Stamboli ve Coğrafya

12 Mart 2018 Pazartesi | 16:32
sicilia

 

Tözer Karafistan
Tözer Karafistan

Yirminci Yüzyıl Kıbrıs’ının Rum ve Türk liderliklerinin iki toplumu ayırmak yönünde 1963’te başlattığı silahlı çatışmalar döneminde bir Türk köyü olan Limnidi; bir tabur olarak askeri açıdan, verimli toprakları ve bol suyuyla tarımsal açıdan ve seyahat etmenin mümkün olduğu dönemlerde de deniziyle turistik açıdan Kıbrıslıtürkler için önemli bir köydü. O yıllarda Muhtarımız Halit Köycü’nün arabayla mahalleleri gezerek nüfus sayımı yaptığı bir çalışmaya katılmış ve Limnidi Taburu bölgesinde nüfusun 1650 kişiden oluştuğunu öğrenmiştim. Vroişa (Yağmuralan), Selemani (Süleymaniye), Ammadyes (Günebakan) ve Kserovuno (Kurutepe) köyleriyle önemli bir kanton bölge oluşmuş ve bu bölgede tüm halk on yıla yakın askeri bir yönetim altında yaşamıştır. Bu askeri tabur yönetimi altında her bölüğün futbol takımı, taburun askeri bandosu, sağlık ocağı daha birçok aktivite yanında geleneksel bayram kutlamaları ve hafta sonları canlı müzik eşliğinde köy parkında eğlence geceleri düzenlenirdi. O yıllarda her köyde olmayan bir de özel yazlık sinema vardı.

İbrahim Stamboli bir Road Man’di. Britanya kolonisi olduğumuz yıllarında Kıbrıs’ta devlete çalışmak bir ayrıcalıktı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan yokluk yıllarında devlete çalışmak büyük bir ekonomik güvenceydi. Topraktan olan köy ve orman yollarını tamir etmekle görevli olan adamlara Road Man, yani yolun tamirinden sorumlu adam denilirdi. Çocukluğumda onu hep haki renkli giysileriyle hatırlarım. Ballura tepesinin batı yamaçlarına konutunu kurmuş ve ölene kadar ailesiyle birlikte orada yaşamıştı.

Köyde düzenlenen hafta sonu eğlence gecelerinin birinde, sunuculuk yapan yeğenim Türker, Stamboli’yi sahneye davet eder. Stamboli gezdiği ülkeler konusunda bilgi verdikten sonra Türker sözü alarak, “Sayın Stamboli, bu kadar yer gezdiğinize göre coğrafyayı iyi bilirsiniz değil mi?” diye sorar. Stamboli de, “Evet, iyi bilirim. Üç gün de orada kaldım” diye cevap verir. Saygıyla andığım Stamboli Dayıyı hep bu güzel sözleriyle hatırlarım. Yaşayan yaşlılardan Stamboli’nin yurt dışına gittiğini teyit edecek kimseyi bulamadım.

İbrahim Dedem, bir maden işçisi olarak Cyprus Mines Corperation, kısaca CMC dediğimiz Kıbrıs Maden Şirketinden 1963 yılının Aralık ayında emekli olmuş ve emeklilik forumlarını Sosyal Sigortalar Kurumuna göndermişti. O günlerde başlayan silahlı çatışmalar arasında on yıl geçmiş ve bir kuruş emeklilik maaşı alamadan zor günler geçirmek zorunda kalmıştı.

1974 sonrası oluşan ortamda bir gün İbrahim Dedem, Stamboli ve iki yaşlı köylüyü daha yanıma alarak Lefke’deki Sosyal Yardım Dairesine gittik. Oradaki iyi niyetli memurun yardımıyla tümüne Sosyal Yardım Maaşı bağlanması sağlanmış ve bu dedelerin sevgisini kazanmıştım. Ne yazık ki bu dedeler gerçek emeklilik maaşlarını alamadan aramızdan ayrılmıştı.

Kıbrıs Türk köylerinin bazılarında bu tür birbirini destekleme konusunda sorunları vardır. İsim verip de sansasyonel durumlara girmek istemiyorum ama, geçmişte politik görüşlerinden dolayı hor görülmüş bir insan olarak çok acı tecrübeler yaşayarak üzüldüm. Takdir edilecek bazı köylerde, 80’li yıllarda devam eden partizan Ulusal Birlik Partisi köy örgütleri, politik görüşü ne olursa olsun kendi köylüsünü ezdirmemiştir. Limnidi’de bu böyle olmadı.

