Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bu Sorun Siyasi Kararlarla Çözülür…

Hep derim ya Kıbrıs konusu siyasi kararlarla çözülür çözülürse..

BM Güvenlik Konseyi, bir kez daha tarafları, müzakerelerde kazanılan ivmeyi korumaya ve “birleşmiş Kıbrıs” konusundaki tarihi anlaşma fırsatını yakalamaya çağırdı.

Eide, mevcut fırsat penceresinin çok da büyük olmadığını itiraf etmiş olsa da, Güvenlik Konseyi üyelerine göre “tarihi” fırsatmış. Değerlendirilmesi gerektiği  düşüncesindeymişler.

Eide “yerleşim ve güvenlik garantileri”nin kilit sorunlar olduğunu söylüyor.

Ayrıca, “Bir toplum Türk askerinin varlığını çözümün parçası olarak görürken, diğeri sorunun bir parçası olarak görüyor” diyor…

Biz mi farklı görüyoruz, onlar mı hala bilmiyorum.

Garantiler konusunda hem fikiriz.

Ama Kıbrıs konusunda diğer kilit nokta bize göre, yani toplumun çoğunluğuna göre yerleşim değil.

Yönetimde yetki, eşit söz hakkı.

Yani uygulamada yerini bulacak olan siyasi eşitlik.

Görüntüde büyük bir hararetle tartışılan yüzde bir iki toprak konusu kimsenin umurunda bile değil.

Erdoğan’ın konuşmasından sonra “açık Maraş” denilen bölgede oturan 80 yaşında biriyle konuştum. İki kez göçetmiş, Güney’de şu anda çok değerli olan milyonlarca euro değer biçilen arazileri, evleri var. Diyor ki, “Biz Erdoğan’ın konuşmasından sonra, mahallede arkadaşlarla oturduk konuştuk. Zaten buraya geldiğimizden beri bir gün gideceğimizi biliyorduk. Bize bir yer göstersinler, gideriz, umurumuz olmaz. Yeter ki, bu belirsizlik bitsin”…

Diyeceğim, mesele üç beş toprak meselesi değil. Sen asıl gerçek anlamda eşitliğe dayalı, bozulamaz güvenceleri olan, ya da bozulsa bile, ertesi gün ne yapacağını bildiğin, kimliksiz kişiliksiz kalmayacağın bir anlaşmayı sağlayabilir misin, mesele budur. Yoksa toprak, tali mesele…

“Kıbrıs meselesi siyasidir” görüşümüze katılan bir uluslararası ilişkiler uzmanı, Karabük Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. İsmail ŞAHİN; “Rusya tüm gücüyle enerji hattının iki yakasını ve İskenderun körfezini tamamıyla kontrol etmek amacıyla Karpaz’ın Türk tarafından koparılmasında ısrarcı tutum takınabilir. Gazimağusa‘dan Zafer Burnu’na kadarki tüm kıyı şeridinin Türkiye‘nin nüfuz alanında bulunması Rusya‘ya endişe vermektedir… Kıbrıs‘ın geleceğini Kıbrıslı Rum ve Türklerin tezlerini müzakere masasında savunan liderler ya da maharetli diplomatlar değil, Doğu Akdeniz‘de enerji pazarlığına tutuşan aktörlerin tezleri belirleyecektir. Şayet bu pazarlık düzgün yürütülürse bölgede enerji üzerinden bir barış sağlanabilir. Aksi durumda enerji savaşları nedeniyle bölgedeki huzursuzluğun uzun müddet devam etmesi muhtemeldir” diyor o da…

Bu tarafta da, Başbakanımız Özgürgün… Hala “nasıl olsa da bu iş bozulsa” modunda… O ve onun gibiler, toprak konusunu, asker konusunu alabildiğince malzeme yapmaktalar. Her zaman olduğu gibi.

Askerin nasıl çekileceği, nasıl, ne kadar kalacağı üç aşağı beş yukarı belli değil mi zaten…

Bakın ne demiş Özgürgün;

“İyi ki müzakereler durdu devam etse yandık. Harita vermek hata, artık masaya oturmamak lazım”.

Şimdi burada Cumhurbaşkanı ve ekibi, öbür tarafta Türkiye, müzakere üstüne müzakere, pazarlık üstüne pazarlık yaparken, KKTC hükümetinin başındaki kişinin söylediklerine bakın. O mevkide oturan birinden en azından diplomatik ifadeler kullanmasını beklersiniz değil mi? Yok, kör parmağım gözüne.

Şimdi bunu okuyan muhatapların, daha fazla talep sürmeyecekler mi masaya… Zaten üç kuruşluk peyleri varken, seni uzlaşmaz ilan etmeyecekler mi?

İşte o noktada, herkesin kafasındaki soru “Ankara”…

Gördüğümüz izlediğimiz kadarıyla anlaşma için her yolu deneyen, muhafazakar tabanına rağmen, daha büyük stratejik çıkarları düşünerek Kıbrıs’ta bir anlaşma için uğraşan Ankara…

O Ankara orada dururken, Özgürgün’ün bu çıkışları neye delalettir acaba?

Uzun lafın kısası, halkın yüzde 60 iradesiyle görev verdiği Cumhurbaşkanı o siyasi kararı verebilecek mi?

