Köşe Yazarları

Sorular, Verilemeyen Cevaplar ve Şüpheler!











Eide gitti Guterres geldi! Tabi biliyorduk. Flimlerin de yıldızları vardır futbolun da! Her devrin “büyükleri” olur kısaca. Şimdi sıra Guterres’de. O kadar ki adamı “yetiş ey  Hızır  Aleyhisselam” gibi  çağırıyorlar! Peki yetişse ne olacak? Sorunu getirip garantilerde kilitlediler sanki  başka sorun yokmuş gibi!




MESELA: Hâlâ Kuzey’de Rum’a nereleri vereceğiz biliyoruz! Omorfo verilecek mi? “Özgürgün diyor ki        Karpaz’ın verilmesi asla söz konusu değil!”  Gerçek öyle mi? Sonra yeni  haberler işitiliyor. Rum tarafı Kuzey’de yüzde 29 toprak oranını kabul etmiyormuş! Yüzde 28 falan diyorlar!



Öte yandan denizler kıyılar sorunu var! Hidrokarbon yatakları sorunu var! Bizim bazı entel gevezeleri önemli değil diyor ama “dönüşümlü başkanlıkla siyasi eşitlik” sorunu var!

HATTA: Rum tarafında da berbattır ama bizim bu tarafta çözüm olsa da derdi belası sürecek trafik sorunu bile var! Rumlar Kuzey’e döndüklerinde kendilerini cennette değil, bu sorun nedeniyle cehennemde sanacaklar!

Şaka bir yana; çözüm olduğunda “sınırlar” nasıl olacak kurucu devletlerin? Bugünkü gibi yine kalacak mı kapılarla görevli  polisler? Yoksa sorma gir hanı gibi  gelen geçecek, giden mi gelecek? Bu tarafa dönecek Rum ahalinin rehabilitesi  kaç yılda tamamlanacak? Doğumlarını Güney Rum Kurucu Devletinde mi  yoksa Kuzey Türk kurucu devletinde mi yapacaklar?

Vergiler  nasıl kim tarafından hangi federal yetkide toplanacak? Harcamaları nasıl olacak?  Mahkemeler, devlet daireleri, pasaportlar, Güney’in Yunanistan Kuzey’in Türkiye ile ilişkileri ama her yönden nasıl sağlanacak?

BAŞA DÖNELİM. Biliyoruz ki Eroğlu ile Anastasiadis müzakerelere başlarken iki kurucu devlete dayalı tek federal devlet, tek uluslar arası temsiliyet prensibine varıldıydı!  

Dolayısıyle  “Temsilciler Meclisi ile  Senato da bu federal çerçevenin içinde yer alacaktı da sorun  şu? Türk-Rum o meclislerde bir araya geldiklerinde nasıl sağlıklı ilişki ve yasama ile yürütme oluşturacaklar?

Ki o “mutabakatta” en büyük kazancımız “kurucu devletlerin ayni zamanda kendi içlerinde polislerine kadar  özerk olmalarıydı! Oysa şimdilerde Anastasiadis dönüşümlü başkanlığı bile kabul etmiyor!

(Son günlerde bu konuda bizim bazı entellerimiz “Başkanlık” yerine Türk ve Rumlardan oluşacak bir “Başkanlık Konseyi” öneriyorlar!  Doğrusu daha akıllıca ve sağlıklı!)

Fakat o sorun aşılsa da bu sorun devam ediyor: “Rum tarafı ile bu adada  ayni federal devlette nasıl yaşayacağımız sorunu! Guterres çözer mi diyelim!

_______________________________________________________________________________                 

İKTİDAR ERKİ BECERİLERİNİ TÜMDEN KAYBEDERKEN…

Müzakereler kilitlendi deniyor! Hatta iptal bile edilebilir! Olsun gün gelir birileri bir anahtar uydurur kilidi yine açar! Çünkü sadece bizim değil! Ayni adada bizim varlığımızdan ve içimizdeki Türkiye’den dolayı “olumlu veya olumsuz etki tepkiler ve iletişim sorunları nedeniyle  Rum’un da çözüme ihtiyacı vardır!

