Memleket yönetmenin yılda üç beş kez Ankara’ya uçup para tedarik etmekten ibaret olduğu gerçekte o makama kimi koysanız fark etmez!
Yani ne büyük devlet adamlığı gerekir ne basiretle dirayet.. Kim Ankara’dan para koparmak becerisine sahipse o makamın hem yetkili hem de başarılı sahibidir..
…Olayları ve makamları, insanları ve görevlerini asla küçümsemiyorum.. Sümme haşa! Fakat KKTC gide gide işte böylesi bir kısır döngü içine kıstırıldı.
Doğrusu Ankara’nın da şanından olmamalıdır. Ki yıllardır “biz veririz, biz yedirir içiririz, biz giydirir kuşatırız, biz yaparız biz ederiz… Denmektedir..
Yani KKTC muhtacı dide Anası TC himmet ede! TABİ böyle de olunca KKTC’nin Türkiye’nin himaye ve garantisinde bir ülke olmasından öte ne siyasi iddiası kalır egemenlik üzerine ne Devlet oluşu! Ve ne de Lafı güzaftan öte kıymeti harbiyesi! LAFIN kısası seçilmiş Başkanlarımızın “para para” diye semalarda yankılanan sesleriyle ikide birde Ankara yollarına düşmeleri KKTC’i yönetebilmek marifeti oldu! Oldu ama şu da oldu:
***
EĞER bugün KKTC de “iki ayrı egemen devlete dayanan çözüm mü yoksa federal bir sistem mi” sorgu ve arayışında referanduma gidilse (ki artık kamu oyu yoklamaları yapanların da bunu daha çok sormaları gerekir) görülecektir ki Anastasiadis’li Güney’in de bayılacağı bir sonuçla “Federal sistem” denecektir! Doğrusu sormaya da gerek yoktur o yola çoktan girilmiştir. Şöyle ki:
ARTIK işsizlerimizin, gençlerimizin, üniversite mezunlarımızın “aş iş para” sorunlarını Rum tarafı çözmektedir! Her gün artan sayıda Türk yurttaşı Rum tarafında türlü çeşitli işlerde çalışmak için o tarafa geçmektedir…
“CANIM siyasi sorun başkadır insanların aş iş para kazanma yollarında Güney’e geçip çalışmaları başkadır” demeyin!
Çünkü artık dünyada öylesi bir sosyoekonomik ve düzenli kural oluştu ki “vatan” dediğiniz “karınların doyduğu yer olmaktadır!” Kİ anlatmaya hiç gerek yoktur bu yollarda nüfusumuz kadar nüfus Londralarda Avrupa ülkelerinde aş iş para sağlamak için çalışmaktadırlar.. *** YA BİZDE? Hastahanelerde kalmadığı için bulunmayan ilaçlara ulaşmak, daha ucuz satış yaptıklarını işittikleri marketlere koşmaktadırlar!
Elektrik tarifelerinden, akaryakıt fiyatlarından yakınmaktadırlar..
Hayvancılar “tarım bütçesinde kalmayan tek kuruştan” dolayı sonunda bizi de batıracaklar diyorlarlar..
Daha geçen gün Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz uyarmak gereğini duydu: “Ekonomide dedi en önemli virüs enflasyondur!” Kİ Kıbrıs Türk halkının boğazını yılanıdır!
ÖTE YANDAN “Reform” kulpunu taktıkları Belediyeleri azaltıp parasal tasarruf yapacaklar diyorlar da ne diyor ama Kıbrıs Türk Ortopetik Özürlüler Derneği Başkanı Günay Kudret: “Özel Eğitim Yasası hâlâ geçmedi!” Devlet kağnı kadar ağır! ÖTE yandan:
***
MEDYA haberlerinden öğrendim: Geçen gün Meclis’te CTP Milletvekili Ongun Talat şöyle dedi: “Hükümete mensup Milletvekilleriyle ayni dili konuşmuyoruz. Diyalog kuramıyoruz!.. 14 kişi geçici işçi olarak Başbakanlığın arka kapısından işe alındı!..” HEM de Başbakanlık kapısı önündeki gençler iş aş para gailesinde bekleşirlerken!
***
BÜYÜK mücadelelerden, savaşlardan, seferberliklerden, yaşanan insanlık dramlarından, göç yollarından geçerek ve kan tere batarak kurduğumuz Devletimizi idame ettiremiyoruz.
Rahmetlik Denktaş’a çok çatalardı “şehitlerimizi, toplu mezarları dilinden düşürmediği için.. Fakat o inatla “Söyleyeceğim” derdi. Unutturmayacağım derdi…
NİTEKİM ben de unutmadım Atlılar köyünde 30 öğrencimin annelerinin bacılarının Rum milisleri tarafından katledilerek topluca bir çukura gömülmelerini!
YILLAR yılı Atlılar, Muratağa, Sandallar köylerinin yolundan geçemedim.. O yörelere gitmedim.. O minik günahsız öğrencilerim hâlâ gözlerimin önündedirler..
BU nedenle Kıbrıs Türk halkının bu adada sahip olmaya çalıştığı “egemen devleti” çok görülmemelidir.. Devletinin devletlisi olmayı can vererek şehit olarak göç yollarında savrularak hak etti. KKTC o hakkının hakkıdır. Fakat:
***
DEVLET KKTC halkının ayağının altından kayıyor! Olmuyor tutmuyor yürümüyor! Üstelik sorun ne Belediyeleri birleştirmekle ne hayat pahalılıklarıyla asgari ücretleri dondurmakla ve ne de Lefkoşa Ankara yolunu arşınlamakla da çözülecek gibi görünmüyor!
BİR yanlış var ama ne? Ki şimdi de “kaçıncı oldu bilinmiyor” Sn. Sucuoğlu ile Ankara arasında yeni bir protokol yapılacakmış! Büyük olasılıkla sanki çok büyükmüşüz gibi “Sosyoekonomik yönden Devleti küçültmek üzerine inşa edilecek.. Gene fedakârlıklardan söz edilecek.. Gene tasarruf denecek! Gene yılladır işlediğimiz günahların kefaretinin ödenmesi istenecek!
VE bir kez daha “az biraz yakaladığımız fakat Güney Kıbrıs’a ve ada gerçeklerine göre hâlâ sıfır esamesindeki yaşam standardımıza takılanlar “maşallah” diyecekler arabası olmayan yok! Akşamları meyhaneler dolu dolu…” Diyecekler! Ki ne zaman anlatmaya çalışsak arzuhalimizi, suratımıza bunları çarpıyorlar!
HER neyse bir gün salâha varırız inşallah diyelim…
































