Köşe Yazarları

Statüko berdevam…








1964’den beri bu kaçıncı karar acaba? Her 6 ayda alındığına göre, 110 tane falan olmalı.




Sadece Barış Gücü’nün görev süresini uzatma adına.



Bildik laflar, bildik çağrılar.

Hele 1974 sonrası tek bir kalıp.

Çözüme ulaşılmamasından doğan hayal kırıklığı, fırsatı değerlendirme çağrısı, bir türlü doğru dürüst işe yaramayan güven artırıcı önlemlerin sıralanması…

Sonuçta görev süresi 6 ay daha uzadı.

Güvenlik Konseyi’nde Genel Sekreter’in raporu görüşülürken ABD’nin Güvenlik Konseyi’ndeki Daimi Temsilcisi Statüko berdevam, “Barış Gücü’nün bir siyasi çözüme gitmeyen bir yolun parçası olamaz… Sürekli barışı koruma misyonları kabul edilemez” dedi ve Genel Sekreter’in Nisan’da sunması beklenen siyasi raporunu özellikle beklediklerini belirtti.

Rusya Daimi temsilcisi Vassily Nebenzia, “ABD’yi suçlayarak, “Bir delegasyonun adanın hassas durumunu kendi konumunu ortaya koymak için kullanmaya çalıştığı”nı, bundan üzüntü duyduklarını söyledi.

Sanırsınız ki, konuyu masaya yatıracaklar. Ne gezer…

Ama sonuçta, tüm üyeler, ağzı birliği ile Barış Gücü’nün faaliyetlerinden duydukları memnuniyeti belirtip, süresini uzattılar.

Zaman zaman finans sorunundan, Barış Gücü’nün eskisi kadar gerekli olmadığından bahsetseler de, 55. görev yılı başlıyor.

Dünya kendini öylesine bağlamış ki, ister istemez bu para ödeniyor, bu misyon devam ediyor.

Çünkü 64’de “akan kanı durdurma” diyerek 3 aylığına aldıkları karar, sonraki yıllarda Kıbrıs adasına politik bakışlarını belirlediği ve bundan da çok hoşnut  oldukları için, seslerini çıkartmıyorlar.

Yoksa ne siyasi, ne askeri açıdan Barış Gücü’nün bir iş başardığı yok.

Şimdilerde bizde bazı kesimler, BM’nin varlığını, parametreleriyle bir tutuyor.

Oysa o parametreler artık uluslararası hukuk. BM misyonu çekilse de, Genel Kurul ya da Güvenlik Konseyi’nde alınan kararlar ortadan kalkmaz ki.

BM’nin, çözüm sağlama adına yapacağı bir tek şey olabilirdi, o da adanın gerçeklerini söylemek. Ne yazık ki detaylarda boğuluyor ama, saptamaları gerçekçi değil.

Genel Sekreter Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporda, bir gerekçe öne sürüyor. Kuzey’de ve güneyde yapılan anketlerde, çözüme yönelik beklenti düşük olsa da, her iki toplumda net bir çoğunluğun, çözüm istemeye devam ettiği ortaya çıkmış. “Sebepleri farklı olsa da, her iki toplumda da statükonun etkileriyle ilgili endişe var” diyor. Ayrıca, Rumlar arasında çözüme ilginin çok arttığını, Lute’un çalışmalarının da taraflarda çözüm hedefinin canlı kaldığını gösterdiğini iddia ediyor.

Güney Kıbrıs’ın federasyon yerine koymaya çalıştığı modelden mesela hiç bahsedilmemiş. Ya da siyasi eşitlikten ne anladığına.

Yine de Gıterres’in Nisan’da iyi niyet göreviyle ilgili raporunu bekleyelim ama, orada da bu gerçeklerden söz edileceğini sanmıyorum.

Sonuçta yaklaşık 60 milyon dolarlık bir bütçeyle yeni 6 aylık dönem başlıyor.

Statüko devam ediyor.

Bu da hem güneydeki yönetime, hem de çıkarları statükonun devamında olanlara büyük bir ferahlık sağlıyor…

YERİN KULAĞI VAR

NASIL OLACAK:

“Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi taraflara, bir an önce, “öngörülebilir bir gelecekte varılabilecek bir anlaşma için ‘sonuç verici’ müzakerelerin başlangıç noktasını teşkil edecek görev tanımlarında anlaşmaları” çağrısında bulundu. İyi güzel de ayak sürüyen kim? Bugün federasyon tartışılır hale gelmişse, sebebi kim? Ondan kimse bahsetmiyor.

