Adamızın “yıldızlar altında” olduğu, anlaşma için her türlü şartın oluştuğu, çözümün önümüzdeki yıl kesin olarak geleceği gibi romantik umutlar pompalanıyor olsa da, endişeler de bir o kadar gerçek…
BM Genel Sekreteri’nin Özel Danışmanı Espen Barth Eide’nin konuşması, mülkiyet konusundaki tartışmaları alevlendirdi.
Eide, malların eski sahipleri ve halihazırdaki kullanıcıları için tazmin, takas ve iade gibi üç seçenek bulunduğunu söyledi.
Rum basınında çıkan haberlerde de bu cümle, çeşitli şekillerde istismar edildi, yorumlandı ve doğal olarak da Kuzey’de bir endişe ortaya çıktı.
Şu anda yaşanan tartışma bu.
Kudret Özersay ise bu seçenekler için kriterlerin ne olduğunu sordu. Yani mesela Annan Planı’nda geri döneceklerin (iade) sayısı ve şartları belliydi. Ya da üstüne inkişaf yapılan malların iadesi söz konusu olmayacaktı. Bedeller bunlara göre belirlenecekti. O kriterler henüz belli değil.
Özersay ayrıca, kendisi müzakereci olduğu dönemde Rumların bir yazıyla, 74 sonrası gelenleri “kullanıcı” olarak kabul etmeyeceklerini bildirdiklerini, bunun değişip, değişmediğini de sordu. Bu ciddi bir konu. Annan Planı’na göre 45 bin Türkiye kökenliye vatandaşlık verilecekti. E, hem adama vatandaşlık vereceksin, hem de mevcut kullanıcı olarak saymayacaksın, olacak iş mi? Yoksa bu 45 bin mevzusu da mı ortadan kalktı?..
Bir de kullanılmayan, üstüne herhangi bir geliştirme yapılmayan arazilerin durumu var ki, Rum tarafının son dönemde bunların iadesini talep ettiklerini söylüyor, “bu konu ne durumda” diye soruyor. Özersay özetle, bu konuların netleştirilmesi ve ilerleme mesajları yerine, görüş ayrılıklarının giderilmesine çalışmak gerektiğini savunuyor…
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, takas, tazminat ve iade seçeneklerinin, zaten Taşınmaz Mal Komisyonu’nun da benimsediği seçenekler olduğunu söyledi. Ancak burada atlanmaması gereken bir fark var, Taşınmaz Mal Komisyonu hangi malın ne olacağına, kendisi karar veriyor. Yani bir otorite durumu var. Yarın konu bireylere bırakıldığında doğacak kaosu düşünebiliyor musunuz?.. Burcu, aynı zamanda gelinen aşamanın Kıbrıs Türk halkını rahatlatan bir aşama olduğu görüşünü de savunuyor.
Yapılacak anlaşma, halkın onayına sunulacak… Yani liderler ne derse desin, kararı halklar verecek.
Özel Danışman Eide, BM Güvenlik Konseyi’nin “dünyanın en yüksek organı” olduğunu ve Kıbrıs konusunda oy birliği bulunduğunu söylüyor ancak, anlaşmayı onaylayacak esas organ, iki halk…
Tabii bunun için de, halkların adil bir çözüm olduğuna inanmaları önemli…
Kendi açımdan şahsen bu aşamada, en azından Annan Planı’nın gerisine gitmeyecek bir anlaşma ortaya çıkmasını dilerim. Yine Sayın Eide, “Toplumların önüne ilk defa bu kadar ciddi bir fırsat çıktı” derken, Annan Planı’nı görmezden geliyor galiba. Hani şu bizim kabul ettiğimiz plan…
Diğer yandan, sağ partiler de tetikte. Özellikle UBP ve DP…
Açıklamalarına baktığımda, hiç bir konuda bilgi sahibi olmadıklarından yakınıyorlar.
