Yazımızı tuşlarken Mont Pelerin’inden çıkacak sonucu bilmememize karşın “yazmazsak olmayacak” dediğimiz bir saplantıda yine de bir değerlendirme yapmak gereğini duyuyoruz.
(Burada bir parantez açıyorum: Dün de yazmak zorunda kalmıştım. Bizim büyük önem verdiğimiz ve tüm dünyanın ilgiyle izleyeceğini sandığımız Cenevre’deki müzakereler mesela Türkiye medyası tarafından bile önemsenmedi! Tutun ki her siyasi olay hatta Ortadoğu’daki savaşlar bile ABD seçimlerinin gölgesinde kaldı! Oysa ne diyordu AB’nin yetkin ve etkin memurları: “Kıbrıs siyasi sorununun çözümü bizim için en öncelikli konudur!” O kadar yani!
Buna karşın Amerika’daki Başkanlık seçimleri ile Türkiye’deki Başkanlık arayışları Mont Pelerin zirvesini gözlerden ve dikkatlerden uzaklaştırıverdi! Üzücü oldu ama! En azından Türkiye medyasının Cenevre’de AB’nin gözlerinin içine sokacağı etkinliği, Sn. Akıncı’ya güç ve moral verirken, Rum heyetini de ürkütür canını sıkardı!)
ÇÖZÜM İSTENMEZ: Ya sağlanır yahut yaratılır! Biz başından beridir “çözüm isteyen” taraf pozisyonundayız! Bu da “AB’nin büyük kalleşliğinden dolayıdır!
Rum’u AB üyeliğine alırken Türk halkını dışarıda bırakması nedeniyle bir…
Üstüne üstlük KKTC’ye ambargo uygulayarak Türk halkının Güney’in himmetine muhtaç duruma düşmesi politikası gütmesi nedeniyle iki!
Dolayısıyle Türk halkı olarak Türkiye’nin de desteği ile strateji yaptığımız “geçen zamanı” siyasi yönden lehimize çeviremedik! Sonuç ortadadır. Türk tarafı o geçen zaman içinde çözüm isteyen taraf durumuna düşerken, GRY de o çözümü bize bahşedecek duruma getirildi!
BUNDAN SONRA: Referanduma gidilir mi gidilemez mi bilinmez. Fakat müzakereler bittiği yerde yeniden başlar! Çünkü Güney Kuzey’den vaz geçmez! Kıbrıs Türk halkı da vaz geçmez! Dolayısıyle Kuzey paylaşacakları kıvama gelinceye kadar müzakereler periyodik aralıklarla sürer!
KISACA TAKILDIĞIM: (İSTENMEYEN TRUMP!)
Donald Trum’la ilgili yazılıp söylenenlere baktıkça şaşırıyorum. Sanırsınız ABD’nin başına bir canavar geçiyor. Oysa adam her şeyden önce başarılı bir işadamı. Üstelik dünya zenginlerinden.. Aldığı oylar da öyle Arabın çorabın oyları değil, yüzde elliye yakını deniyor beyaz Amerikalıların oyları.. Ayni beyazlar Clington’a anca yüzde 33 oranında oy vermişler!
Ha, Müslüman seçmenlerde bu oy oranı Clinton’un lehine yüzde 70’i bile aşıyormuş. Trump ise Müslüman olan seçmenlerden ancak yüzde 7 oranında oy almış! Buna karşın Clinton’u kurtarmaya yetmemiş ama!
Yani Trump’ın Başkan seçilmesi bir raslantı değil. Trump değişen Amerikan halkının beklentilerine ayni oranda “büyük değişim” vaadi ile seçildi. Doğrusu ben tüm “Amerika bilgisizliğime” karşın belki hissi bir düşüncede Trump’ın Amerika için çok faydalı olacağına inananlardanım. Hatta bu inancıma Türkiye ile oluşturacağı iyi ilişkileri de koyuyorum…
KURTULUŞUN ÇARESİDİR ÖZELLEŞTİRMELER
Ben bu satırları yazarken Hayvan Üreticileri Birliğinin darbe gibi eylemlerini kaldırıp kaldırmadığını bilmiyorum.
Fakat: Hayvan besicileri eylemlerini kaldırmış olsalar da olmasalar da bu son eylemleriyle gösterdiler ki “KKTC bundan sonra öyle geldiği için böyle gitmeyecektir.” Yahut “gitmemelidir!” Her hükümet döneminde olagelen bu Sendika ve Birlik hareketlerinin gitgide kantarın topunu kaçırdığı bir gerçek! Öte yandan:
DEĞİŞİM ŞART: Artık bu ülkede “Hantal Merkeziyetçi Sistemi” dağıtmanın zamanı gelmiştir. Bunu yıllardır oy kaygısı ile kurumları sıkı sıkıya devletin organları olarak aidiyet ve emirlerinde tutan hükümet ve siyasi partiler görmelidirler! Bu gidiş gidiş değildir! Ki hatırlanmalıdır. Soyer iktidarından beridir hükümetleri erken seçime zorlayanlar “muhalefet partileri değil, Sendika ve Birliklerin sürgit eylemleriyle tehditleridir!
ANCAK: iki olaylı birbirinden ayırıyoruz. Mesela hükümet bir yandan Hayvancı ve çiftçiyi “türlü çeşitli teşviklerle destekliyor” ama seçim zamanı geldiğinde ayni oranda desteği bu Birlik ve Kurumlardan istiyor! Kısaca sandığa yansıyacak oylarını gözlüyor!Aslında “ver yeyim seni öveyim” kabilinden gelişen bu “devlet-sektörler dayanışması” resmen antidemokratik bir şikedir! Fakat KKTC’de açıkgözlük yahut popülizm olarak düzen haline getirilmiştir!
ÖZELLEŞTİRMELER. Açık seçik bilinendir. Hükümetler, Kurumları hep ellerinin altında tutmak istemektedirler. CTP’si de UBP’si de! İktidarda ve ayakta kalabilmeleri için bu kurumlara ihtiyaçları vardır.
Ama şu Toprak Ürünleri Kurumuna bakın. Devlete olan borcundan dolayı battı, tam bir rezillik! Elektrik Kurumuna bakın devlet içinde devlet!
Öte yandan son günlerde özelleştirilecek denilen Cypruvex’e de bakın. Ve hafızanızı yoklayın. 80 bin dönümden 40 bin dönümlere indirdiğimiz Narenciye bahçeleri Nadir döneminde de mi verimlilik ve ihracat yönünden tavan yaptıydı yoksa devlet elinde kalmaya devam ederken mi gelişip palazlandıydı? Memlekete bakın: Sürekli kalkınıp gelişirken devletin de büyümesine katkı koyan “özel sektör” mü, yoksa “devletin kurumları” mı?
Veya: Koyun devletin telekomünikasyonunu bir yana, “cep telefonlarını” da öte yana. Ve farka bakın farka!
Tabi ki tekel olacak, halkı sömürecek bir “özel”den söz etmiyoruz! Fakat devleti “kurumları ile tekel durumuna getirecek” bir devletçilikten de söz etmiyoruz! Tabi ki Özel’in de denetlenmesi ve kendine çeki düzen vermesi gerekir. Bunu da bakkalcılıktan, sütçülükten, patatesçilikten vaz geçip bu “denetim mekanizmalarını” çalıştıracak devlet yapacaktır. O zaman devletle birlikte ekonomi de kurtulur!
































