Köşe Yazarları

Sorunlar ağırlaştıkça: (Anlaşmazlıklar da artacaktır!)


Dün, “haberi al Rum basınından” serzenişinde bulunuyor ve müzakereler konusunda yine Rum gazetelerinin sızdırdığı haberlere muhtaç olacağımızı vurguluyordum. Nitekim siftahı Simerini Gazetesi yapıyor, masadaki anlaşmazlık konularını havalandırıyordu! Dün Simerini’ye dayanarak aktardığım bu anlaşmazlık konularından bir tanesi “AB’nin Birincil Hukuku” üzerindeki anlaşmazlıktı. Simerini’ye göre bir süre önce Akıncı’nın Brüksel’e yaptığı ziyarette “çözümün AB’nin Birincil Hukuku olması gerektiğini” söylemesi Rum tarafının fena halde canını sıktıydı. Çünkü AB’nin uygulanması zorunlu olan Birincil Hukuk yasalarının çözüme endekslenmesi Rum tarafını bağlayıcı olacak ki nedense buna sıcak bakmıyor!

Aslında bu konu karmaşık. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye katılımında yapılan 10. protokolde AB müktesebatının uygulanmasının Rum Yönetimi’nin etkin denetim yapamadığı bölgede (Kuzey) ertelenir deniyor. Ancak çözüm halinde 10. maddenin 4. bendi devreye giriyor ve “bir hal çaresi bulunması halinde AB konseyi AB Komisyonu’nun önerisiyle Kıbrıs’ın AB’ye katılımının Kıbrıs Türk toplumuyla ilgili şartlarının güncellenmesine oy birliği ile karar verir” diyor… Rum tarafı buna sıcak bakmıyor.
DÖRT ÖZGÜRLÜK. Bir diğer sorun olmakta. Annan Planı görüşmelerinde müzakereciler Talat’la Hristofyas, Türk vatandaşlarının Kıbrıs Hükümranlık bölgesinde (Güney) Türkiye AB’ye üye olsun veya olmasın, Türk vatandaşlarının bazı şartlar altında AB vatandaşı olmalarını prensipte kabul ettilerdi. Şimdi Rum tarafı “Hristofyas’ın Talat’a bir hediyesidir” dediği bu uygulamaya karşı çıkıyor!
DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK: Türk tarafı için galiba tek kırmızı çizgi şimdilik siyasi eşitliği çakacak olan dönüşümlü Cumhurbaşkanlığı konusu oluyor. Rum tarafı sürekli Rum Cumhurbaşkanı olmasından yana.
ÖTE YANDAN: Nüfusunun yarısı, dış ülkelerden gelen göçmenlerden oluşan Rum tarafı, Kuzey söz konusu oldukta “4 Kıbrıs Türk vatandaşına karşılık bir TC vatandaşının Kuzey’i terk etmesini istiyor. Karşılığında da 4 özgürlüğü kabul edebileceği söyleniyor!
Rum tarafının TC’nin garantörlüğünün lağvedilmesi ısrarı sürüyor…
ÖZETLE: Masaya “iki halkın Güney’de ve Kuzey’de hem federal devlete katılırlarken hem de kendi içlerinde kendi Yönetimlerine sahip çıkarlarken, kendilerine gerekli olan “egemenlik hakları ile özgürlükleri” gündeme geldikçe sorunların tartışmaları ağırlaşacaktır. Bunun daha yoğun yansıması ise “mülkiyet ve toprak konusunda” görülecektir. Bu sorunlar aşılırsa neden çözüm olmasın demeye devam ediyoruz…