Kıbrıs’ın kuzeyinde oluşmuş bir gelenek olan Üniversite Giriş Sınavında en yüksek puanı tutturan ilk beş öğrenciye, aileleri zengin de olsa burs verilir vaadiyle İzmir’e gidip üniversiteye kayıt yaptırdıktan sonra bir türlü bursum verilmemişti. Saygıyla andığım köylüm Kemal Atalar ölmeden birkaç yıl önce bana, “Sana bir şey söylemek istiyorum” dedi. Ben de, “Buyur Abi söyle” dedim. “Senin en yüksek puanı tutturup Türkiye’ye okumaya gittiğin yıl vardı ya, işte o yıl köy örgütünde ben de vardım. Sana burs verilsin mi diye bizlere soruldu. Ben senin burs alman yönünde oy kullandım ve seni savundum. Diğerleri sana karşı tavır takınıp sana burs verilmemesi konusunda karar verdiler. Bunu bilmeni istedim” dedi. Kemal Abi’nin anlattıkları ve samimiyeti dolayısıyla ona teşekkür ettim. Sanki öleceğini biliyordu da bunu bana anlatma gereği duydu. Birkaç yıl sonra Kemal Abi’yi kaybettik.

Bu, UBP köy komitesinin on sekiz yaşındaki, kendi kanından, kendi canından olan yoksul bir genç hakkındaki bu olumsuz tutumundan birkaç ay sonra 1974 savaşı patlak vermiş ve ben o yaşımda köyüm ve köylüm için iki ay kadar aktif savaşa katılmış ve onların zarar görmemesi için etkin bir şekilde Dillirga dağlarında savaşmıştım. Aralarında bölük komutanlarının da bulunduğu bu köylü komite üyeleri, geri cephede kadın ve çocukların arasında saklanacak ve her gün telefonda söz verdikleri halde bir kez bile dağları ziyaret etmeyeceklerdi.

Ulusal Birlik Partisi’nin kendi taraftarları için mubah olan; adam kayırma, ganimet dağıtma, devlet olanaklarını peşkeş çekme ve saymakla bitmeyen, bir devlete ve hukuka ters uygulamaları yanında, kendinden olmayanlara uyguladığı baskı, tehdit ve yıldırma tavrının bir kurbanı olarak KKTC kurulduğu günlerde Kıbrıs’ı terk edip 35 yıldır İngiltere’de yaşamaktayım. Dışarıdan bakıldığı zaman bu 35 yılda en azından başarılması çok kolay olan bağımsız ve etkin bir hukuk sistemi oluşturulabilir, adil vergi sistemiyle bir ekonomi rayına konulabilir, Kıbrıs’ın geleceği olan turizm ciddiye alınıp bu işi yapabilecek bir kurumlaşmaya gidilebilirdi. Çevreyi kirleten çöp ve reklam panoları yerine temiz bir ada yaratılabilirdi. Bunları yapmak yerine, sayısı kırkı aşkın kumarhane, elliye yaklaşan kadın pazarlama kulübü ve bunlarla bağlantılı oluşan uyuşturucu pazarıyla Kıbrıs’ın kuzeyi bir çöplükten farksızdır. Eğer bize saygı duyulmasını istiyorsak, önce biz kendimize saygılı olup güzel bir çevre ve yaşam yaratmalıyız diye düşünüyorum.

Coğrafyaya adadık kendimizi. Bazı ülkelere bir kez, bazılarına on beş kez seyahat ettik. Eşimin işi dolayısıyla bazı ülkeleri boydan boya arabayla gezip en önemli turistik tesislerini ve otellerini inceledik. Kendi adıma elliye yaklaşan ülke gezip gözlemledim ve yazdım. Stamboli Dayının söylediği gibi bu coğrafyada hatırı sayılır bir zaman harcadım.

Eğer bana “Kıbrıs nasıl bir ada olmalıydı?” diye sorsalardı. Cevabım, “Sicilya” olurdu. Sicilya’ya gittiğim iki seferde adanın tümünü gezmiş ve 25 önemli turistik tesisini incelemek fırsatını elde etmiştim. Sicilya’yı çevreleyen tüm yollar çift şeritli ve muntazam olup dağlara açılan uzun tüneller, dere ve nehirleri aşan uzun köprülerden oluşmaktadır. Adanın her yanı tertemiz ve insanları böyle güzel bir adada yaşamaktan gurur duymaktadır. Dilerim bir gün biz, Kıbrıs’ta yaşayanlar da adamızın temizliği ve güzelliğinden gurur duyarak yaşama şansını elde eder, çocuklarımızın bizlerle gurur duyacağı bir ada yaratırız.