Ayrıca bir de toplumu kışkırtacak başka kesimler var ki, onların önüne ne koyduğunuz da önemli değil, oturup mantıklı bir şekilde tartışmaları ya da ikna olmaları imkansız…
Tamam, atmosferi bozmayalım, suları bulandırmayalım, korku senaryolarına itibar etmeyelim… Ama bilgi yetersizliği ve Rum basınından gelen seslerle atmosferin bozulacağı açık. Çünkü “ha oldu, ha oluyor” görüntüsü verilirken, toplum da “biz bir şey bilmiyoruz” derdinde. Anladık, her şeyi anında halkla paylaşamazsınız. Ancak Rum basını her gün döktürürken, sürekli umut pompalayarak da bir yere varılamaz…
Cumhurbaşkanı Akıncı, endişeleri görmüş olacak ki, partiler, medya ve sivil toplumla bir araya gelme kararı vermiş…
Yanlış anlaşılmaların, spekülasyonların önünü kesmenin şartı, müzakere sürecinin sağlıklı bir şekilde islemesinin yolu da, halkların doğru bir şekilde ve sürekli olarak aydınlatılmasıdır…
YERİN KULAĞI VAR
ÖZERSAY’DAN İLGİNÇ AÇIKLAMA:
Birçok kesim tarafından parti kurması beklenen Kudret Özersay, dün yaptığı bir açıklamada “Eğer bu hükümet programda yazdıklarını, beklenilen zamanlarda yaparsa yeni bir oluşuma gerek kalmayabilir…” dedi. Bu da Özersay’ın, yazılan hükümet programına onay verdiği anlamına geliyor. Tabii uygulanmak şartıyla…
SARAY’DA OFİS:
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın eşi Meral Akıncı için Saray’da çalışma ofisi hazırlandı. Eroğlu döneminde Özer Kanlı’nın oturduğu oda, Meral Akıncı’nın ofisi oldu. Bayan Akıncı’nın burada, kadın hakları konusundaki çalışmalarını yürüteceği öğrenildi…
DÖVİZZEDELER MAĞDUR:
Son aylarda dövizde yaşanan aşırı artışlar nedeniyle ödeme zorluğuna düşen döviz borçluları, yeni hükümetten sorunlarına çare üretmesini bekliyorlar. Özellikle de dövizdeki artış nedeniyle bankalara olan borçlarını ödemekte zorlanan vatandaşlar, hiç olmazsa devlet bankalarına olan borçlar konusunda hükümetin müdahil olup, döviz kurunun sabitlenmesini istiyorlar. Geçtiğimiz yıl bir özel banka karından fedakarlık ederek bu uygulamayı yaptı ve ne battı, ne de zarara uğradı. Neden olmasın?..
YİNE KHK:
Yıllardır Kamu Hizmeti Komisyonu tarafından yapılan sınavlarla ilgili olarak ciddi iddialar olduğunu biliyoruz. Son olarak, Kamu Hizmeti Komisyonu’nun 23 Mayıs’ta yaptığı sınavla ilgili olarak da etrafta birtakım iddialar dolaşıyor. Konu, 23 Mayıs’ta yapılan sınavlarda, bir kişinin aldığı puan… Hatta bazı komisyon üyelerinin de, bu kadar yüksek puanın bir kişi tarafından alınmasına kuşku ile baktıkları iddia ediliyor…
“ALO BEN AKÇA”:
İki yıl önce CTP/DP-UG hükümetinin kuruluş aşamasında yaşanan ve siyaset literatürüne, “Alo Ben Beşir” sloganıyla giren telefon krizinin bir benzerinin, CTP-UBP koalisyon görüşmelerinde yaşandığını iddia eden DP-UG Genel Başkanı Serdar Denktaş, Havadis’e verdiği özel mülakatında, hükümetin kuruluşunda telkinin Türkiye’den değil, buradan yapıldığını söyledi ve telkinin adresini, “Bu defa Alo ben Akça” olarak gösterdi… Hükümet ortakları tarafından şiddetle reddedilen bu iddianın açığa çıkması gerekmiyor mu?..
İŞİMİZ ASTROLOJİYE KALDI:
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, “Yeniden Birleşmiş Kıbrıs’ın yeni Anayasa’sının yazılmasına çok yakınız… Kıbrıs sorununun çözümünde tarihi bir fırsat yaşıyoruz çünkü yıldızlar hizalandı” yorumunda bulunmuş. Yıldızlar tek sıra dizilmişse, hele bir de temmuz ayında yağmur yağdıysa, bu iş oldu demektir. Özel Danışman bile içinden çıkamadığı sorunu astrolojiyle çözmeye kalktıysa işimiz var demektir…
ZİRVEDEKİLER
Mete Tümerkan: “İş yapmanın zorluğu karşısında konuşmanın kolaycılığına kaptırıp gittik kendimizi.
Böylece vicdanlarımızı rahatlattık. Dünyanın merkezine koyarak olduğumuz yerleri kendimize yalan bir hayat yarattık. Adamlar bir şeyler yaparken bedeller ödemişler ama biz bedel ödemeden bir şeyler elde edilen ve bir yerlere geliverilen bir sistem kurduk kendimize. Bunun için gün oldu övündük, gün oldu bu düzeni kuranları baş tacı ettik gururla. Ve hep birileri diğerlerinden hesap sorup bir şeyleri değiştirmek için yola koyuldu. Ta ki bir yerlere gelip oturana kadar…”
DİPTEKİLER
Gece Kulüpleri: İçişleri ve Çalışma Bakanı Aziz Gürpınar, “gece kulüpleri ve insan ticaretinin engellenmesi için yasa hazırlığında olduklarını” açıklamış. Dünyada kimse bizi tanımaz ama çeşitli merkezlerin insan hakları raporunda cinsel istismar, kadın ticareti, insan ticareti konularında ayrıcalıklı bir yerimiz hep vardır. Neredeyse 30 yıldır bu ülkede gece kulüpleri ve insan ticareti yapılıyor, hatta devlet bu işten önemli de bir gelir elde ediyor ama tüm bunları zapturapt altına alacak yasa yapmak şimdi aklımıza geliyor.
