**********       
Yeni hükümet: (CTP-UBP ortaklığında istikrarlı devlete doğru)

Nüfusu 300 bin kişilik bu küçük memlekette 75 milyonluk Türkiye’yi aratmayacak uzun süren hükümet kurma çalışmaları şaşırtıcıdır ama öyledir işte! Nitekim CTP’nin elinde Hükümet kurmaya müsait iki parti var. Bunlardan DP ile hükümet kurarsa 3, UBP ile kursa 4 bakanlık pazarlığı yapacak… Ne var ki günler geçiyor, memleket hükümetsiz! O kadar ki Çiftçiler Birliği bile Lefkoşa’yı darmaduman etme iştahlarına karşın bunun hükümetsiz bir ortamda tadının tuzunun olmayacağını düşünerek eylemlerini erteledi! (Demek ki neymiş? Hükümetsizlik bazen huzur ve sükûnmuş!)
SAĞLAM HÜKÜMET: Hem de kaya gibi olmalı! Bu da bugünkü akıl matematiğinde CTP-UP geniş tabanlı bir koalisyon hükümeti olarak belirmekte.
Ancak gene yazalım. Koalisyon hükümetleri fedakârlık ister. En iyi koalisyon hükümeti “kazan kandır.” Fakat siyasi partilerin kazanmalarından çok eğer “memleketin” kazanması gözetiliyorsa o zaman madalyonu ters çevirmeli ve şöyle okumalı: “Koalisyona katılan siyasi partiler kaybetmek pahasına memlekete kazandırıyorlarsa görevlerini tam tamına yapmış sayılırlar.” Ki bu da “icraatlar” yönünden ciddiyeti gerektirir. Bunun için de artık kesin karara varılmalı ve aşağıda bir kaçını sıraladığımız konularda yeni yol haritası çizilmelidir: Mesela 2013-15 yıllarını kapsayan (şimdilerde üçüncüsü devreye girecek) TC-KKTC Mali Ve ekonomik Protokolü sadece savsaklanmakla kalmadı, bu yüzden memleket “Devletçilikle Özel Sektör” kapışmasına itildi! Eğer bir ekonomik sistem sahibi olacaksak bunu “ekonomik terimlerle” oynamadan başarmak zorundayız. Mesela “Liberal ekonomiden yana mı olacağız yoksa devletçilikten yana mı? Mesela ekonomik sektörleri “kooperatifleştirerek” devletin kamburundan çekip alacak mıyız, yoksa bu sektörleri doğrudan gelir destekleri, teşvikleri, taban fiyatları ile beslemeye devam mı edeceğiz?
Mesela Kıb-Tek, Telekomünikasyon gibi kurumları özelleştirecek miyiz yoksa asla zararlardan kurtulmayacaklarının ayan beyan göründüğüne nazire devlet kamburunda taşımaya devam mı edeceğiz?
Mesela siyasi sistem haline gelen “popülizmi” devlet varlığından bir daha geri gelmemecesine söküp atacak mıyız yoksa uygulamaya devam mı edeceğiz? Mesela hukukun üstünlüğünü mü tesis edeceğiz yoksa hükmü karakuşiliği mi?
Mesela eğitimi, sağlığı kalıcılığı ile sistemleştirecek miyiz yoksa yazboz olmalarının devamına göz mü yumacağız? Vesaire.
HÜKÜMETİ ZOR GÖREV BEKLİYOR: Yorgancıoğlu’nun “Başarılı hatta reform hükümeti” olduk demesine karşın geçmiş hükümet zaten yılın üç yüz altmış beş gününe yayılan sokak eylemlerinden başını kaldırıp iş yapacak zamanı bulamadıydı! Bürokrasi en başarısız dönemini geçirdiydi. Doğrusu kimsenin kimseyi dinlemediği, neredeyse halkın üç ay gibi uzun bir süre Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle rölantiye yattığı bir kısır dönem yaşandıydı!
Bizzat hükümetin büyük ortağı CTP içindeki dalgalanmaların etkilerini de geçen süreye uladınız mıydı ortada “istikrar” namına tek “olgu” bulamazsınız. Oysa devletler istikrarlı olurlarsa büyürler… Yeni hükümet her halde öncelikle bu istikrarı sağlayacaktır.

**********      
Kısaca takıldığım (Bütçede fazlalık varsa neden darlıklar yaşanmakta?)    
   
Maliye Bakanımız Zeren Mungan görevi hitamında kamuya bir mesaj yayınladı. Maliye Bakanı olarak iki yıllık görevini tamamladığını, devlet bütçesini açık veren yapıdan düzenli seyir halinde “fazla” veren yapıya dönüştürdüğünü söyledi. Ve tabii giderayak bizi şaşırttı:
Bu nasıl bir “fazla bütçedir” ki devletin uçan kuşa borcu var! Bütçesizlikten ne sağlık servisleri ne eğitim kurumları hayır ediyor! Tek Sosyal Güvenlik Sistemi ahkâmlarında atananları azıcık soluklandıracak ücret artışı yapılamıyor! Emeklilerin gasbedilmiş alacakları ödenemiyor! Belediyeler kurtarılamıyor! Asgari ücret hâlâ saptanamıyor…
Kısaca: Devletin hazinesi devlete borçlu! O zaman o “fazlalık” ne oluyor? Yoksa hazinede “fazlalık” olarak tutulup, Maliye Bakanlığı’nın “başarısına” kaydedilmesi için mi?

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı