiyaçlar.
Bu ihtiyaçları gördükten sonra, birçok bakanlığın gece gündüz çalışıyor olması gerekirdi.
Şimdi gerçekten merak etmekteyim. Bunlardan herhangi bir konuda hükümet bir adım atmış mıdır..?
Yoksa bir kaç ay sonra “Su akar, biz bakar” durumunda mı olacağız…

YERİN KULAĞI VAR
MECLİS SINAV VERİYOR:
Siyasette 30 yıldır ilk kez ele alınan Anayasa değişikliği, önce partilerin geleneksel çıkarcı tavırlarına sahne oldu. Bazıları fırsatı, kozlarını öne sürmek için kullanmak istedi, bazıları başkasına oy getirmesin diye retçi oldu. Ancak zaman içinde, birileri sürecin dışında kalmanın getireceği riskleri göze alamadı, bazıları da gerçekten konsensüs gerektiği için sağduyuyla geri adım attı. Sonuçta, içeriğini bir yana bırakın, Anayasa değişikliği Meclisimizde tartışılıyor. Çok da iyi oluyor. Bence Meclis büyük bir sınav veriyor…

KOZMETİK DEYİNCE KIZIYORLAR:
Yeni Anayasa değişiklikleri arasında öne çıkan iki madde Meclis’te kabul görmedi. “Vicdani ret” ve “Meclis’in 17 vekil ile toplanabilmesi.” Geriye kalanlar ise, “ille de değiştirilmesi gereken” veya acilyeti olan maddeler değildi. Geçtiğimiz günlerde yapılmak istenen değişikliklerle ilgili olarak, “kozmetik değişlikler” diye yazdığımız için bazıları bize gücenmişti. Değişikliklerin son halinden sonra sanırım onlar da benimle aynı fikri paylaşıyorlar.

GÖZ BOYAMA: 
Anayasa’da yapılacak değişiklikler, CTP dışındaki partilerin önerileriyle “kuşa” döndürüldükten sonra, değişiklikler için referandum eğer seçimlerden farklı bir günde yapılsaydı, inanın katılım oranı %15-20’yi zor bulurdu. Dua etsinler ki seçimlerle aynı günde yapılıyor. Belediye seçimleri büyük bir şans olmuş. Çünkü birçok vatandaş yapılan değişiklikleri “göz boyama” olarak değerlendiriyor… 

ONAYLIYMIŞ:
Surlariçi’ndeki yıkımlar konusunda meğer hem Anıtlar Yüksek Kurulu’nun, hem Şehircilik Dairesi’nin, hem de Bakanlar Kurulu’nun onayı varmış. Dün de yazdık. Bunlar eski eser nitelikli olmayabilir. Ancak onların yerine çevreye uyumsuz, ultramodern binalar yapılırsa, etraftaki eski eserlerin ne değeri kalır ki? Ya da bölgenin tarihi dokusundan eser kalabilir mi? Anlaşılan bu iş devam edecek. Umarım yapılacak olan yeni binalarla ilgili projeler de denetimden geçer. Yine de şimdiden “Eski Lefkoşa” diye ağlamaya başlayın bence…

DENİZ DANA YALNIZLARDA:
29 Haziran’da yapılacak yerel seçimlerde UBP’nin Lefkoşa Belediye Başkan adayı Kemal Deniz Dana, tek kişilik ordu gibi çalışıyor. Parti kurmaylarından beklediği desteği göremeyen ve son yapılan kamuoyu yoklamalarında da beklediğini bulamayan Dana’nın, şans yakalayabilmesi için iyi bir atak yapması gerekecek…

PİKNİK DEĞİL TEMİZLİK:
Yaklaşık onbin gönüllünün kayıt yaptırdığı “Hade Temizleyelim” kampanyasına iki gün kaldı. Perşembe günkü hedef, 5 saatte KKTC’nin tümünün temizlenmesi. Başarabilirsek bu bizler için bir rekor olacak. Yok eğer bu kampanyayı işten veya okuldan yırtmak olarak görür, temizlik değil de piknik kültürünü öne çıkarırsak, rezil olduğumuzun resmidir. Cuma günü tertemiz bir KKTC’ye uyanmayı ve o temizliği korumayı umuyorum…

 

ZİRVEDEKİLER
Lefkoşa Ekonomi Forumu: Ne yalan söyleyeyim, dün beni meraklandıran olay, Anayasa değişikliğinin görüşülmesi ya da liderler zirvesi değil, Kıbrıs’ta iki taraf ve Türkiye ile Yunanistan’ın işadamlarının buluşması oldu. Zaten bu devirde bir uzlaşma sağlanacaksa, bu siyasi değil, ekonomik olacak.  Çözüm fırsatının elden kaçmaması için ortak niyetlerini göstermelerini, halklarının refahı için bir umut olarak görüyorum. Ne müzakere masası, ne iç siyaset hiç de umurumda değil. Önemli olan, kısa süre önce başlatılan ilişkilerin, siyasetin gölgesinden uzak sürdürülebilmesi…

DİPTEKİLER
Bir Kaşık Suda Fırtına: Karpaz’da gırgır tekneleri balık avlıyor diye çıkarılan patırtı, boş çıktı. Açık denizde orkinos avlayan tekneler, fırtınadan dolayı balıkçı barınaklarına sığınmışlar. Sanki bizimkiler orkinos avlıyor da, gırgırlar buna engel. Bu vesileyle, konunun hem askeri hem sivil yetkililerce takip altında olduğunu görmemiz de iyi oldu.