 PEK ÖYLE OLMADI SAYIN DENKTAŞ:

Serdar Denktaş, yeni vergi ve muafiyet düzenlemeleriyle, alt baremlerdekilerin daha çok artış almasının sağlandığını, üst baremlerde 100 lira civarında bir oynama olacağını söylemişti. Ancak özel indirim miktarının %17 oranından %10 oranına çekilmesi, orta gelir düzeyindeki özel sektör çalışanlarının, vergi düzenlemesiyle alacak oldukları artışı alıp götürdü. Bakanlık, basında bilip bilmeden yazanlardan şikayet etmekte ancak, yapılan hesaplar da ortada…

DÜŞÜNCELER YARGILANAMAZ:

YDP, Şener Elcil’in 28 Ocak tarihli basın açıklamasında “sevgisizlik”, “Türkiye sevgisine karşı saygısızlık” ve “suçlama” içerdiğini savunarak polise suç duyurusunda bulundu. Elcil’in birçok açıklamalarına ben de destek vermem ama, bü ülkede demokrasi varsa, küfür içermediği sürece herkes fikrini söylemekte özgür olmalıdır. Ortada iddia ettiğiniz gibi bir “suç” varsa, zaten gereği yapılır…

DÜNYADA ÖRENEĞİ YOK:

Yenidüzen gazetesinin haberine göre, özel sektörde çalışan toplam 94 bin 526 kişinin, 44 bin 512’si KKTC vatandaşı, 34 bin 574’ü TC vatandaşı ve 15 bin 440’ı ise üçüncü ülke vatandaşı.  Yaklaşık 50 bin yabancı işçiye karşı, KKTC vatandaşlarının sayısı ise 45 bine yakın. Turizm sektöründe ise durum daha da vahim. 18 bin 585 kişiden sadece 4 bin 161’i KKTC vatandaşı. Dünyada böyle başka bir ülke yok sanırım…

 DOSTLAR ALIŞ VERİŞTE GÖRSÜN:

Dikkat ettiniz mi bilmem ama, her yeni asgari ücret açıklandığında Türk-Sen’den itiraz geliyor. Yıllardır değişmeyen bir kural. Türk-Sen, son açıklanan asgari ücrete de itiraz edeceklerini açıkladı. Yıllardır itiraz nedeniyle değişen bir asgari ücret görmedim. Bu kez de değişmeyecek ama, maksat dostlar alış verişte görsün…

YOLLARIMIZ UYGUN DEĞİL:

Her işimizde olduğu gibi, trafik konusunda da net bir sorumluluk alamıyoruz. Ana yollar, caddeler, hatta sokaklar, ülke yollarına uygun olmayan TIR’lar, kamyonlar, beton mikserleri ve gereğinden büyük otobüslerle işgal edilmiş durumda. Zamanında siyasi kaygılar nedeniyle önüne gelene istediğini getirme izni verenler en büyük suçlu. Ama o kararlar orada duruyor.

ZİRVEDEKİLER

Nazım Hikmet: “Alçaklığın, hainliğin, iki yüzlülüğün, kısacası cümle kokuşmuşluğun at oynattığı bir dönemde, yaşamdan zevk alabilmek ancak zayıfların bahtiyarlığıdır. Esas olan; sadece yaşamak değil, insana yakışır şekilde ve onurlu yaşamaktır…Teslim olmadan, boyun eğmeden ve sürünmeden, el etek öpmeden yaşamaktır”…

DİPTEKİLER

Maksatlı Gerginlik: Hedef gösterip toplu bildiri yayınlama dönemi geri geldi. Ama ne kampanyalar. Hakaretler, aşağılamalar. Sanki bazı gruplar, özellikle “toplumu germe misyonu” almış gibi. Tek bir görüş için söylemiyorum, herkes için geçerli. Tepkiler de, tepkiye neden olanlar da, ikisi de kışkırtma… Toplum bölündüğünde, kamplaştığında elinize ne geçecek? Bilmediğimiz büyük hedefler mi var? Bu ne gerginlik, bunlar ne radikal söylemler…





Başa dön tuşu