Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sorun çözümle bitecek… Çöz kurtul…

Bağlar, hem de öyle bir bağlar ki…
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin üyesi…
Kararlarını tanıyor…
Şimdi, “tanımıyoruz” içerikli açıklamaların, bir kıymeti yoktur…
Konu, “milliyetçilik” temelinde tartışılmaya başlandı.
Yanlış…
103 köyden göç ettiği doğrudur Kıbrıslı Türklerin…
Bine yakın şehit ve kayıp verdiği de…
Türkiye’nin öyle yada böyle müdahalesi ile ölümlerin durduğu da doğrudur.
Türkiye’nin müdahale ettikten sonra, Kıbrıs’ın kuzeyini, “babasından miras sandığı” da doğrudur ama.
Yanlış iskanlandırma ve toprak politikası…
Yanlış nüfus politikası…
Tümü, Türkiye’yi “sürekli mahkum” pozisyonuna sokmadı mı?
Bundan önceki AİHM kararlarına bakın…
Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız…

Milliyetçilikle olacak iş değil
Kıbrıslı Türkler bu adada büyük acılar yaşadı…
Öldü, öldürüldü…
Evlat acısı, ana baba acısı…
Göç çilesi…
Ya Kıbrıslı Rumlar…
Güllük gülistanlık bir ülkede mi yaşadı?
Onlar da öldü, öldürüldü…
Evlat acısı, ana baba acısı…
Göç çilesi…
Yaşadı… Yaşatıldı bunların tümü…
Bu ada, ortak çile yaşadı…
Ortak acılar çekti…
Kıbrıslı Türk de…
Kıbrıslı Rum da…
Şimdi, bedeli Türkiye ödeyecek…
90 milyon Euro…
Bir kısım, “oh” çekiyor…
Bir kısım, “haçlı seferi” diyor bu karar için…

Çare, “çözüm”
Milliyetçilik temelinde…
Yada Türkiye’ye öfke ve kin duyarak, yeni bir tartışma içine girdiğimiz gerçek.
Oysa, bütüne odaklanarak, sorunun çözümü için mücadele etmek gerekiyor.
Sorunun çözümü, anayasal güvence altına alınacak, siyasi eşitlik temelinde bir çözümden geçiyor.
Bu olmadığı sürece, belirsizlik devam ettiği sürece, AB-Türkiye, AİHM-Türkiye, yada Yunanistan-Türkiye, Kıbrıs-Türkiye ilişkilerinde hep bir “sakatlık” olacak…

İhmal cezayı getirdi
Tartışmalara bakıyorum da…
Herkes, “Türkiye 90 milyon Euro ödeyecekse, lazım Rumlar da bize ödesin. Biz de göç ettik, şehit verdik, kayıp verdik” deniyor.
Bunun zaten doğru olduğunu, yukarıda da yazdım…
Da ne yaptık biz?
Bakınız…
90 milyon Euro ceza ile sonuçlanan bu dava, 1996 yılında açılmış…
Aynı yılın haziran ayında da “kabul edilebilir” bulunmuş…
Ama gerçek şu ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, “Ecevit-Bahçeli-Yılmaz” üçlüsünün ülkeyi yönettiği dönemde, “savunma yapma gereği” bile duymamış…
5 Haziran 200’de de “savunma süresi” dolmuş…
Şu anda CHP milletvekili olan Rıza Türmen, o dönem, Türkiye adına AİHM Yargıcı idi…
Davadan çekildi.
Bu süreden sonra da, aradan geçen 14 yılda, kimse savunma gereği duymadı…
Yani şimdi burada herkes, “Bizde mağduruz” diyor ya…
Kimse bunu savunmamış…
Kimse, “1974 öncesi şöyle şöyle olmuş, Rumlar böyle yapmış, Türkiye adaya giderek barışı tesis etmiş” gibi tek bir cümle kurmamış…
Şimdi herkes bir ağlaşma içerisinde…
İhmal, cezayı getirdi…
Biz arkasından ağlıyoruz…