 ANCAK. Karar verecek olan onlar değil! Daha dün Küba ile 25. dostluk anlaşması kutlaması yaptı!  Çözüm oldukta şimdiye dek oluşturduğu uluslar arası ilişki ve anlaşmalarına otomatik olarak biz de mi katılacağız? Yoksa Kurucu devlet ahkâmlarında yalnızlığımıza devam mı edeceğiz?  Hayır konu “siyasi” değil! Konu ekonomik! Ki çözüm  olsa da olmasa da KKTC’nin buna çok ihtiyacı vardır. Çünkü bakın şu ahvalimize:

Ne demek bir devletin hastanesindeki ambulans şoförü izne çıktı diye yerine koyacakları bir başka görevli olmaması!  Ne demek devletin  hastanesinden altı ayda 9 doktorun istifa etmesi!

Ne demek yıllardır memleketi pisliğe boğan çer çöp sorununun üstesinden gelinememesi!

Ne demek bu kadar küçük bir ülkede panayırlarda kurulan “çarpışan arabalar” misali ölümlü trafik kazalarının yaşanması?  Ne demek hâlâ kentlerin nazım planlarının  çıkartılmaması, çok katlı inşaatların durdurulamaması, ekim yapılacak tarlalara konutlar yapılması!  Ne demek tek bir kurumun, örgütün, mesleki birliklerin “grev yahut eylem yapmadan hakkını alamaması!”

Ne demek yıllardır söylenegeldiği halde hâlâ ve beterince iş kazalarının devam etmesi, işçilerin yükseklerden düşerek ölmeleri!

NİÇİN ÇÖZÜM: Neden istiyoruz? Benzeri yığınla sosyoekonomik sorunları çözemediğimiz için birileri dıştan gelip  çözsün diye mi? Ayıp!

Bilir misiniz Yenierenköy’ün o güzelim belediye plajı vardı ya! Belediye battı o da kapandı! Şimdi gidin görün orayı, ağlamaklı olursunuz! Ve anlarsınız ki bu ülke gerçekten “sahipsiz ve idaresizdir!” Mevcut hükümete taş atmıyorum. Taşım hepimize!  Çünkü hükümetin bunca acizlik ve batmışlığına karşın,   gettolarından çoktan çıkmış insanlar bile bir bir apartman katı bir araba sahibi olmak için çalışıyorlar! Ve gerçekten de sahip oluyorlar!

Bu trafik keşmekeşinin içindeki araba furyasına bakın.. Hepsi de gıcır gıcır da ya memleket? Kelimenin anlamıyla rezalet!

Ne diyecektik? “Ne yapalım hükümetlerimiz hep cılk çıkıyor” mu? Unutmayın ama. İnsanlar layık olduklarıyla yönetilirler!

_______________________________________________________________________________

 KISACA TAKILDIKLARIM: (İKİ SEYİRLİK FİLM!)    

Biri  2. bölümünün altı aydır  vizyona girmesi beklenen ve  baş rolünü Çalışma Bakanı Ersan Saner’in oynadığı 15 kişiden oluşan “Asgari ücret Tespit Komisyonu çalışmalarına başladı” adlı filmdir. Bu filmde  her zaman olduğu gibi işveren ve devlet temsilcileri arasında hiddetli ve şiddetli düello sahneleri vardır. Kaçırmayın diyorum!

Öteki: Değişmeyen konusu ile her zamanki “et filmi! Hayvan üreticileri Birliği Başkanı Naimoğulları “ithal etin önünü açıp bir kaç kişiye rant sağlamak amacıyla  halkın kışkırtıldığını”  söylüyor…                             Güzel de pahalı etin fiyatını  kim aşağı çekecek?  Gelin hükümetle kavga edeceğinize o ithal iznini siz hayvan üreticileri birliği alın,  kendi üretiminizi de katarak halka daha ucuz et sunun!





Başa dön tuşu