Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Şu adı var cismi yok harita!

Zümrüd-ü Anka” kuşu gibiydi. Adı vardı cismi yoktu! Uzun süre kimseler görüp bilmese de efsane oldu konuşuldu.

Crant Montana’da “yakaladıklarında” büyük olay haline geldi! Bu nedenle artık adını bile hatırlatmakta güçlük çektiğimiz ve kim bilir  kaçıncıdır “yediğimiz,” BM’ler Genel Sekreterlerinden sonuncusu Guterres, “başlarına  bir işler gelmesin diye “biri erkek diğeri dişi” bu iki “masallar kuşlarını” kafeslerine  koyup kilitledikten sonra anahtarını da cebine attıydı! Varıp başlarına bir işler gelmesin korkusunda!

CRANS Montana’da BM’ler yetkililerine sunulan Türk ve Rum taraflarının “haritalarından”  söz ediyorum. Ki geçen hafta “sözcü” Barış Burcu bizim  haritanın resmen geri çekildiğini açıkladıydı..                                      Mesela ben bir süre “belki içeriğini açıklarlar da merakından çatlamaktan kurtulurum umudunda “geri aldığımız” bu haritanın şekliyle şemailini öğreneceğiz diye umutlandımdı ama nafile!

OYSA biliyorsunuz: Bu harita Kıbrıs siyasi sorununun mihenk taşıydı. İki bölgelilik esasındaki “anlaşmayla” Kuzey’de bize kalacak  yüzde 29’luk bir toprak parçasının tescili olacaktı.

O günleri hatırladığımda “yüzde 29 hiç de fena olmadı” demiştim! Fakat detayı ortaya çıkmamış harita ve öteki bazı yönetsellikleri içeren konulardaki kuşkularımızı giderecek açıklamalar yapılmaması bir yana, süreçle ilgili ne öğreniyorsak Rum tarafının açıklamalarıyla medyasından öğreniyorduk…

Bu “büyük gizliliğe” ne gerek vardı diye hâlâ düşünüyorum! Ve sonunda diyorum ki “Rahmetlik Denktaş’tan beridir zaten Kıbrıs siyasi sorunu ne zaman müzakereler safhasına girmişse “halkın malı olmaktan” koparılmıştır! Sadece bir ara Talat döneminde bu “gizemli müzakereler” sürecinde bazı bilgilere ulaşmışsak da sonradan “meğer neler olmuş da haberimiz yokmuş” diye işittiklerimizle de  çok hayıflanmıştık…

KISACA: Kasaya kilitlendiğinde de geri alındığında da BM’lere sunulan ve sınırları belirleyen harita konusundaki “bilinmezlik” hâlâ devam ediyor..

Tabi ekleyelim. Rum tarafı “haritamızı “BM’ler İyi Niyet Misyonu Müzakereler Koordinatörü Sergiy İllarianov’dan”   geri almamız  üzerine yaptığı açıklamada iddia edildiği gibi kendilerinin tüm haritayı değil, sadece Crant Montana’da 5 ve 6 Temmuz’da sunulan önerilerini geri aldıklarını, Türk tarafının da  bunu bildiğini açıklayarak (her zamanki gibi) hayretlerini beyan etti!

VESSELAM:  Şu anda bizim Zümrüd-ü Anka kuşumuz (harita) özgür ve egemen vatan topraklarımızda yaşamaya devam etmektedir, sesini işitip şemailini görmeseniz de o bizimdir!

 


YENİ HÜKÜMETİN HEDEEFLERİ

Her iktidar olan siyasi partinin  yada “koalisyon hükümetinin” bir önceki “iktidardan” devşirdiği yahut “başka türlü bir “programsal hedef” olamayacağı için, uzatmalı ve benzer “programları” olur..

Zaten memleketin durum vaziyetleri belli! İnsanların beklentileri ortada! Hangi Hükümet göreve başlasa  “hemen çözülmesi gereken sorunlar”  bilinmekte!..

Ve şu da bilinmekte: “Artık günlük hayatımızda sürekli ayaklarımıza dolandığı için toplumca tökezlememize neden olan   sorunlar mı öncelikle çözülecek” ki büyük vaatleri gerçekleştirmenin yürünecek yolları temizlenip açılsın…

Yoksa “vaat edilen o büyük icraatlar mı devreye sokulacak ki alttaki sorunları kendiliğinden izale etsin?”

Artık büyük düşünülmesi gereken “plan ve programlardaki bu beklentiler söz konusuyken, dörtlü koalisyon hükümetinin Başbakanı Erhürman  sanki hepsi de yok olup gitmiş gibi halka yönelik ilk mesajında “hedeflerinin insan hakları, demokrasi, özgürlük, eşitlik olduğunu” söyledi..

Oysa bunlar zaten anayasal haklar. Ki 1983’den beridir KKTC anayasasıyla kaimdiler..

Öte yandan  Koalisyon hükümeti içinde iki Bakanlığına karşın “büyük ağabey” rolünü oynayan DP’li Serdar Denktaş “temel Hedef,in kamu reformunu geçirmek olduğunu, yeni ekonomik protokol için de hemen bütçenin hazırlanacağını” söylüyor.                             İnsan “elbette ki öyle olacak” diyor, var mı başka bir çaresi!

Yahut, bu koalisyon hükümeti “halkı kucaklayıcı olacak, ötekileştirmeyecek” falan deniyor ve sorasım geliyor: “Hadi görelim!   Kucaklanacak olan partililer mi olacak yoksa halk mı?”

Bir ayrıntı ama:  O da “HP’li Kudret Özersay’dan geldi.. (Seçim sonrasında  “köşemde” değerlendirme yaparken yazdığımca eğer müzakereler başlarsa Sn. Akıncı’nın bu kez “görevi daha bir zorlaşacaktır çünkü karşısında DP’li Serdar Denktaş ile Özersay’ı bulacaktır” demiştim.)

İlk işaret fişeğini patlatan Özersay oldu: Müzakerelerle  ilgili görüşlerini açıklarken, “görüş birliğine varılamayan konularda  her siyasi parti  kendi görüşünü söyleyebilmelidir”  dedi.

Tabi böylesi bir prosedürün uygulanması halinde  “siyasi sorun” sadece  Sn. Akıncı’nın ekibiyle birlikte tek başına sürdürüp götürdüğü  “müzakereler” olmaktan çıkar; siyasi partilerimizin de bilfiil katılacağı dolayısıyla “konularda” konsensusu gerektiren çok başlı bir  “süreç” haline gelir!

“Sorunu halka mal etmek,” “hükümetleri de sürece katmak gerekir” derken tabi ki  müzakerelerin ne zaman başlayacağını da gözleyecek  ve her halde  artık çok gerilerde kalmış Crant Montana sonrası koşulların masaya gelmesini bekleyeceğiz…

 


KISACA TAKILDIĞIM: (SEVİNELİM Mİ ÜZÜLELİM Mİ? 

       Güney’deki Başkanlık seçimini yeniden Anastasiadis kazandı… Ben, “bana ne” demedim! Hatta Anastasiadis’in seçilmesine gizliden sevindim bile! Neme lazım. Adama çok alıştık!  Bazan günlerce Anastasiadis’le yatıp kalktık! Cenevre’deki her iki konferansta da “işte çözümün anahtarını elinde tutan  politikacı” dedikti ama yazık ki “son sözü söyleyecek kadar güçlü” değildi çünkü seçime hazırlanıyordu…

Şimdi daha güçlü bir Anastasiadis var. İnşallah çözüm için hayırlı olur diyorum…