İşte sorun orada düğümleniyor…

 

YERİN KULAĞI VAR

BİZİ KİMLER YÖNETİYOR:

Bir başbakan düşünün, ülkesinde barış ve huzuru, çözümü sağlamak için çaba harcaması gerekirken çıkıp, “İyi ki müzakereler durdu devam etse yandık…artık masaya oturmamak lazım” diyor ve ekliyor, “Cenevre’ye başbakan olarak gittim. Herhalde cebimden ödeyecek değildim.” Kendi halkına mikrofondan “geri zekalılar” diyen bir başbakandan farklı bir açıklama beklenmezdi zaten…

 

BAKALIM KİM İTİBAR EDECEK:

Çakıcı’nın açıklaması hoş ve boş geldi bana… CTP’lilere sesleniyor ve “Çeteleşmeye kurban gitmeyin, siz de gelin”… Allah Allah, kendisinin yaptığı, TDP’nin içindeki çeteleşmenin sonucu değil de nedir acaba? Kendisi de TDP içinde kırgınlıktan başlayıp, ayrılmaya kadar giden bir klik oluşturmamış mıdır? Hem de geçmişte başkanlık yapan biri… Dıştan bakanlar bunu, “TDP içinde yeniden başkanlık şansı kalmadı” diye yorumlamadı mı? Ayıp da olmuş aslında ama, bakalım CTP’de buna itibar eden dahaları çıkacak mı…

 

BU DA MI UMURUNUZDA DEĞİL:

Üniversitelerin birer ticarethaneye döndüğü yönündeki kaygılar, devam mecburiyeti kuralının ihlali ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan ekonomi ve asayiş sorunları, KKTC üniversitelerinin öğrenci kimliğini alarak başka işlere bulaşanlar bildiğimiz tartıştığımız meseleler. Çözümü de basit olduğu halde, siyaset kılını kıpırdatmaya korkuyor. Şimdi Rumların sektörü  takip için birim kurduğu haberleri geliyor.  En azından bu YÖDAK’a gerçek görevini yapması talimatının verilmesini sağlayabilir mi? Yoksa çok mu iyi niyetliyim…

 

EKONOMİ SOS VERİYOR AMA:

Ülkenin her sektörü batma noktasına geldi ama hükümetin önlem alma gibi bir niyeti yok. Dövize bağlı bir yaşamı olan ülkemizde son aylarda yaşanan artış, sadece vatandaşı değil, sektörleri de vurmaya başladı. TL kazanıp dövizle yaşarken, yakında toplu iflaslarla karşılaşacağız. Çare üretmesi gerekenler ise elleri kolları bağlı sadece gidişatı seyrediyor.

 

BASİRETSİZLİK:

Yönetenlerin irade gösteremediği, yasaların ve insan hayatının yok sayıldığı bir ülkede yaşıyoruz ne yazık ki. Bir bakan çıkıp “doğru dürüst denetim yapsak, inşaatlar durur” diyor, bir diğeri yollarda canavara dönüşen ağır yük araçlarını denetleyeceği yerde, işin kolayına kaçıp trafiğe çıkmasına izin veriyor. Bir başkası eğitimde kaos yaratıyor. Gerekçelerinin tek bir izahı olabilir, o da aymazlık ve basiretsizlik…

 

DİNLİYORLAR DA NE OLUYOR:

Her gün gazetelerde rastladığımız haberler; falanca bakan, ‘filanca örgütün sorunlarını dinledi’ diye. Poz poz resimler, içi boş açıklamalar ama falan bakan, filan örgütün bu sorununu çözdü diye bir haberi hiç göremezsiniz. Yıllardır bu kısır döngü sürüyor. İkitdarda kim olursa olsun hep birtakım sorunlar anlatılıyor, ilgili bakan da dinliyor. Sonuçta hiçbir sorun çözülmüyor ve sürüp gidiyor.

 

KALABALIK BİR NÜFUS:

Nüfusu yaklaşık üç yüz bin olarak açıklanan ülkemizde,sekiz yüz binin üzerinde cep telefonu kullanıcısı olması biraz garip değil mi? Öğrencileri, askeri de koysak, bu rakama ulaşmamız neredeyse imkansız.  Ya herkes iki telefon kullanıyor ya da eski Başbakan İrsen Küçük’ün dediği gibi, “kalabalık bir nüfusa” sahibiz…

 

 

ZİRVEDEKİLER

Başaran Düzgün: “Ey vatandaş gelirin hangi para birimindeyse onunla borçlan gibisinden artık bayağılaşmış veciz lafların arkasına saklanıyor bizimkiler. Farkında değiller ki dolar arttıkça öğrenci kaybedeceğiz. Dolar arttıkça kendi cebimizden kaybedeceğiz. Farkında değiller ki bu işin sonu iflas ve işsizliktir. Farkında olsalar kıllarını kıpırdatırlardı. Böylesine kayıtsızlık pasif intihar ile eşdeğerdir…” .

 

DİPTEKİLER

Ahmet Aydın: Karayolları Dairesi Müdürüdür Ahmet bey. Hükümetin koyduğu yasağa rağmen, özel bir şirketin ağır vasıta araçlarına yüklü olarak, Ciklos mevkiinden Girne’ye girişine izin veriyor. Hem de iki aylığına. Üstelik izni daha önce vermiş, bu uzatmaymış. Yarın bir başka şirket de bu ayrıcalıktan faydalanmak isteyecek haklı olarak. İşte o zaman seyreyleyin alemi. Arabadan çok yüklü ağır vasıtalar işgal edecek Lefkoşa-Girne anayolunu. Allah korusun olası bir kazanın hesabını da, bu izni veren Ahmet bey ve sorumlu bakanı verecekler herhalde…