Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SORUNUN ÖTEKİ YÜZÜ: (TEK TARAFLI MÜZAKERELER.)

Kıbrıs sorunu ile yakından ilgili olan tüm  “yetkili ve sorumluların”  Kuzey Kıbrıs’a hangi gözlüklerle baktıklarını bilemiyoruz. Dolayısıyle “çözüm konusundaki” teşvik ve açıklamalarını nasıl bir şablona oturttuklarını da bilemiyoruz. Mesela:
“İki kurucu devlete dayalı federasyonu” telafuz ederlerken, AB ve BM’ler üyesi olan dolayısıyle hâlâ adanın tanınmış devleti durumundaki Güney Rum Yönetimini çözüm arayışında  Kuzey’in neresinde,  nasıl, ne kadar,  hangi yönetsellik hak ve hukukunda düşünüyorlar? Kuzey’deki Türk halkını Rum halkı ile hangi “haklar, paylaşımlar, ortaklıklar” içinde tasavvur ediyorlar?
DENECEK Kİ: “Sorun masadadır ve nasıl bir federal çözüm sağlanması gerektiği de ana başlıkları ile saptanmıştır, görüşülmekte olan da bu başlıklardır. Dolayısıyle şüpheleri de beraberinde taşıyan bu tip sorgulamaların mantığı olmaz!”
İyi ama müzakereler başladığı gibi devam etmiyor! Çoktandır “Kuzey’in geleceği ve kaderi  üzerine yapılan pazarlıklarla sürüyor!”  Öyle de olunca ortaya çıkan fotoğraf şöyle bir algı yaratıyor:
YANLIŞ ALGI: Bir yanda 1960’lardan beridir  tüm adanın devleti olan ve hâlâ dünya siyasi aleminde öyle kabul gören Rum Yönetimi, diğer tarafta  1974’de Kuzey’i işgal ederek Rum halkını Güney’e göçe zorlarken Kıbrıs Cumhuriyetinin de yıkılmasına neden olan  Türkiye…
“Ooo fakat  KC’i 1963’de Makarios tarafından yıkıldıydı”  demek doğrudur da bugüne kadar bu  sorunun 1974’ü ve müzakereleri doğurmasına karşın var mı AB ve dünya siyaset arenasında bu gerçeği telafuz eden?
Hatta tam aksine ne yaptı AB Parlamentosu Başkanı Schulz? Güneye yaptığı “resmi” ziyaretinde Makarios’un mezarına çelenk koydu! Kuzey’i ise “tanımadığı” için ziyaretini  “gayri resmi” yaptı! Bir başka örneğe bakalım:
PİKİS NE DEDİ? Bir süre önce Uluslar arası Ceza Mahkemesi ve Rum Yüksek Mahkemesi eski Başkanı Pikis “mülkiyet sorunu her toplumun ikamet edeceği ve yerel yönetime sahip olacağı bölgeler belirlenmeden  federasyon çerçevesinde görüşülemez” dedi!
Yani önce “Türk ve Rum halkları  kendi yerel yönetimleriyle  nerede ikamet edeceklerini saptayacaklar ki  mülkiyet sorunu tartışılsın…”
Bir şey daha söylüyor Pikis: “Dönüşümlü başkanlık ırksal konfederasyondur!” Oldu mu? Zaten ne diyordu Schulz da? “Kıbrıslılar!”  Ha bizimkiler de  zaten “çapraz oylama” ile kabul ediyorlar bu yargıyı!
KISACA: Hukukçu değiliz. Ancak gitgide Rum tarafı ile AB Kuzey’i siyasi iradeleri içine alıyorlar! Üstelik Kuzey’deki kaderimizi de tayin etmek efkârında!                **********      NEDEN İMZALAMIYORLAR? (OYSA BİR İMZA BİN KÂR SAĞLAYACAK!)
2016-2018 Mali ve Ekonomik protokolünü imzalamaktansa memleketi bunalıma sokmayı göze alacak kadar gözü kara koalisyon hükümetimizin bu gidişle hangi duvara toslayacağını bilmiyoruz.  Aslında “Ankara ile neden sürtüştüğünü ne istediğini  de bilmiyoruz? Çünkü:
Dün de yazdık. Ankara’nın protokol gereği yeniden yapılandırılmasını istediği kurumlara bugün de yarın da sahip çıkan veya ileride sahip çıkacak bir “siyasi irade” görülmüyor! Bizatihi Yönetimin kendisi kendi “yönetimden” şikâyetçi oluyor! Mesela           Bu ülkede denetim yok diyor..     Bu ülkede Kamu Görevlileri verimli çalışamadığı için yeni yasa bekliyor, Meclise sevkedilecek diyor.. Öte yandan:
Bu ülkede tarım kesimi, Sendikalar sorunları çözülmediği için sürekli eylemdedirler!.
Bu ülkede okullar bile döküm döküm olmuş tamir edilmiyorlar!
Bu ülkede Süt üreticileri sütleri yollara döküyorlar!
Bu ülkede Patatesçiler ellerinde kalan patatesleri satamıyorlar!.. 
İŞİN KISASI: Devlet Yorgancıoğlu Koalisyon hükümetinden beridir sorunların altında kalmış ayağa kalkamıyor. Buna karşın TC ile imzalaması gereken prokolü imzalamıyor, para akışı dondurulunca da halkın önüne “Savunma giderlerini” atıyor ki eğer TC ile ilişkiler kopacaksa koptuğu yerde kalıversin!
BAHANEYE BAKIN: Özgür tarafından son maaş kesintisinin nedeni açıklanırken “savunma kalemine yapılan ödemeden dolayı”  diyor. TC parasını vermediği için KKTC bütçesinden çıkmış.            Ne olmuş yani! Kırk yılda ilk  kez savunma giderlerini karşıladık hükümet ağlamayı beğenmiyor! Neden? Sorarsanız bu ülkenin savunmaya  ihtiyacı yoktur da ondan! Zaten hükümet dışında faaliyet gösteren diğer bazı cepheler ne diyorlar? “Askerini de al git!”    TABİ DİKKAT:  Bu “huysuz hallerimiz” nedeniyle  Ankara’dan olumlu veya olumsuz tepki  geliyor mu? Tek bir şey söylüyor: “Protokolün süresi çoktan geçti, imzalayın para akışı başlasın!”
PARA AKIŞI BAŞLARSA NE OLACAK? Tabi protokolü imzalarlarsa!
Memurlar önümüzdeki ay kesintili ödeme sürprizi ile karşılaşmayacak!
Kırk iki yıldır tek çivi çakılmayan Mağusa limanı mamur hale gelirken işçiler de  toz topraktan kurtulacak.
Elektrik tahsilatı özele geçeceğinden artık Kıb-Tek’e Sayıştay denetimi bile gerekmeyecek!
Telekomünikasyon özelleşti miydi cep telefonları” şirketleri ile  rekabet de başlayacak..
Yani ve kısaca ne olacak? Bugüne kadar öyle geldi böyle gitmeyecek! Ve devlet malı deniz  olmadığından hiçbir domuz devleti sömüremeyecek!
Eee, şimdi böylesi ehven yapılanmalara karşı çıkıp hükümet krizi yaratmak mıdır akıl, yoksa parayı da kapıp yola daha güçlü devam etmek midir?    Tercih hükümetimizindir efendim…       **********
KISACA TAKILDIĞIM: (SIRADA ELEKTRİK VAR!)
Geçtiğimiz günlerde Maliye Bakanı Birikim Özgür de söyledi. “TC’den kaplo ile elektrik gelmeli.”  Tabi denizin altından. Neden olmasın! Adaların en büyük sorunu su enerjidir.
Fakat:  Su olayını biliyorsunuz! TC’ye teşekkür edileceğine, “suyunu da al git” dediler!
Ardından TC ile imzalanması gereken  Mali Protokol geldi gündeme. Kavgası neredeyse hükümet düşürecek. Sonuçta “protokolünü de al git” diyorlar!
Ve kavgaya devamda bu kez sıraya ne girecek?  “Elektriğini de al git!”